Pages

Thursday, December 12, 2013

Büyüme ve Cari Açık

Yılın ilk dokuz ayını %4'lük bir büyüme ile kapattık. Üçüncü çeyrekteki yıllık büyüme oranımız, ilk iki çeyrekteki sırasıyla %3 ve %4.5'ten sonra %4.4 olarak gerçekleşti. Eylül ayının sanayi üretimi verisi, üçüncü çeyrekte mevcut koşullar için yüksek sayılabilecek bir büyümenin geleceğine işaret etmişti. Zira, imalat sanayinin milli gelir içindeki payı %24.4. Dolayısıyla, imalat sanayinde oluşan verilerin milli geliri etkileme gücü yüksek. İkinci sırada, %14.8 ile ulaştırma, depolama, haberleşme, üçüncü sırada %12.9 ile toptan ve perakende ticaret, dördüncü sırada %12 ile mali aracı kuruluşların faaliyetleri ve beşinci sırada %9.2 ile tarım, avcılık ve ormancılık sektörü yer alıyor. Bu sektörlerin hepsini toplayınca, Türkiye milli gelirinin %73.4'üne ulaşmış oluyoruz.

Üçüncü çeyrekteki en yüksek büyüme oranı %11 ile mali aracı kurumlarda gerçekleşti. İmalat sanayi ise %4.9 büyüdü. Büyümede, üçüncü çeyrekte görülen önemli bir gelişme, kamu tüketiminin ve yatırımının büyümeye katkısının azalması ve oluşan boşluğu özel yatırımların ve özel tüketimin doldurması oldu. Bu gelişme, 2013 büyümesinin özel tüketim ve kamu harcamaları temelli olan dinamiğini yıl sonu itibariyle ortalamada pek değiştirmeyecektir ama üçüncü çeyrek özelinde olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Kamu harcamalarının büyümeye katkısı, bir kerelik bütçe gelirlerindeki azalmanın planlanması çerçevesinde yapıldıysa, bu da olumludur. Bütçe disiplini, gelir-harcama dengelerinin kamu kesimindeki gelişmelere paralel olarak sağlandığını gösterir. İzleyip, göreceğiz.

Özel yatırım harcamalarındaki canlanmanın temelinde neyin var olduğunu anlamak için daha derin analizlere ihtiyacımız var. Ancak, kalıcı bir gelişme olduğunu düşünmüyorum. Zira, belirsizlik unsurlarının öne çıkacağı bir sürece giriyoruz. Bu şartlar altında, özel yatırım harcamalarının artması ancak sürpriz olabilir.

Küresel konjonktür ve Türkiye'nin tasarruf açığının yüksek olduğu gerçeğiyle, büyüme oranının iyi
olduğu söylenebilir. Ancak, ekonomisinin %70'ini özel tüketimin oluşturduğu gelişmekte olan bir ülkenin büyümede yaşadığı bir dengesizlik söz konusudur. Büyümenin kalitesinin sorgulanması gerekir. Büyümenin kalitesi, kendini büyümenin finansmanı noktasında göstermektedir.

Özel tüketimin %4.4'lük üçüncü çeyrek büyümesine katkısının 3.3 puan olduğu, kredi genişlemesinin %15'lik referans büyüme oranının neredeyse 2 katına ulaştığı ve bu tüketim artışının düşük tasarruf oranımız nedeniyle cari açığı büyüttüğü düşünüldüğünde, ekonomide riskleri artırmadan büyüme sağlamanın nasıl olabileceğini ister istemez sorgulamak durumundayız. Vergi, işgücü piyasası, verimlilik, teknoloji, v.b. yapısal konularda sınıfta kalmış olmanın doğal sonucu olan bir durumdur bu.

Cari açıkta, Ocak-Ekim 2012 döneminde $39.6 milyarda idik. Ocak-Ekim 2013'te $51.9 milyara ulaştık. Cari açığın artış oranı %31.1. 2012'de büyüme oranı %2.2 idi. Bu yılın ilk 9 ayı itibariyle %4'e çıktık. Yılsonu için %4'e yakın sayılabilecek (%3.8 civarı) bir büyüme oranı bekliyoruz. Yani, büyüme oranı Türkiye için önemli ölçüde refah artıracak bir noktaya ulaşmamasına rağmen cari açıkta önemli bir artış gözlemlenmiştir.

2014 yılının uluslararası sermaye hareketleri açısından belirsizlikler içerdiğini biliyoruz. Türkiye, sermaye girişleri sağlayabilecektir. Bunu başarmasının tek yolu, 2013'te elde ettiği derecelendirme notlarını korumak ve faizde yatırımcıyı çekebilecek bir seviyeyi tutturabilmektir. Kısa vadeli sermayeyi Türkiye'ye çekebilecek başka bir yolu ekonomin kuralları çerçevesinde kalarak bilemiyorum. Ekonomide, geleceğe yönelik olarak kesin konuşamıyoruz. Ancak, varsayımları birer senaryo olarak ortaya koyup, senaryolara göre belli bir yargıya ulaşabiliriz.

Cari açık finanse edildiği sürece sorun yok diyenler, gelişmiş ülkelerin büyüme oranlarıyla gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranlarını karşılaştırmak gibi eksik ve yanlış bilgi hatasına düşenler bir yol kazası yaşamadan anlamayacaklar iktisadın bir meslek olduğunu ve bu anlatılanların yıllardır dile getirilmesine rağmen bir türlü düzeltilemediğini sanırım.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.12.2013)