Pages

Friday, January 24, 2014

Şimdi Ne Yapmak Lazım?

Ekonomi tarihimiz için önemli notlar düşmemiz gereken günlerden geçiyoruz. Bu yazıyı kaleme aldığım anlarda, Dolar kuru 2.3175, Euro kuru 3.1688 ve kur sepeti 2.7434 seviyelerine ulaşmış durumda. Gösterge faiz ise %10.86 noktasına geldi. BİST, 63.835 değeriyle düşüş kaydetmiş halde. Türkiye'nin CDS'leri ise 265'i gösteriyor. Ben bu yazıyı bitirirken verilerin nereye ulaşacağı ise büyük bir soru işareti.

Karşımızdaki manzara, başta TCMB olmak üzere ekonomi yönetimine duyulan güvensizliğin sonucudur. Özellikle son 25-30 yıllık bir süreçteki küresel gelişmeler, piyasaların kararlarının makro ekonomik veriler üzerindeki etkilerinin giderek güçlendiği bir yapıyı beraberinde getirdi. Piyasa beklentilerinin giderek artan bir öneme sahip olması gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Dolayısıyla, piyasaların süratli karar alma mekanizmalarına karşı maliye politikalarının uzun karar alma mekanizmaları yerine para politikalarının hızlı karar alma süreçlerinin kullanımı tercih edildi. Zira, para politikasıyla alınan süratli kararların makro ekonomik değişkenleri etkilemede daha süratli sonuç alıcı etkileri olacağı düşünüldü. Böylece, ekonomik zorlukların, dalgalanmaların ya da krizlerin ortaya çıktığı ortamlarda, merkez bankalarının üzerine çok gidildi. Merkez bankalarının temel görev alanlarının dışına çıkıp çıkmadıkları zaman zaman sorgulanır oldu.

Küresel boyutta, merkez bankalarının üzerine fazla gidilmiş olduğunu ben de düşünmekteyim. Zira merkez bankalarından, sahip oldukları politika araçlarıyla etkileme şansları çok sınırlı olabilecek ekonomik değişkenleri etkilemeleri beklentisi oluştu. Ancak, son günlerde yaşamakta olduğumuz ekonomik dalgalanmanın karşısında merkez bankasına önemli görevler düşmektedir. Daha doğru bir ifadeyle, düşmekteydi. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz koşullar örnek gösterilerek, merkez bankasına çok yükleniliyor diyemeyiz. Müdahale ihtiyacı duyulan alan, bir merkez bankasının doğru para politikalarıyla etkilenebilecek bir alandır.

Başçı başkanlığındaki TCMB çok ciddi bir kredibilite kaybı içinde. Bu kaybın tek nedeni, yükselen kur karşısında artırılmamış olan faiz değil. 2013 sonu için tutması imkansız bir kur tahmini yapmış olmak, yine 2013 sonu için %6.8'lik enflasyon tahminini yılsonuna 2 ay kala dahi %9'luk büyük bir sapma ile ancak öngörmüş olmak, faiz koridoru uygulamasının içindeki faizlerin isimlerini sürekli değiştirmek (üst bant, alt bant, marjinal faiz oranı, istikrarlı fonlama oranı, politika faizi, v.s.) gibi unsurlar TCMB'nin kredibilitesini yerle bir etti. Özellikle, kur tahmini yapmış olmak, ciddiyetin sorgulanmasına sebep oldu. Hükümet kanadından faize yönelik ardı arkası kesilmeyen yorumların yapılmasıyla, TCMB'nin faiz konusunda özgürce karar veremediğine dair piyasa algısı ve toplumsal düşünce güçlendi. Sonuç itibariyle, TCMB'nin piyasaları yönetmek ve yönlendirmek konusundaki gücü kayboldu.

Kredibilite kaybına uğramış bir merkez bankası olmak, bir merkez bankasının en büyük kabusudur. TCMB, bu kabusu yaşıyor. Suç, en az TCMB kadar, TCMB'yi bu duruma getirmek için adeta her şeyi yapmış olan iktidarda. Ekonomiyi, ekonomi kurallarına bırakmadı çünkü.

TCMB, TL'nin değerindeki ani erimeyi durdurmaya yönelik bir faiz artırımını doğru anda yapsaydı, etkin bir politika uygulaması sonucu alabilecekti. Ancak, bu kredibilite kaybı ile politika aletlerinde etkinlik sağlamak mümkün değil. Yani, kurun sakinleşmesi bir faiz artırımıyla mümkün olamaz bu noktadan sonra. Döviz satımlarının hiçbir işe yaramayacağını hem bu blogdaki başka yazılarda, hem de davet edildiğim televizyon programlarında hep vurguladım. Halen aynı fikirdeyim. Zaten, piyasa verileri kendini anlatıyor. Başka söze gerek yok.

Döviz talebinin hem Fed etkisi, hem de iç siyasi çalkantılar nedeniyle bu kadar güçlü olduğu bir ortamda, döviz satmaya başlamak döviz talebini hepten zıplatıyor. 23 Ocak tarihinde yaşanan durum budur. TCMB, $3 milyarlık döviz satım ihalesi ile Dolar kurunu yükseltmiş oldu. Aynı günün sabahında ise piyasaya TL ile fonlama yapıyor. Bu uygulama, para politikasını öldürüyor. Hangi mantıkla yapıldığını açıklamak imkansız.

Madem ki bir faiz artırımı etkin olamayacak ve döviz müdahalesi de gereksiz, TCMB ne yapmalı? Hem de çok acil olarak ne yapmalı? Acil, çünkü bir beklenti yönetimi yapılmasına ivedi olarak ihtiyaç var piyasada. 28 Ocak'ta Başçı, enflasyon raporu için kamuoyunun karşısına çıkacak. Gelinen noktada, dönüm noktası niteliğinde bir gün olacak. TCMB'nin, sebebi ne olursa olsun çok güçlü olan döviz talebi nedeni ile döviz satışı yapmayacağını açıklaması gerekir. 21 Ocak'ta, ek parasal sıkılaştırma uygulayacağı günlerdeki %9'luk faiz oranını kesintisiz olarak devreye aldığını söylemesi gerekir. Yani, her günü ek parasal sıkılaştırma günü ilan ederek TL'nin değerindeki süratli erimeyi engelleyecek önlemlere başvurması gerekir. Piyasada, kurun belli bir aralıkta stabilite kazanacağına dair bir beklenti yaratması gerekir. Böylece, en kısa süre içinde en olumlu adımları atmış olur. Kredibilitesini, bir ihtimalle belki biraz da olsa geri kazanabilir. Kazanmak zorunda. Başka yolu yok. Amaç, kuru 2.25'e ya da daha altına çekmek değil bu arada. Amaç, ani yükselişi durdurmak ve kurun kendiliğinden ulaşacağı bir seviyede stabilite kazanmasını sağlamak.

Kurdaki dalgalanma, faizde de dalgalanma yarattı. Gösterge faiz %11'e kadar çıktı. Piyasa faizleriyle TCMB'nin fonlama faizi arasındaki ilişki de koptu. Piyasa, fiyatı yükselterek riski fiyatladı. Büyümeyi bir kenara koyduk. Enflasyonda ve işsizlikte artış bekliyoruz. Stagflasyon riski var mı? Var ama henüz dillendirmeyelim. Belirleyici unsur, Fed ve iç siyasetteki gelişmeler olacak. Türkiye, riskli ülke sınıfında ve gelişmekte olanların en risklisi olarak algılanıyor. CDS seviyesi durumu anlatıyor.

Şunu da belirtmekte fayda var ki, yaşanan kur dalgalanmasını tüm gelişmekte olan ülkelere bakarak anlamaya çalışmak lazım. Örneğin, Arjantin Pezo'su bir günde %12 oranında değer kaybetti. 2013'ün başlarında, gelişmekte olan ülkelerin üzerine kurulan büyüme hikayesi şimdi içerik değiştiriyor. Gelişmiş ülkelere kayıyor şimdi hikaye. Oralarda da riskler var gerçi. Avrupa'nın kırılgan bir toparlanma içinde olması, ABD'nin istihdamla ilgili sıkıntıları gibi unsurlar var ortada. Hikayenin senaryosundaki değişikliklerin içinde, gelişmekte olanlarda yaşanan siyasi dengesizliklerin bulaşıcılığı da var. Ukrayna ve Tayland karışık mesela.

TCMB, enflasyon raporunu kamuoyuna sunarken ne der? Hiçbir fikrim yok. Bugüne kadarki yaklaşımları ve siyasetin etki alanına hangi boyutta girdiğini düşününce, doğru bir yönlendirme yapmasını bekleyemiyorum. Faiz artınca enflasyonun artacağının düşünüldüğü bir ülkede yaşıyoruz. Bilgiyle, bilimle, uzmanlıkla inatlaşmanın ağır bedellerini ödemekteyiz.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.01.2014)