Pages

Saturday, December 21, 2013

Kanun Değil Hukuk!

Kanunlara uygunluk ile hukuka uygunluk aynı şey değildir. Kanunların bir ruhu vardır ve kanunlara o ruhu veren, hukuktur. Yani, eşitlik, adalet, çoğulculuk, demokrasi, hakların korunması, v.b. kavramları hukukta bulursunuz. Kanunlar, hukukun bu prensiplerini taşıyan özelliklere sahip değilse, eşitlik, çoğulculuk, demokrasi sağlamayan bir kanuni düzen kurarlar. Toplumsal yaşamda karşımıza çıkan çok sayıda vaka, kanunlara uygun olsa bile, hukuka uygun özellikler taşımayabilir. Dolayısıyla, her rejimin kanunu vardır ama o kanunlar hukuka uygun olmayabilir.

Hukukçu değilim. Haddimi aşmak istemem. Ancak, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak son günlerde olup bitenler hakkında düşünmeye ve kendimi ifade etmeye hakkım var sanırım. Fikirlerimi ifade etmem yasaklanabilir ve sırf fikirlerimi söylüyor olmam kanunlara uygun olmayabilir ama beni susturan bir yasa hukuki olmaz. Sanırım derdimi daha açık anlatabildim bu örneklemeyle. Bir miktar eğitim, bir miktar yaşam tecrübesi, bir miktar da bugüne kadar yaptığım okumalar sonucunda hukuktan ne anladıysam onu anlatıyorum kısaca.

Son günlerin gelişmelerinin benim gözümden hukuk ile ilgili yorumu çok sayıda soru sormama neden oldu. Bir ülkenin devlet teşkilatı içinde bir hesaplaşma nasıl olur? Bir devletin yapısında, kuvvetler ayrılığı ilkesi dışında bir anlayışla yapılanma nasıl olabilir? Bu yapılanma, sokaktaki her vatandaş tarafından dahi bilinmekteyken, iktidar neden hukuki bir yapı çerçevesinde kuvvetler ayrılığı ilkesi içinde kalarak böylesi bir yapılanmaya izin vermiştir? Yoksa, demokrasinin uluslararası standartları yerine, belli çevrelerin çıkar standartlarına göre bir yapılanmanın kemikleştiği bir ülkede mi yaşıyoruz? Onlarca yıldır süregelen bu yapının kırılması için mevcut şartlarda herhangi bir umudumuz olabilir mi? Emniyet teşkilatı, yolsuzluktan şüphe ediyorsa, neden daha önce harekete geçmemiştir? Bir suç hakkında şüphe taşıyıp, operasyon yapmamak bir suç değil midir? Kanunlar, birilerinin kanunu mudur ki, ileri demokrasi standartlarından bu kadar gerilerde kalınmıştır? Bir hesaplaşma mantığı ile harekete geçtiği düşünülen emniyet teşkilatının düzenlediği operasyonlar neden dersanelerle ilgili tartışmaların üzerine denk gelmiştir? Bütün bunlar bir tesadüf müdür?

Yargıya sevk edilen kişiler hakkında henüz bir yargı kararı yokken, bu ülkenin bazı gazeteleri,
televizyonları neden peşin hüküm verirler ve zanlıları yargı süreci tamamlanmadan suçlu ilan ederler ya da topluma suçlu gibi gösterirler? Gezi olaylarında da ortada molotof kokteyli, taş, sopa yokken ve insanlar kitap okurken peşin hüküm ile masum insanlar hukuki olmayan bir yargılamaya tabi tutulmamış mıydı? Yoksa bu ülkede kimse, yasaların var olduğunu bilse de, hukukun var olduğuna inanmamakta mıdır? Eğitimsizliğin bizi getirdiği nokta mıdır bu yaftalamalar, yoksa bugüne kadar görmediğimiz ölçüde kutuplaşmış olmamızın bir sonucu mu?

Hukukun olmadığı yerde yasalar farklı kesimlerin güdümünde olur. Hukuk yoksa, kanunların ruhu yok demektir. Hukuk yoksa, eşitlik, adalet, demokrasi ve insan haklarına dayalı kanunlar yok demektir. Hukuk yoksa, halkın talepleri ve sesi bastırılıyor demektir. Hukuk yoksa, belli kesimlerin güdümündeki kanunlar ve kurumlar arası çatışma, o ülkenin halkını hiçe sayıyor demektir.

Halk, sadece seçimlerde oy kullansın diye yoktur. Halk, hukukun olduğu yerde taleplerini dile
getirebilir. Fakat, hukuk yoksa ve yasalar halkı susturuyorsa, o halkla birileri alay ediyor demektir. Türk Halkı, siyasi alternatifsizlik içinde oy kullanmaktadır. Sandığa gidip yine oy kullanacaktır. Ancak, yıllardır oy kullanıyor da ülkeye hukuk mu gelmektedir? Bu şartlar altında verilen oylar, hukuki bir düzenin ileri gitmesine değil, birilerinin güdümündeki alanların, o kesimler tarafından rahatlıkla kullanılmasına mı hizmet etmektedir?

Türk Halkı, ama bilinçli, ama bilinçsiz bir şekilde eğitimsiz bırakıldı. Türk Halkı, iktidarlardan kendi
haklarını, hukuku, demokrasiyi, eşitliği talep etmeyi öğrenemedi. Bir gazete ile ülke yönetmekten söz eden, yolların yürümekle aşınmayacağını söyleyen, anayasayı bir kez ihlal etsek ne olur diyen liderlerin formatladığı bir toplum yaratıldı. Bu toplum, tezekten yaptığı evden kurtulduğuna, köyüne giden yolun asfaltlandığına, evine elektrik bağlandığına şükreden insanların ezici çoğunlukta olduğu bir hale büründü. Okul sayılarını, barajları, yolları geçiniz. Nitelikte neredeyiz? Ortak bir hukuk anlayışı olmayan bir toplumuz. Bu nedenle kanuni olan olayların hukuki olup olmadığını sorgulamıyoruz. Gelişmiş toplumlar, hukukun varlığını sorgular oysa. Biz ise, çalıyor ama iş yapıyor
diyen bir yaklaşımla oy kullanıyoruz. Ne toplum, ne de muhalefet partileri, kimin neden çaldığının hesabını sormuyor. Muhalefet, sormuş gibi yaparak oy toplamanın derdinde.

Gezi olaylarının 3. gününde, yağmur altında çiçek dikenlere neden gaz sıkıldığını anlamak hiç zor değil. Düşünen kafalara zararlı fikirler üşüşüyor çünkü. Yargısız infaz, işe gelindiği gibi kullanılabilen bir kavram nasılsa. Bize karşı olanlara peşin hükümlü davranırız ama bize peşin hükümlü davrananlara hesap sorarız. Mazallah, demokrasi talep eder birileri, halk fikirlerini söyler falan. Tek gazete ile yönetmek varken ülkeyi, ne gerek var farklılıkların rengine? Şükretsin herkes yoluna, barajına, elektriğine, suyuna, bindiği uçağa. 2013'e geldik ama bu halkın çoğu hala bunlara şükrediyor. Hukuktan, çoğulculuktan, demokrasiden söz edenlerin de üzerine basarız boyalı suyu, susarlar. Taksim'de harikalar yaratıyor polis nasılsa. Bu halkın 3. Dünya ülkesi özelliklerinden kurtulması kimin umurunda? Halkın bilinçli olduğu bir düzen, ülkenin değil, bir zümrenin çıkarlarına hizmet etmeye yarayan siyasi düzeni sarsacak çünkü.

Ekonomide çok tartışıyoruz, neden uzun vadeli yabancı sermaye gelmiyor bize diye. Bu halde, kim gelsin? Çin'i de örnek göstermeyin bana. Hikayesi bambaşka.

Tevfik Fikret'in Han-ı Yağma'sından beri değişen birşey yok. Dürüstlük, erdem, asalet, ahlak denince Kur'an ayetlerine sığınanların, kişisel çıkarları söz konusu olunca maskeleri düşüyor. Yasakçı ve aşırı gelenekçi toplumlar her zaman ahlaksızlık üretirler. Örneklerini, Sudan'da, Ürdün'de, Almanya'da
Türkler'in yaşadığı işçi lojmanlarında, Türkiye'nin köylerinde gördüm. İslamiyet'in hakim olduğu toplumlarda din baskısı rahatlıkla kullanılabiliyor. Nedenleri çok derin. Kul hakkı derler ama egemen güçler kendilerinin uygun gördüğü miktarda dağıtırlar kullara haklarını. İş kolay nasılsa! Eğitimine önem vermediğin, cahil bıraktığın toplumun iki ayetle boya gözünü, ahlaklı ve erdemli gibi gözük, yap barajı, yolu, topla oyları.

Önümüzde koca bir Türkiye enkazı var. Hukukun olmadığı ama kanunların bolca var olduğu ve hukuktan koptuğu koskocaman bir enkaz!

Yani, akrep gibisin kardeşim, korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak, kabahat senin - demeğe de dilim varmıyor ama - kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

Arda Tunca
(İstanbul, 20.12.2013)