Pages

Monday, March 31, 2014

Seçim Sonrasında Ekonomik Beklentiler

Piyasalara bir yandan piyasa profesyonellerinin (trader) gözünden bakıyorum, diğer yandan ait olduğum ekonomist gözüyle bakıyorum ve kısa, orta ve uzun dönem için bazı analiz sonuçlarına ulaşıyorum. Piyasa profesyoneli gözüyle bakınca, her koşulda ve her an değişik finansal enstrümanlar kullanarak getiri elde etmeye çalışan bir profesyonelin motivasyonunu dikkate alıyorum. Ekonomist gözüyle bakınca, ekonomik büyüme ve kalkınma konularına daha çok odaklanan ve daha makro ekonomi odaklı bir bakış açısına ulaşıyorum.

Kısa vadede, çok sert bir havada girdiğimiz seçim ortamının ortadan kalması bile tek başına psikolojik bir rahatlama getirecekti ve getirdi. 31 Mart günü, bu rahatlamanın etkisiyle düşen kur, düşen CDS primleri ve yükselen borsa verileriyle karşılaştık. Sıkça sorulan soru şu: bu hava devam eder mi? Diğer bir ifadeyle, piyasalarda görülen bu rahatlama ne ölçüde kalıcılık kazanır? Cevap: kalıcılık kazanamaz. Neden?

Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Dünkü balkon konuşması ve ardından ana muhalefet liderinin bugünkü seçim değerlendirmelerinden gördük ki, siyasi atmosfer pek yumuşayacak gibi durmuyor. Önümüzdeki günlerde ve haftalarda hem cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin tartışmalar yoğunlaşacak, hem de olası bir erken seçimin gündeme gelmesi tartışılacak. Zira, yerel seçimden önemli bir zaferle çıkan iktidar, bu fırsatı bir genel seçimle değerlendirmek isteyebilecektir. Üstelik, siyasi tansiyon yüksek olacaksa, Türkiye'nin ekonomik anlamda genel seçimleri bekleyecek tahammülü de olamaz. Zira, mevcut atmosfer, hane halklarının ve firmaların almak istedikleri ekonomik kararları erteletiyor. Bunun anlamı, ekonomik performansta zayıflamadır.

Türkiye, uluslararası sermaye hareketlerinden faydalanmak durumunda. Tasarruf oranı düşük ve potansiyel büyüme oranı olarak hesaplanmış olan %4.5 oranına dahi kendi kaynaklarıyla ulaşamıyor. Ortada çok ciddi ve kronikleşmiş bir yapısal sorun var. Bu konuda alınan bir önlem maalesef ki yok. Büyümeyi kısa vadeli dış finansman sağlayarak gerçekleştirebiliyoruz.

2013 yılına ait büyüme verisini bugün aldık. 2011'de %8.5, 2012'de %2.3 oranlarında büyüyen Türkiye ekonomisi 2013'te %4 büyüdü. Dikkat edilecek olursa, uluslararası sermaye hareketlerinde başlayacak olan yavaşlamayı öngörerek büyüme oranımızı düşürdük. Ancak, düşük büyümeye şimdi yükselen enflasyon eşlik etmeye başladı.

Türkiye için uluslararası sermayeyi çekebilmek çok önemli. Küresel likidite zayıflıyor ve paranın fiyatı olan faizin önümüzdeki dönemlerde uluslararası boyutta yükselmeye başlayacağı kesinleşti. Bu şartlar altında, 4 Nisan'da Fitch'in Türkiye ile ilgili bir toplantısı var. Bu toplantıdaki Türkiye değerlendirmesinde, çok büyük olasılıkla Türkiye'nin önümüzdeki dönemde yaşayabileceği siyasi atmosfere dikkat çekilecek. Uluslararası yatırımcılar bu değerlendirmeleri okuyacak. Değerlendirmelerin sertlik derecesine göre, uluslararası piyasalardaki Türkiye riski algısı bir miktar şekillenecek.

2014 yılı içinde, Türkiye'nin notlarının düşeceğini beklemiyorum. Gerçi, iki seçime rağmen siyasi bir gerilim de beklemiyordum ama bu tahminim tutmadı. Görünümle ilgili olarak bir seviye aşağı çekilebiliriz. Derecelendirme kuruluşlarının görünümü değiştirmesinin temelinde siyasi değerlendirmelerin yer alacağı kanısındayım. Teknik olarak ekonomi üzerine de riskler mutlaka vurgulanacaktır ama.

Şimdi, piyasa profesyoneli ve ekonomist bakış açısının farklılığının öne çıktığı noktaya geldik. Ekonomist gözlüğü ile bakınca, Türkiye'nin doğrudan yabancı sermaye çekmek konusundaki yetersizliğine vurgu yapmam gerekiyor. Kısa vadeli sermaye bir şekilde gelecektir. Nitekim, Venezuela, Rusya, Çin, v.b. ülkelere de gidiyor. Tek bir para transferi talimatıyla milyonlarca Dolar parayı bir ülkeden bir başkasına transfer edebiliyorsunuz. Ancak, doğrudan yabancı sermaye demek, Türkiye'ye yeni bir üretim tesisinin gelmesi demek. İşte o sermaye geldiği zaman kolay kolay gidemiyor.

Dolaysız sermayenin gelmesi için ise gelişmiş bir demokrasi, gelişmiş bir adalet ve hukuk sistemi ve gelişmiş özgürlüklerin tesis edilmesi gerekiyor. Bunların tesis edilmesi, Türkiye'nin yapısal sorunlarıyla ilgili konular. Bu konuların çözülebileceğine dair pek bir umut göremiyorum şimdilik.

Bir seçimi geride bıraktık ama sorunlarımız bitmedi. Ayrıca seçim, Türkiye ekonomisinin yapısını da değiştirmedi. Kutuplaşma ile çok vakit kaybediyoruz. Önümüzde yeni bir seçim süreci, yükselen enflasyon/düşük büyüme döngüsü ve azalan küresel likidite ortamı var. Diğer yandan da, uluslararası sermayeyi çekmek zorunda olan ama ancak kısa vadeli olanını çekebilen bir Türkiye var.

31 Mart sabahı, seçimin bitmesinin psikolojik bir rahatlığına kavuştuk belki ama Dünya dönmeye devam ediyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 31.03.2014)