Pages

Friday, January 10, 2014

Özel ve Gizlidir: Faiz Oranı Yükseldi

Faiz, TCMB ile hükümet arasında örtülü, gizli, gizemli, hayali bir hal aldığından ve lobi takıntısı da bir hayli güçlü olduğundan iktisadi kuralların dışında bir gündem konusu haline geldi. Ben, konuya ekonomi eğitimi aldığım yıllarda bana öğretilenler cephesinden bakarak, bu anlamadığım ve anlamak da istemediğim kavramların içinde kaybolmak istemiyorum. Konuya biraz mizahi bakarak, "hükümete çaktırmadan yapılan faiz artırımına, örtülü faiz artırımı denir" gibi bir tanım geliştirerek eğlenmeyi tercih ediyorum. Nitekim, şaka ile karışık böyle bir durum söz konusu mu diye arada inanmasam da düşünmüyor değilim. Nedenini aşağıda anlatmaya çalışacağım.

Her iktisada giriş dersi okumuş öğrenci bilir ki, dört tane üretim faktörü vardır: emek, sermaye, doğal kaynak, girişimci. Üretim, bu dört faktörün bir araya gelmesiyle mümkündür. Bu dört faktörün elde ettikleri gelirlerin adı vardır. Emek ücret elde eder, doğal kaynak rant elde eder, girişimci kar elde eder, sermaye ise faiz elde eder. Yani faiz, paranın fiyatıdır. Faizi, üretimin içinde reel, kredi mekanizması içinde parasal bir unsur olarak ayrı ayrı tanımlayan Wicksel önemlidir. Bu blogda, kendisini anlatan bir yazı yazmıştım. Faiz ve Fiyatlar (Interest and Prices) adlı kitabı adeta bir başyapıttır.

Faize, dini açıdan bakmak da mümkündür. Ancak, bu konu apayrı bir başlık. Çok kısaca şu söylenebilir: üç hak dinin üçü de faizi sevmez. İslamiyet'te, Dünya genelinde ara formüllerle engeller aşılmaya çalışılmış, faizin adı değişmiştir ama sermayenin fiyatı olan şey uygulamalarda düpedüz faizdir. Söz konusu uygulamalarda, bu sistemin içinde olan insanların vicdanı rahatlatılmaya çalışılmıştır ama insanlar sistemin nasıl çalıştığının arka planını bilmedikleri için İslami finansın alanında olduklarını sanmaktadırlar. Dünya, bu durumun örnekleriyle dolu. Faizi bu sahada ele aldığımızda, sermayenin enflasyona karşı kendisini koruması, reel faiz, v.b. bütün kavramları çöpe atmamız gerekiyor. Ancak niyetim, bunları tartışmak değil bu yazıda.

Kur artışları nedeniyle TCMB'nin önümüzdeki haftalarda ya da aylarda faizi artırması gerekip gerekmediği tartışılıyor. Sözü edilen artış, faiz koridorunun üst bandı olan %7.75 için konuşuluyor. Ancak, TCMB bankaları fonlamada %7.75 oranını yegane faiz oranı olarak kullanmadığı için, bankaları fonladığı gerçek maliyet %7.75'e gelene kadar faiz oranını artırabilir. Nitekim, bunu yaptı ve yapıyor. Benim gerçek diye nitelediğim faiz oranı %7.75'e ulaşana ve gerçek fonlama faizinin %7.75'in üzerine çıkması bir ihtiyaç haline gelene kadar TCMB faiz oranını yükseltme olanağına sahip. Kurduğu faiz koridoru yapısı buna izin veriyor.

TCMB'nin bankaları fonlama oranı 17 Aralık günü %6.56 idi. 9 Ocak itibariyle oran %7.12 oldu. 27 Aralık gününden beri %7'nini altına hiç inmedi. Günlük olarak ortaya çıkan fonlama maliyetini haftalık ortalamalarla ifade edecek olursak, 11 Ekim, 25 Ekim, 8 Kasım, 22 Kasım, 6 Aralık, 27 Aralık ve 3 Ocak tarihleriyle biten haftalardaki haftalık ortalamalar sırasıyla %6.23, %6.27, %6.40, %6.57, %6.65, %6.95 ve %7.09 olarak gerçekleşmiş. Yani TCMB'nin bankaları fonladığı faiz, son üç ayda hafif hafif yükselmiş. Burada bir ricada bulunacağım. Bu faiz artışından lütfen kimseye söz etmeyin. Bilinsin istenmiyor. Aramızda kalsın lütfen.

Gösterge faiz, 28 Ekim'de %7.62 idi. O tarihten bu yana, bir çıkış trendiyle 9 Ocak gününü %10.04'te kapattı. Gösterge faiz de yükseldi yani. Buradaki artış açık seçik görülüyor. Bu artışı herkese duyurabilirsiniz. Hiçbir sakıncası yok.

TCMB, döviz satımlarıyla kurdaki hareketliliği yumuşatmaya çalışıyor. İçinde bulunduğumuz konjonktürde, boşa bir çaba. Bu çabanın boşa çıktığını TCMB elbette ki görüyor. Ancak, durum daha da devam edecek ve kalıcılık kazanacak olursa bankaları fonlama maliyetinin %7.75'in üzerine çekilmesi ihtiyacı ortaya çıkabilir. Faizdeki artış, TL'de likidite kaybı anlamı taşır. İşte bu noktaya gelip gelmeyeceğimiz tartışılarak TCMB'nin koridorun üst bandını yukarı çekip çekmeyeceği konuşuluyor.

TCMB, koridorun üst bandını artırmadan dahi kredi kullanıcıları için faiz oranları yükseldi. Bankalar, likiditeyi ön plana çıkarıyor ve ekonomide artan riskleri, faiz oranlarını hem mevduat hem de kredide yükselterek fiyatlıyorlar. Diğer bir ifadeyle, ekonomik aktivitede yavaşlıyoruz. Büyüme oranı için %4 hedefi şimdiden büyük tehlikede. Bu orana ulaşabileceğimizi en azından şimdilik düşünemiyorum. TCMB'nin %5'lik enflasyon hedefi zaten tutacak gibi değil. Kısaca, işler tatsızlaştı.

Venezuela, enflasyon oranının %50'nin üzerine çıkmasıyla beraber neredeyse %14'e yükselen kamu tahvilleri faiz oranları nedeniyle çok kestirme bir yöntemle tüm olası riskleri bertaraf edecek bir yöntem uyguladı: ekonomik verilerin açıklanmasını durdurdu. Bunun üzerine, küresel yatırım bankaları olmaz böyle iş diyerek adeta isyan ettiler. Başkan Maduro, ülke ekonomisinin düşmanı olan tüm güçlerle mücadele edeceğini açıkladı. Düşmanla mücadele konusu, bana tanıdık bir hikayeyi çağrıştırdı. Hele ki karşı cephede küresel yatırım bankaları varken.

Venezuela'dan bize dönerek faiz lobisi konusuna kısaca değinmek istiyorum. Hiç konuşmadım bu konuda bugüne kadar. Faiz lobisinin olduğunu düşünelim bir an. Bu lobi sadece Türkiye'de mi faaliyette ya da Türkiye'yi sömürmeye and içmiş çok özel bir lobi mi var bir yerlerde? Lobiciliğin iyi ya da kötü bir şey olduğu tartışılabilir ama illegal bir faaliyet midir? Dolayısıyla, yasaklanmalı mı? Lobicilik adındaki fikir etkileme yoluyla çıkar elde etme faaliyeti Dünya'nın her yerinde var mı yok mu? Böyle bir faaliyet bir realiteyse ve illegal değilse, Türkiye ekonomisi neden lobicilerin istediği gibi cirit atabileceği kadar yumuşak karın yaratacak bir ekonomik modeli yaşatıyor? Onca siyasi iktidar neden bu makus talihi ortadan kaldıracak işler yapmadı? Üstelik, hep bir dış mihrak hikayesi dinlemedik mi bu ülkede yıllardır?

Ekonomi sıkıntıya girdiğinde, yapısal konularda önlem alınmaz. Aksi takdirde, ekonomi boğulur. Durma noktasına bile gelmeyip, doğrudan krize girme ihtimali ortaya çıkar. Yapı değiştirecek önlemler, işler iyi giderken alınır.

2000'li yılların başında bir kriz yaşadık, krizden çıktık ve küresel sermayenin son derece bol olduğu bir ortamda buluverdik kendimizi. Kendi içimizde tasarruf artıracak, iç yapımızı güçlendirecek, sağlamlaştıracak hiçbir önlem almadık. Nasılsa akıyordu yabancı sermaye. Dünya'nın her yerinde, kolay ulaşılabilir ucuz para bolluğu vardı. Eh, boşuna siyasi risk almanın da gereği yoktu. Yapısal değişiklik yapmak için zaman çok uygundu oysa.

2008'de küresel kriz geldi. Ardından, bu kez merkez bankalarının yarattığı bir likidite bolluğu yaşandı. Fakat biz, gelen parayı içeri alıp, işlerin kötüye gidebileceği olasılığını düşünmeden kendi potansiyelimizin üzerinde büyümeye devam ettik. Kimin parasıyla? Elin parasıyla. Şimdi el, risk var Türkiye'de diyor. Çok gitmeyin Türkiye'ye diyor. Yıllardır geliyor diye methiyeler düzdüğümüz adamlar, şimdi faiz lobisi oluverdiler. Bu adamlar aman gelsinler diye vergiyi bile indirmemiş miydik kendilerine? Oysa, ellerini kollarını sallaya sallaya bizim üzerimizden para kazanırlarken, biz vergilerimizi ödemekle meşguldük Türk vatandaşları olarak. Adamlar bizi soyuyor diyenlere, "sen ne anlarsın bu işten, modern ekonomi bu" diye cevaplar verildiğini çok iyi hatırlıyorum.

Ben hiçbir şey anlamadım bu işten. Ekonomi ve politika iç içedir ama yukarıda anlattığım haliyle değil. Bu işler, bize ve Venezuela'ya falan has işler.

Arda Tunca
(İstanbul, 10.01.2014)