Pages

Friday, November 15, 2013

Tüketimde Hassas Dengeler

T.C.M.B.'nin, 2013 yılında gerçekleştirdiği üst üste iki tane faiz artışıyla doğru hamlelerde bulunduğu iddia ediliyor. Yükseltilen faiz olmadı oysa. Koridorun üst bandı yükseltildi. Bu ne demek? Piyasadaki kredi mekanizmasını etkileyecek bir maliyet değişikliği yapılmadı demek. Üstelik, merkez bankası sürekli ek parasal sıkılaştırmadan söz ettiği halde. Koridorun üst bandını artırmakla paranın maliyetini değiştirmek arasında önemli bir fark var. Son derece karmaşık bir hale getirilen para politikası yapısı ve T.C.M.B.'nin zayıf olan piyasa iletişimi konunun anlaşılmasını güçleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde, bu konuya detayıyla değinen bir makaleyi Uğur Gürses kaleme almıştı. Makaledeki görüşlere katılmamak elde değil. İlgi duyanlar için öneriyorum: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ugur_gurses/ortu_altindan_mahcup_faiz_arttirimi-1158436

Belirsizlik ve istikrar kelimelerinin yan yana ve aynı amaca yönelik olarak kullanılması imkansız. T.C.M.B.'nin para politikası uygulamaları ve iletişim zafiyeti nedeniyle yarattığı belirsizlik büyümenin önemli dinamiklerinden biri olmasını arzu ettiğimiz yatırım harcamalarını destekleyici bir ortam yaratmıyor. Küresel ekonomik koşulların Türkiye'ye giren kısa vadeli yabancı sermayeyi azaltma olasılığı da denkleme girince, yatırım iklimi daha da olumsuz bir manzaraya bürünüyor.

Son dönemlerde, genel olarak merkez bankalarının kasıtlı olarak belirsizlikler yarattığı görüşleri dile getiriliyor. Merkez bankalarının belirsizlik yarattığı olgusu ile karşı karşıya olabiliriz. Ancak, merkez bankalarının görevi, parasal ve finansal istikrarı sağlamak için doğru para politikası araçlarını kullanmak ve bu yolla büyümeye destek verecek öngörülebilirlik unsurlarını kuvvetlendirmektir. Sözünü ettiğimiz bu kurumlar, piyasaları aldatmak, köşeye sıkıştırmak, belirsizliğin yarattığı ortamdan zaman kazanmaya çalışmak gibi hedeflerle hareket etmezler, edemezler. Aksi halde, başarısız politikalara imza atmış olurlar.

T.C.M.B.'nin para politikasının ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin tespitlere hükümetin hedeflerini de dahil ettiğimizde, özel tüketime ilişkin hassas bir dengeyle karşılaşıyoruz. Zira, büyümenin dinamiğinde tüketim harcamalarının ağırlıklı bir paya sahip olmasını hükümet kanadı pek olumlu karşılamıyor. Ekonomi yönetimi, tüketim harcamaları ağırlıklı bir büyümenin, büyümenin kalitesi açısından bir sorun yarattığı görüşünde. Yatırımların ve tüketimin dengeli olarak büyümeye katkı sağladığı bir büyümenin sağlıklı olabileceği kuralından hareketle, hükümetin çekincesini yerinde buluyorum.

Cari açık kronikleşmiş bir sorunumuz ve bu sorunun büyük bir risk yaratmaması için 2012'de büyümeyi %2.3'e indirdik ve 2013 için O.V.P.'nin tahmini %3.6 düzeyinde. Önümüzde seçim var. Bu durumda hükümet, özel tüketim harcamaları ağırlıklı bir büyümenin dengesizliğinden rahatsız olsa da tüketimi önemli bir ölçüde kısacak önlemlere başvuramayacak. Aksi halde, büyüme oranı çok düşecek ve ekonomi boğulacak. Bu nedenle, 2014 için %4 ve ardından gelen 2 yıl için %5'lik büyüme oranları hükümet tarafından makul kabul edilmiş durumda.

Hükümet, cari açığın finansmanında kısa vadeli uluslararası sermaye girişlerine olan bağımlılığı azaltmak için iç tasarrufları artırmaya çalışıyor. Böylece, tüketim harcamalarının hane halkı borçluluğunu tehlikeli bir seviyeye getirecek şekilde artmasının önüne geçmek için bir ekonomi politikası esnekliği yaratmaya çalışıyor. Diğer bir ifadeyle, tüketimi fazla öldürmeden ve büyüme temposunu düşürmeden ama aynı zamanda cari açığı da kontrol edebilecek kısa vadeli önlemler alınmaya çalışılıyor. Kredi kartları limitlerine getirilen sınırlamaları, tatile taksit uygulamasının yasaklanmasını ve diğer önlemleri bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bireysel emeklilikteki %25'lik devlet katkısı, bütçe dengeleri izin verdiği için yapılabilir bir noktada. Ancak, reel faizin tasarrufları desteklemeyen düzeyi, özel tasarruf oranının artmasını güçleştiriyor ve tüketime yönelik kredileri teşvik ediyor.

Kredi genişlemesi, ağırlıklı olarak perakende bankacılık ile ilgili krediler üzerinden gerçekleşiyor. T.C.M.B.'nin para politikası ise, giderek bir risk unsuru haline gelen enflasyon nedeniyle hem parasal istikrarı hem de finansal istikrarı sağlamak ve de hükümetin büyüme hedeflerine uygun bir likidite sağlamak konusunda bir yol izlemeye çalışıyor. Diğer yandan, Türkiye'nin dış borcunun Türk Lirası cinsinden yükümlülüğünü artırmamak için de bir çaba içinde. Bu nedenle, döviz satım ihaleleri açıyor.

Türkiye ekonomisi, özel tüketimin odakta olduğu hassas bir denge sürecinden geçiyor. T.C.M.B.'nin para politikasında, ek parasal sıkılaştırma yapacağını belirtmesi ve bu noktada bence yetersiz kalması ve dövize müdahale etmek gibi boş bir çabanın içine girmesi doğru bir yaklaşımlar bütünü sunmuyor. Zaten belirsizlikler içeren bir ortamın T.C.M.B. tarafından daha da belirsizleştirilmesi yatırım harcamalarının canlanmasını imkansızlaştırıyor ve tasarrufları teşvik etmeyen bir faiz ortamı, serbest piyasa ekonomisinin ruhuna uygun olmayan yasal önlemlerin alınmasını gündeme getiriyor. Oysa, farklı kredi türlerine getirilecek karşılık uygulamaları ve finansal kesimin mali tablolarına uygulanacak rasyo kriterleri yoluyla finansal risklerin kontrol edilmesi ekonomi yönetimi ilkeleri açısından çok daha sağlıklı. Kredi kartları limitlerine kişilerin gelirlerine uygun limitler getirilmesi, bu çerçevede doğrudur. Yani, bir rasyo kriteri uygulamasıdır.  Ancak, tatile taksit yasaklaması yanlıştır. Kredi kartıyla taksit uygulamasına bırakınız tatili, tüm harcama kalemlerinde karşı olduğum halde böyle bir yasaklamanın uygulamaya konmasını serbest piyasa ilkeleri gereği yanlış buluyorum. Yukarıdaki "bence yetersiz kalması" ifadesinden kastım, karşılıklar, farklı kredi türlerine farklı maliyet gibi kriterlerin uygulanmamasıdır. Bu uygulamaların 1980'lerden 2008 krizine kadar adeta bir moda haline "deregülasyon" kavramıyla karıştırılmaması gerekir. Serbest piyasa ekonomisi, ekonomik özgürlük ve eşitlik unsurlarını regülasyonlar yoluyla sağlamalıdır.

Büyümenin dinamikleri dengeli bir tabana oturmalıdır. Yatırım harcamaları, yarattığı istihdam ve tetiklediği harcama kanallarıyla ve gelir yaratıcı özellikleriyle belli bir süre içinde tüketim harcamalarını destekleyici bir unsur olacaktır. Böylece, sürdürülebilir, istikrarlı ve dengeli bir tabanda büyüme gerçekleşebilir. Ancak, Türkiye'nin şu anki durumu, bu resimden uzak.

T.C.M.B., büyümeyi boğmamak için tüketimi öldürmeyecek ama aynı zamanda cari açığı büyütmeyecek ve giderek önemli bir risk unsuru haline gelen enflasyonu da yükseltmeyecek bir para politikası uygulayacak. Bu arada, kuru da belli bir seviyede tutmaya çalışacak. Kuru yönetmesi imkansız. Diğer hedefleri tutturmakta ise bıçak sırtında bir denge var. Para politikası daha az karmaşık bir şablonda yönetilse ve çok daha etkin bir iletişim politikası yürütülse, bu hassas dengelerde daha az dalgalı bir piyasa koşulu söz konusu olabilecek.

Ekonomide denge kavramı önemlidir ve fizik kuralları geçerlidir. Unutmamakta fayda var.

Arda Tunca
(İstanbul, 15.11.2013)