Pages

Tuesday, December 31, 2013

2013'ü Kapatırken Ekonomik Beklentiler

2014 için planları yapmıştık. Şirketler bütçelerini yapmıştı. Artık, 2014'ü beklemeye başlayabilirdik. Fakat, siyasetin yumruğu iniverdi ekonominin üzerine bir anda. Planları değiştirmek için henüz erkense de, 17 Aralık süreci öncesinde, hangi varsayımlara göre 2014'ün planlamasını yapmış olduğumuzu kamuoyunda genel kabul görmüş varsayımlar çerçevesinde bir hatırlayalım.
  1. Fed, aylık $85 milyarlık tahvil alım programını kademeli olarak yavaşlatacak. Uluslararası sermaye girişlerinden en çok etkilenecek ülkeler, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alanlar olacak. Kırılgan beşli olarak adlandırılan cari açığı yüksek ülkeler ise diğer gelişmekte olanlara göre bu süreçten daha olumsuz etkilenecek. Türkiye, hem gelişmekte olan, hem de kırılgan beşlide yer alan bir ekonomi olmak durumuyla ihtiyatlı bir para ve maliye politikası uygulayacak.
  2. TCMB, 2013 yılında uyguladığı para politikasında önemli bir temel değişikliğe gitmeyecek. Nitekim, 24 Aralık 2013 tarihli "2014 Yılı Para ve Kur Politikası" başlıklı metinden bu sonuç çıkıyor.
  3. BDDK'nın özel tüketimi bir miktar dizginleyen önlem ve uygulamaları devreye girecek ve bankacılık kesiminin kaynakları bir ölçüde ticari kredilere yönelecek. Bu konuda, kişisel olarak bazı şüphelerim olsa da, tüketime yönelik kredilerin kısılmasıyla açığa çıkacak fonların ticari kredilere plase edilmesi en azından matematiksel olarak olası bir gelişme.
  4. Mali disiplin korunacak ve seçim ekonomisi uygulanmayacak.
  5. Döviz kurundaki yükseliş, kademeli olarak devam edecek. TCMB'nin kura müdahaleleri genel konjonktüre bağlı olarak kısa süreliğine etkin gibi gözükse de, genel olarak etkinliğini koruyamayacak. Reel efektif döviz kuru, TCMB'nin dövize müdahalelerinden çok, uluslararası sermaye giriş ve çıkışları tarafından belirlenecek.
  6. İhracat, artık kalıcı olarak reel anlamda değer yitirmiş TL'nin desteği ve özellikle Avrupa'nın çok düşük düzeyde de olsa toparlanmasıyla artacak.
  7. Türk bankacılık sistemi, karlılık konusunda zor bir yıl geçirecek. Küçük ölçekli bankaların kredi vermek konusunda çekinceli davrandıkları gözlemlenebilecek.
  8. 2013 yılında elde edilen derecelendirme notları 2014'te korunacak.
  9. Petrol fiyatı, 2014 yılında ortalama $105-110/varil aralığında seyredecek.
  10. Siyasi gelişmelerin ekonomik performans üzerinde olumsuz etkileri, iki tane seçim yaşanacak olmasına rağmen görülmeyecek(ti).
Yukarıdaki varsayımlar, 2014'te büyüme için %3.7-3.8, enflasyon için %7.5-8 aralığı ve cari açığın milli gelire oranı için de %7 gibi seviyeleri işaret etmekte(ydi) bana. Bu tahminler, TCMB başkanının kendisi için başarı kriteri olarak ortaya koyduğu her üç değişken için %5'lik beklentilerden uzak.

Yolsuzluk operasyonları, yukarıdaki 10. maddeyi yeniden sorgulamayı gerekli kılıyor. Ortada, siyasi bir belirsizlik var ve Mart ayındaki yerel seçimlere kadar siyasetin nasıl bir tablo ortaya koyacağını kestiremiyorum. Kişisel beklentim, yine siyasi dalgalanmaların oluşacağı, bu dalgalanmaların piyasalarda da dalgalanmalar yaratacağı yönünde. Sonuç itibariyle, makro ekonomik göstergelerin de bu dalgalanmalardan etkileneceğini düşünüyorum. Fakat, bu belirsizlikte herhangi bir ölçek verebilmek mümkün değil. İki gündür ortalık biraz yatışmış gibisiyse de, yine de bir tedirginlik olduğu unutulmamalı.

Siyasetteki gelişmeler ile bağlantılı olarak, yukarıdaki 10 maddenin son kelimesindeki parantezi kaldırmak durumunda kalırsak, 8. maddede ne gibi bir değişiklik olabileceğini düşünmek zorunda kalacağız. Ardından, 1., 2., 5. ve 6. maddelerdeki gelişmeleri yeniden değerlendirmek zorunda kalacağız. Siyasi belirsizlik, ekonomik performansta düşüş demektir. Özellikle büyüme ve istihdamın olumsuz etkilenmesi anlamını taşır.

6 Ocak itibariyle yurt dışındaki piyasaların açılmasıyla başlayacak süreç, yabancı yatırımcının Türkiye'ye yönelik yatırım stratejilerini anlamamızı sağlayacak. Bu nokta çok önemli. Türk varlıklarının satışı ve Dolar'a talep gibi bir süreç yaşanacak mı? Bunu bilemiyoruz henüz. Göreceğiz. Ancak, ihtimalin varlığını bilmek lazım.

Siyasi dengesizliklerde ortaya çıkabilecek yeni bir dengesizlik, TCMB'yi döviz satışları dışında devreye girmesini gerektirebilir. Yani, faiz artırımı gündeme gelebilir. Bu olasılığın da var olabileceğini bilelim. Ancak, henüz o noktadan uzaktayız.

2013'ün Sonunda Çok Kısa Bir Türkiye Manzarası Özeti

Ekonominin odağından çıkarak, ülkem için duyduğum üzüntüleri dile getirmek istiyorum şimdi de. Zira, yukarıdaki varsayımların ve olası sonuçlarının temelinde yatan yapısal sorunların çözülmesi için çalışılması, doğrudan yabancı sermayenin eldeki varlıkları satmadan Türkiye'ye çekilebilmesi, hukukun üstünlüğü (kanunların değil ama) ilkesinin uygulanmasında önemli gelişmeler sağlanması, katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi ve ihraç edilebilmesine yönelik teknoloji yatırımlarının yapılması, işgücü veriminde artış sağlanması gibi medeniyet göstergesi olabilecek konularda bir adım atılmasını maalesef beklemiyorum 2014'te de. Medeniyeti sadece yol olarak gören, hukuka değil, şahısların birbirini kollamasına dayanan bir düzenin olduğu yere doğrudan yabancı sermaye çekemezsiniz. Olanı bile kaçırırsınız.

Şunu yaptık, bunu yaptık, şu projeleri tamamladık diye anlatılanların gelişme değil, sadece bir değişim olduğunu bilelim. Eşik atlamak başka bir olgu. Hele ki büyüklük, eşik atlamak ve daha medeni bir düzen kurmak için tek başına hiç yeterli değil. Çin ve Hindistan bunun en güzel örneği sanırım. Çok büyükler ve bu özellikleriyle ekonomik cazibe merkezi konumundalar. Fakat, fotoğrafın arka yüzünde çok başka şeyler var ve medeniyet yolunda atacakları çok adım, kaydedecekleri çok yol var.

Elimde bir kitap var bu aralar. Yazarı, Liao Yiwu. Çinli bir şair. Demokrasi ve hukuksuzluğun Çin'deki boyutlarını anlatan bir anı kitabı yazmış. Kendisinin gerçek hikayesi var kitapta. Kitabın adı, "For a Song and a Hundred Songs: A Poet’s Journey Through a Chinese Prison". Türkçe'sine henüz rastlamadım. Tavsiye ederim.

Kaliforniya Üniversitesi'nin kampüsüne yakın bir kafede, hukuk eğitimine yeni başlamış bir öğrencinin Mario Puzo'nun Baba romanını bir ödev olarak okuduğuna şahit olmuştum yıllar önce. Sohbet etmiştik. Hoca, "nasıl olmaması gerektiğini" örneklerle öğreterek başlayıp, "nasıl olması gerektiğini" felsefeden girip başlıyormuş anlatmaya. İşte mesele, nasıl olmaması gerektiğine örnek teşkil etmemekte. Son yaşadıklarımızı bir düşünün ve bu gözle bir değerlendirin lütfen.

Farkındalık zordur. Vicdanıyla karşı karşıya bırakır insanı. Ya arkasını döner ve gider insan, ya da bilinçle sahip çıkar. Sahip çıkmak, sevmekten gelir ama sorumluluktur aynı zamanda. Konuşmak da sahip çıkmaktandır aslında.

Arda Tunca
(İstanbul, 31.12.2013)