Pages

Sunday, March 30, 2014

Seçim Bitti Ama Nasıl Sakinleşeceğiz?

Bugün yerel seçim günüydü. Tarih: 30 Mart 2014. Bu seçime, yerellik unsurlarının öne çıktığı bir havada gitmedi Türkiye. Bir genel seçim havasında gidildi. Çok ama çok sert bir havada girdi bu seçime Türkiye. Hemen söyleyeyim, bu sertlik ve kutuplaşmadan partilerin son yapılan seçimlerde aldıkları oy oranlarından çok uzaklaşan sonuçlarla çıkacaklarını sanmıyorum. Kutuplaşma, tarafları kenetler ve rasyonel düşünmeyi ortadan kaldırır. İnatlaşma, zıtlaşma, çok sert söylemler kamplaşmanın taraflarını mantıkla değil, duyguyla bağlar birbirine. Sonuçları göreceğiz.

Seçimden ne çıkarsa çıksın, önemli olan Türkiye'nin normalleşmesi. Türkiye'nin huzura ve sakinliğe doğru yol alması çok ama çok önemli. Ancak, önümüzde bir cumhurbaşkanlığı ve ardından genel seçim süreci olacağı düşünülürse, Türkiye'nin sakinleşeceğini düşünmek hayal olur herhalde.

Hiçbir partiyi gönülden destekleyemiyorum. Kendi içinde demokrasiyi özümseyememiş, hala lider sultasıyla yönetilen partilerin koskoca Türkiye için demokrasiyi tesis edeceklerini düşünemiyorum. Bu nedenle, oyumu kullanırken içim hiç rahat değildi. Hiç huzurlu değildim. Oy kullanmaya hak kazandığım günden beri hiç gönül rahatlığı ile oy verebildiğim bir parti hatırlayamıyorum.

Seçim sonucu ne olursa olsun, toplumsal huzur ve barış için olmazsa olmazlarımız şunlar olmalıdır:
  • Bireysel ve örgütsel özgürlüklerin gelişmesi için adımlar atılması, 
  • Gelişmiş insan hakları kurallarının tesis edilmesi,
  • Adaletin ve eşitliğin tesis edilmesi,
  • Kanunların değil, hukukun üstünlüğünün geçerli kılınması,
  • Demokrasinin çoğulculuk ilkesine dayandırılması.
İdeolojilerin eski sert mücadelerinin yumuşadığı, 1970'lerin havasına hiç dönmek istemeyen bir Türkiye'de kendi kutuplaşmamızı bambaşka bir yerden yaşadık.

Şu net ki, hangi parti başa gelse ideolojik olarak önemli değişiklikler ya da ekonomik model olarak farklılıklar yaşamayız. Dolayısıyla, yukarıda saydığım unsurları, kişisel çıkarlardan ve partizanlıktan uzak tutarak öne çıkaracak olan hangi parti olursa olsun Türkiye'yi bambaşka bir yere taşır.

Bu seçime, Gezi olaylarını doğru okumamış ve bu nedenle, varlığını kendisine tehdit olarak hissedenleri anlamamış bir AKP iktidarıyla girdik. İktidarın kutuplaşmayı artıran sert üslubu toplumun bir kesiminde iktidara karşı büyük tepki oluşturdu. Daha sonra, işin içine aşırılık içeren unsurlar girdi. AKP, saf talepler yerine o aşırılıklara işaret ederek var olan kutuplaşmayı derinleştirdi.

17 Aralık operasyonu ve ortaya dökülen yolsuzluklar ve iktidar-cemaat kavgası kutuplaştırmayı daha da derinleştirdi. Toplumsal rasyonelite hepten kaybedildi. İktidara karşı olanlar, iktidar yanlıları tarafından doğrudan CHP'li gibi yaftalanmaya, ayrıca cemaatçi olmuş olmakla damgalanmaya başladılar. Bu sırada, senin ölün, benim şehidim gibi son derece yakışıksız ve seviyesiz söylemler çıktı ortaya. Twitter ve You Tube'un kapatılması işin tuzu biberi oldu.

Bu şartlar altında, bir önceki seçim sonuçlarından çok temel bir değişikliği ifade edecek bir manzara çıkmaz ortaya bence. Bir TC vatandaşı olarak toplumsal huzur ve barış için yukarıda saydıklarımdan başka bir yol göremiyorum. Kimin oy oranı ne olursa olsun. Bundan sonraki sürecin nasıl geçeceğini başta başbakan olmak üzere, diğer parti liderlerinin tarz ve tavırları belirleyecek. Tarz ve tavır, yukarıdaki beş noktayı geliştirecek yönde olursa, tansiyon düşer. Siyasi hava, son aylardaki gibi devam ederse, daha çok canımız sıkılacak demektir.

Demokrasinin sadece sandıkta tecelli edemeyeceğini, demokrasinin kesintisiz bir toplumsal süreç olduğu gibi temel bir noktayı da asla unutmamak lazım.

Konunun ekonomi boyutunu yarın sabah 07:00-09:00 arasında CNBC-e'de Geri Sayım programında değerlendireceğiz.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.03.2014)