Pages

Wednesday, March 26, 2014

Üretim Ekonomisi Kongresi Özeti - 2

Bir önceki yazıda, 21-22 Mart tarihlerinde Kültür Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nin düzenlediği Üretim Ekonomisi Kongresi'nde katıldığım oturumların özetini aktarmıştım. Kapanış oturumunu ise, ayrı bir yazıda ele almak gerektiğini belirtmiştim.

Kapanış oturumunda Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Tuncer Bulutay ve Prof. Dr. İzzettin Önder yer aldılar. Prof. Dr. Gülten Kazgan, bir sağlık sorunu nedeniyle oturuma katılamadı ama kongreye mesajını Prof. Dr. Tuncer Bulutay vasıtasıyla iletti. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde iken Gülten Hoca'nın iktisadi düşünce tarihi derslerini büyük bir dikkatle dinlerdim. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ortaya çıkan geçiş ekonomilerinin içinde bulundukları ekonomik koşulları ve onları bekleyen geleceği iktisat teorisinin temelleri üzerinden dinlemek büyük bir keyifti.

İzzettin Hoca, maliye teorisi ve politikası derslerimize gelmişti ama kendisiyle ilgili unutamadığım ders, son derstir. Mezuniyetimize sayılı günler kala bizi okuldan uğurladığı dersti o. Unutulmaz bir konferansa dönüşmüştü ders. Bazı hocalar vardır, onlardan konularının çok ötesinde şeyler öğrenirsiniz. Kendi branşlarını hayatın içine serpiştirip felsefi yorumlar yaparlar ve siz çaktırmadan, o konuyu öğreniyor olursunuz. İzzettin Hoca, bunu yapan hocalardandı. Gerçekçi ve her zamanki mütevazi tavırlarıyla, bize üniversite ve fakülte olarak iyi bir eğitim verememiş olduklarını, hiçbir şey öğretmemiş olduklarını ve eğer kendisi biraz da olsa hayatı öğrenmeye çalışmayı öğretmişse, bundan mutluluk duyabileceğini anlattı. Enteresandır, kendilerinden hiçbir şey öğrenmediğim ne kadar hocam varsa, hep her şeyi kendilerinin en iyi bildiğini düşünenler olmuştur onlar. İsimlerini verip üzmeyelim onları ama anılarımda hiç hoş yerleri yoktur. İzzettin Hoca, Gülten Hoca ve benzerlerinin ayrı bir yeri vardır ama.
 
Gelelim kongrenin son oturumunun içeriğine. Tuncer Bulutay'dan, Gülten Hoca'nın Türkiye'de imalat sanayinin giderek geriye gittiğini kendisine aktardığını dinledik. Türkiye'nin uluslararası rekabette üretim cephesinde zayıfladığını ve giderek dışa bağımlılığının ve kırılganlıklarının arttığını Gülten Hoca'nın ana mesajı olarak kongreye aktarılmasını istediğini öğrendik.
 
Korkut Boratav'ın ortaya koyduğu verilerin mesajları ise şunlardı:
  • Türkiye, sadece krizde olduğu dönemlerde cari fazla veriyor ya da cari açığı önemli ölçüde düşüyor.
  • AKP döneminin yıllık büyüme oranı ortalaması %4.5 civarında ki eğer 2013 yılı büyüme oranı %3.6 olarak gelirse.
  • %4.5'lik büyüme oranı, Türkiye'nin ancak potansiyel büyüme hızına denk gelen bir oranı ifade ediyor.
  • Türkiye, 1998-2003 yılları arasında neredeyse hiç büyümemiştir ve uluslararası sermaye hareketleri son derece zayıftır.
  • 2003 sonrasında, atıl kapasiteler devreye girmiş ve atıl sermaye stoğunun yeniden kullanımı söz konusu olmuştur. Uluslararası sermaye hareketlerinin güçlenmesiyle beraber Türkiye yurt dışından sermaye çekmeye başlamıştır. Böylece 2003 yılı, her geriye gidiş döneminin ardından gelen konjonktürel çıkışa denk gelmiştir.
  • Türkiye'nin milli gelir hesapları sorunludur. Örneğin TÜİK, ithalata bağımlılık hesaplarında halen 2002'nin baz alındığı değerleri kullanmaktadır. Dolayısıyla, milli gelir hesaplarında bazı önemli sıkıntılar bulunmaktadır.
  • Ocak 2014'e ait sanayi üretimi verileri iktisadi mantıkla açıklanabilir değildir. İktisadi faaliyete ilişkin diğer tüm verilerin olumsuzluk sergilediği bir ortamda sanayi üretimi verilerinin durumu ancak ilerideki aylarda belki açıklanabilir hale gelecektir.
  • Türkiye ekonomisi, düşük sermaye birikimi, düşük tasarruf oranı, yüksek sermaye girişi denkleminde, giderek dışa bağımlılığı ve dolayısıyla kırılganlığı artan niteliklere sahip bir ekonomi haline gelmiştir. Kırılganlığı artıran en önemli unsurların başında, kısa vadeli dış borcun toplam dış borç içindeki payının artması gelmektedir. Nitekim, kısa vadeli dış borç/toplam rezervler oranı da yükselme eğilimindedir.
Korkut Boratav'dan sonra sözü İzzettin Hoca aldı. Bütçe dengesi, maliye politikaları gibi verilerden söz etmek yerine küresel ekonominin bugünkü niteliksel özelliklerinden söz etmek istediğini dile getirdi. Bugünün neo-liberal politikaların temellerinin 1980'lerde değil, 1930'larda, 40'larda atıldığını dile getirdi İzzettin Hoca. Sermayenin giderek güçlenmesinin temelinde ve üretim ilişkilerini topyekun değiştirmesinde Hayek, Friedman gibi isimlerin yer aldığını aktardı. Şekil değiştiren sermaye-üretim-devlet-toplum ilişkilerini Bourdieu'nun habitus mantığı çerçevesinde ele aldı. Bugünün sosyolojik yapılanmasında sermayenin devleti yönettiğini ve bilgi çağı ya da ekonomisi kavramının sadece bilinmesi istenenin daha yaygın bir şekilde ortaya sürülmesinden ibaret olduğu fikrini ileri sürdü. 

Bilgi, habitus, Bourdieu denmişken, Bourdieu'nun şu sözünü hatırlamaya çalıştım oturum esnasında: Eğer sosyolog her zaman biraz rahatsızlık veriyorsa, bunun nedeni, bilinçsiz kalınması yeğlenen şeylerin bilincine varmaya zorlamasıdır. Söz, hayal meyal aklıma geldi oturduğum yerden ama eve dönüp iki satır karıştırınca buldum. İzzettin Hoca'nın bilgi ile ilgili değerlendirmelerinin üzerine tam oturuyordu söz. Ayrıca, nomokrasi kavramının sermaye lehine kullanılan bir araç olmanın ötesine pek geçemediğini vurguladı İzzettin Hoca. Bu şekilde, finans kapitalin bu kadar güçlenmesinin temelinde bozulan gelir dağılımının bulunduğunu ve bu nedenle artan finansman ihtiyacının küresel finans piyasalarını kontrol edilemez bir noktaya getirdiğini anlattı. Stiglitz'in bu konudaki çalışmalarının son derece önemli olduğunu ve bu nedenle bazı çevrelerce aforoz edildiğinden söz etti.

İzzettin Hoca, küresel düzenin değişebilmesi için bizlerin yapacak bir şeyi olmadığını söyledi ve iktisat değişmeden küresel yapı değişmez dedi. Oturumun soru-cevap bölümünde, kendisine bu kapanış cümlesiyle ilgili bir soru sordum. Finans piyasalarının reel ekonomileri adeta perişan ettiğini, finans piyasalarının asli fonksiyonlarını yitirdiğini, iktisat teorisinin tükenme noktasına geldiğini belirttim ve yeni bir teorik yaklaşımın finansal ekonomiyi regüle eden bir yerden mi gelmesi gerektiğini sordum. Bu konu başlı başına dev bir konu. İzzettin Hoca ile hasret giderdik oturumun sonunda. Bu teorik tartışmaya bu yazıda girersem çıkamam zira. Ancak, Inside Job belgeselinden söz ettiğimizi belirterek satır arası mesajımı vermiş olayım.

Tuncer Bulutay, oturumun son konuşmacısıydı. İlerlemiş yaşına rağmen, çok samimi bir itirafta bulunarak çok önemli bir mesaj verdi salondaki gençlere. Diğer yorum ve değerlendirmelerinin hepsinin önüne geçti konuşmasının sonundaki tavsiyesi. Dedi ki, "bizler çok iyi eğitimler alamadık ve çok olumsuz ve kötü şartlarda öğrenim gördük. Bu nedenle, Türkiye için mevcut teorilerin dışına çıkan, farklı varsayımlar koyan modeller geliştiremedik. Ancak, önemli olan Türkiye'ye özel çalışmalarla farklı modeller geliştirmektir. Sizler, yeni nesiller olarak bizlerden daha şanslı ve daha iyi eğitimlisiniz. Bu nedenle, kafayı Türkiye için modeller geliştirmeye takın biraz". Son derece doğru bir tespit ama acaba ümit var mı diye sordum kendime Tuncer Bulutay'ı dinlerken. İnşallah dedim ve devam ettim kendisini dinlemeye.

Tuncer Bulutay, daha çok ders verir nitelikte bir konuşma yaparak rasyonel beklentiler teorisinden, animal spirits kavramından, Keynes'in geri dönüşünden, matematiksel modellerin ne ölçüde çalıştığından söz etti ama konuşmasının can alıcı noktası, bende saygı uyandıran bir üst paragraftaki ifadeleri oldu.

Tüm kongrenin organizasyonunu Doç. Dr. Sinan Alçın gerçekleştirmiş. Ellerine ve emeğine sağlık. Entelektüel bir ziyafet oldu bu kongre.

Arda Tunca
(İstanbul, 26.03.2014)