Pages

Tuesday, February 18, 2014

Y Kuşağı

"Bizim zamanımızda, hocaların odalarına korkarak girerdik. Şimdiki gençlerde nerede bu terbiye!". "Bize büyüklerimiz sus dedi mi susardık. Kolay mıydı şimdiki gibi ağzımızı açmak öyle?" Böyle laflar duyduğumda tadım kaçıyor. Hatta sinirleniyorum. Bu sözleri sarf edenlerin bulundukları ortamdan hemen uzaklaşasım geliyor. Çünkü, çok eski kafalı geliyor bana bu lafları söyleyenler.

Çocukluğumu geçirdiğim yıllarda, okulda bizi eğiten insanlar 1940'lı ve 50'li yıllarda doğmuş kişilerdi. Ancak, evde ve lisede aldığım eğitim her şeyi sorgulamayı öğretti bana. Bilim felsefesini özümsemiş olmak önemliydi. Ancak, üniversitede yaşadığım ortamda - ki bilimsel düşüncenin havasının okul koridorlarına dahi sinmiş olması gerekirdi - hiç de bilimsel bir tartışma havası yoktu. Hocaların odalarına girmekte zorlanılan, konuşmak için utangaç izinler istenen bir ortam vardı. Statükoyu reddeden bir tavır içinde olduğum ve hep putları kırmaya çalışan bir düşünce yapısına sahip olduğum için mecbur bile kalsam konuşmazdım hocalarla. Hepsi bizim oturduğumuz sıralarda oturmuşlardı zamanında ama insana sadece kendilerinin doğru şeyler yapmış olduklarını ve bir daha o doğru şeylerin yapılmasının mümkün olmadığını hissettiren tavırlar içindeydiler.

Son zamanlarda, X, Y, Z kuşaklarının özellikleri ve bu kuşaklar arasındaki farklılıkları anlatan çok sayıda yazı görmekteyim. Televizyonlarda tartışma programlarına da ayrıca tanık oluyorum. Ben, bir X kuşağı üyesiyim. Y kuşağı üyelerine giderek yoğunlaşan iş mülakatları yapmak zorunda kalınca, farkları ben de yaşamaya başladım. Okuduklarımla ve izlediklerimle örtüşen özellikleri tecrübe ederek tespit etme olanağı yakaladım. Zamanla, Y kuşağı ile, üyesi olduğum X kuşağına göre çok daha iyi anlaştığımı fark ettim. Bunun nedenlerini düşünmeye başladım. Biraz zamanımı aldı nedenleri tespit etmek ama galiba başarabildim.

Y kuşağı üyeleri, sabırsız. Her şeye çabuk ulaşmaya alıştıkları için, istedikleri bir şeyi elde etmek konusunda zorlandıklarında keyifleri kaçıyor. Çünkü, internetin olmadığı bir dönemi bilmiyorlar ve fiziki olarak eline ansiklopedi almış olan kişi sayısı sanıyorum çok az. Düşünüyorum da, 12 ciltlik Meydan Larousse Ansiklopedisi'ni Annem ben 4 yaşındayken taksitle satın almış iki sene sonra okula başlayacağım diye. Hala durur kütüphanemde. Bir aile yadigarı bana. Y kuşağının ancak gülebileceği bir durum bu. İstedikleri tüm bilgiler ellerinin altında. Birkaç tuşla ulaşıyorlar istedikleri bilgilere.

Y kuşağı, sonuçtan çok sürece odaklanıyor. Hem sabırsız olup, hem de sürece odaklanmak bir çelişki gibi duruyor ama zamanla anlaşılıyor ki, çelişki değil. Çünkü, sevdikleri herhangi bir durumla uzun süre oyalanabiliyorlar. Ancak, sevgi ve ilgi bittiği anda işi bırakma eğilimine giriyorlar. Canlarının istemediği şeyi hemen bırakmak gibi bir özellikleri var. Dolayısıyla, onları motive etmek hem çok kolay, hem de çok zor. Bu nedenle, sık iş değiştirme eğiliminde olabiliyorlar.

İnsan ilişkilerinde çok rahat Y kuşağı. Aklına geleni söylüyor. Çekinmiyor. İzin istemiyor konuşmak için. Sıra kendisine geldiğinde susmuyor. Aldığı cevap hoşuna gitmezse, ortama karşı sevgisizlik başlıyor. Sevmediği işi yaptıramıyorsunuz bu kuşağa.

Yaşamda tecrübe çok önemli. Fakat en önemli tecrübe, değişime ayak uydurabilme tecrübesi. Bundan daha önemli bir tecrübe yok günümüzde. Çünkü, herhangi bir konuda edinilen tecrübenin ömrü kısaldı bu yüzyılda. Değişime uyum tecrübesi, tecrübelerin en değerlisi oldu böylece. Bir X kuşağı üyesi olmama rağmen, bilgiye ulaşmadaki sabırsızlık bende de var. Çok resmi, statüko gerektiren, saygının anlamsızlık boyutuna ulaştığı ve sağlıklı bir diyaloğu baltaladığı ortamlara hiç girmiyorum. Doğal olmak ve hayatın hem iş, hem de özel bir tarafı olduğunu konuşmak hoşuna gidiyor Y kuşağının. Yaş farkını, hiyerarşiyi bir otorite ya da ast-üst ilişkisi içinde hissettirirseniz onlara, verimli bir diyalog kurma şansınız yok. Doğallığı seviyorlar. Akşam evinde ne yaptığını, hafta sonu hangi sinemaya gittiğini, çocuklarıyla ilişkilerini anlatmayan bir üst, sahte ve yapay geliyor onlara. Bence çok haklılar.

Hayatımın iki önemli virajını yurt dışında döndüm. Biri eğitime, diğeri de iş hayatına başlangıç. Her iki tecrübeden sonra Türkiye'ye dönüşte adeta ıstırap yaşadım. Hem putları kırmaya çalışmak ve buna uygun ortamlarda iki önemli başlangıcı yapmış olmak, hem de putların kale duvarları gibi olduğu bir ortama geri dönmek çok zorladı beni. Bir Amerikalı bayan yönetici ile başladım iş hayatıma. İşte iken, işin kuralları neyse en sert şekilde onlar uygulanıyordu. Fakat, doğal ve her şeyin konuşulabildiği bir ortam vardı. Sonra, bazı akşamlar dışarıya yemeğe ya da bir bara gidiyorduk. İşyerindeki kurallar kenara konuluyordu. Kuşak farklılıkları kültürden kültüre çok değişiyor ve farklı kültürleri de denkleme alarak sosyolojik bir analiz yapınca, iş iyice karmaşıklaşıyor. Analizi zor bir konu. Fakat, benim Amerikalı yöneticimle yaşadığım doğallığa Türk toplumu, Y kuşağı ile biraz yaklaşıyor.

Ben, değişimi sevindirici buluyorum. Biraz cıvatalar gevşemeli. Diyalogda duvarlar örülmemeli. Gevşeme, yaşamın verimini artıracak yönde olmalı. Hayatın, değil bir on yıldan diğer on yıla, binlerce yılda bile değişmeyen kuralları var. Saygı, bu kuralların en temeli. Fakat, rahatlayan ve doğallaşan diyalog ortamında hiçbir saygısızlık görmüyorum ben. Bazı olumsuz kişisel örnekler olabilir. Ancak, yeni kuşağın ana karakter yapısına gölge düşürmez bu olumsuz örnekler.

İş hayatının da değişmez kuralları var. Kuşaklar değişiyor diye iş disiplini değişmiyor ama çalışma ortamı evrimleşiyor. Hiyerarşinin, bir temsil durumunda kullanıldığı ama hissedilmediği, insan ilişkilerinin daha empati temeline oturduğu bir hava oluşuyor. Y kuşağından gelen arkadaşlarımla çalışırken, trafiğin beni usandırdığını, bir arkadaşımla aramda geçen komik bir diyaloğu, ailemle ilgili bazı hikayeleri, v.s. anlattığımda duvarlar kalkıyor. Fakat, çok konuşmak gerekiyor onlarla. Sevmedikleri işi yapmamakta haklı olduklarını ama iş hayatında istikrarın çok önemli olduğunu vurgulamak gerekiyor. Kendileri için doğru olanı seçmelerinin ve hayattan keyif almanın önemli olduğunu anlatmak gerekiyor. Çok güzel anlıyorlar. Benim kuşağım, üst kuşaklarıyla iş hayatında rahat ilişkiler kurmakta zorlanıyordu. Özel hayattan söz etmenin ilişkileri sulandırabileceği düşünülüyordu. Yapay ve sağlıksız bir ortamdı.

Kısaca, sevdim ben bu çocukları. Eminim ki, biraz düşününce herkesten ne yorumlar çıkar bu konuda. Benim yazdıklarım, bana ait tecrübeler sadece. Yakında, Z için de konuşmaya başlayacağız. Büyüyorlar.

Arda Tunca
(İstanbul, 18.02.2014)