Pages

Thursday, November 28, 2013

Merkez Bankası Neden Eleştiriliyor?

Yazının başlığındaki sorunun cevabını hemen vereyim: tutarsız açıklamalar ve kötü iletişimin yarattığı belirsizlik ve piyasada algı bozukluğu. Sonuç, merkez bankasının hedeflerinin anlaşılamaması olarak ortaya çıkıyor. Faiz oranlarının optimum seviyesini belirlemek hiç kolay değil. Hükümet, büyüme hedefini %4-5 seviyesine çektiğine göre, bizim merkez bankasının da mevcut faiz seviyelerinde kalarak bu hedefe uyumlu bir para politikası stratejisi ortaya koyması doğaldır. En azından anlaşılabilecek bir tarafı olabilir.

Fed'in parasal genişlemeyi yavaşlatması olasılığına karşı kısa vadeli yabancı sermayeyi çekmek ve bu şekilde yerli parayı korumak amacıyla Türkiye'nin de içinde bulunduğu gelişen ülkelerin aralarında bir faiz artırımı rekabetine girmesi sakıncalıdır. Zira, büyümeyi durma noktasına getirebilir. Bu nedenle, T.C.M.B.'nin fonlama maliyetleri seviyesi bir tartışma konusu olsa da, asıl tartışma bu noktadan kaynaklanmıyor.

Türkiye'nin büyüme dinamikleri 2012'de ihracata dayandı, 2013'te ise iç talebe, yani tüketime. Kamu harcamaları ise büyümeye desteğini sürdürüyor. Fakat, yatırım harcamaları kımıldamıyor. Büyümenin kamu harcamaları, tüketim harcamaları ve yatırım harcamaları arasında dengeli bir temele oturması gerekiyor ki, sürdürülebilir bir büyümeyi %4-5 seviyelerinde tutabilelim. Sağlıklı olan, Türkiye gerçeklerine uygun olan bu. Yatırım harcamalarının canlanabilmesi, öngörülebilirlik, belirlilik ve ekonomik ve siyasi istikrara bağlı.

Hükümet, geçtiğimiz dönemlerde teşvik mekanizmalarını devreye soktu. Maliye, geçen hafta cari açığa önlem olabilecek bazı önlemlerden söz etti. Ancak, bu önlemlerin ne zaman, nasıl sonuçlar ortaya koyacağını bilemiyoruz. Bu önlemlerin analizi ayrı bir konu. Fakat, olumlu sonuçlar verseler dahi, bu sonuçları alabilmek uzun vadede mümkün. Bu yazıda bu önlemleri yorumlamıyorum.

Küresel koşullar zaten öngörülebilirlik faktörlerini yeteri kadar törpülemiş durumda. Geleceğe duyulan güveni azaltan bir diğer faktör olarak T.C.M.B. ortaya çıkıyor. Böylece, canlanma olasılığı zayıf olan yatırım harcamalarının önü hepten kesilmiş oluyor. Nasıl? Bazı ana başlıklar altında konu şu şekilde özetlenebilir:

Faiz Koridoru: Para politikaları son derece teknik konuları ihtiva eder. Bu nedenle, konuya aşinalığı olmayanların kolay anlayabileceği bir konu değildir. Ancak, merkez bankalarının görevi, kendi politika uygulamalarından etkilenecek kesimleri aydınlatmak ve ekonomide belirlilik unsurlarını güçlendirmektir. Faiz koridoru, uygulamaya girdiği tarihten bu yana finans ve iş çevrelerince dahi derinlemesine anlaşılamadı. Çok sayıda başlık altında, farklı faiz türlerinin kredi maliyetlerini nasıl etkileyebileceği, sıkılaştırma dendiğinde neyin kastetildiği net olarak ortaya konulamadı. Üstelik, T.C.M.B. başkanı tarafından sürekli ek sıkılaştırmalardan söz edilmesine rağmen fonlama maliyetleri aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi oluştu.

Tarih
T.C.M.B. Gecelik Banka Fonlama Oranı (%)
29.08.2013        6,62
02.09.2013        7,09
06.09.2013        6,32
16.09.2013        6,54
20.09.2013        6,08
27.09.2013        6,37
04.10.2013        6,20
21.10.2013        6,39
01.11.2013        6,31
04.11.2013        6,76
11.11.2013        6,76
12.11.2013        6,80
19.11.2013        6,62
20.11.2013        6,46
21.11.2013        6,58
22.11.2013        6,60
25.11.2013        6,40
26.11.2013        6,34
27.11.2013        6,39

Ek parasal sıkılaştırma uygulandığında faiz oranının yükselmesi beklenir. Piyasanın likiditesini ayarlamak için alınan önlemlerle piyasa yönetilir. Hem faiz hem de para arzını yönetmeye çalışmak ayrı bir eleştiri konusu olabilir - ki bu konuda bazı teorik tartışmalar zaten var.

Yukarıdaki tabloya yerleştirilen tarihler, belirli aralıklarla meydana gelen değişimleri ve aradan zaman geçmesine rağmen faizin önemli ölçüde değişmediğini göstermek için tarafımca seçilmiştir. Faiz koridorunun üst bandı yükseltilmesine rağmen, fonlama maliyetlerinde dönem dönem artışlar ve düşüşler gözlenmektedir. Ancak, çok dar bir aralıkta. T.C.M.B.'nin son olarak aldığı kararla, bir aylık fonlamaların kaldırılması sonrasında konuşulan ve hiçbir anlamı olmayan "örtülü faiz artırımı" söylemi de T.C.M.B.'nin yarattığı kafa karışıklığının bir sonucudur. Faizin örtülüsü, örtüsüzü olmaz.

T.C.M.B. başkanının fonlama faizini faiz koridorunun üst bandı olan %7.75'e yaklaştıracağını söylemesine bu tabloya bakıldığında nasıl inanılır? Faiz oranlarından maliyet ya da kazanç tarafında etkilenen kesimler yönünü nasıl çizebilir?

Kredi Genişlemesi: T.C.M.B., hükümet ile beraber kredi genişlemesine ilişkin olarak %15'lik bir referans oranından söz etmektedir. Ancak, yılbaşından bu yana kredi genişlemesi %15'in çok üzerindedir. Bu genişlemenin %15'e yaklaşması yönünde atılacak adımların başında faiz politikasında bazı değişiklikler yapılması akla gelmiştir. Dolayısıyla piyasalar, ek sıkılaştırmaya ilişkin açıklamalardan kredi genişlemesinin %15'e yakınlaştırılacağı beklentilerini oluşturmuşlardır. Ancak, yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere, faiz oranları %15 oranının ne ölçüde ciddiye alınabileceğine dair şüpheler yaratmıştır.

T.C.M.B., tüketim yönlü kredi genişlemesini engelleyememiş ve bu misyonu B.D.D.K.'ya bırakmıştır. Ekonomi yönetimine ilişkin kurumların aralarındaki koordinasyon son derece önemlidir. Böylesi bir koordinasyonun sonucunda B.D.D.K. hareket edecek idiyse T.C.M.B. neden kredi genişlemesine ilişkin misyonu kendi üzerinde gibi gösterdi ve piyasaları sürekli yanılttı?

B.D.D.K.'nın alacağı önlemler taslağını önemli ve yerinde buluyorum. Tüketici kredilerine yönelik bazı uygulamaları yasaklamak yerine rasyo kriterleri kullanılması yerinde olmuş. Kurallar, kayıt dışılığı ve senetle borçlanma uygulamalarını özendirecek gibi de gözükmüyor. Senetle taksit uygulamaları bir miktar devreye girse de, B.D.D.K.'nın tasarladığı önlemlerle önemli bir boyuta ulaşmayacağı kanısındayım.

Döviz Kuru: Fed'in parasal genişlemeyi ne zaman sonlandıracağına ilişkin spekülasyonlar sonucunda yükselen kurlar T.C.M.B.'nin döviz satım ihaleleri başlatmasına neden olmuştur. Özellikle, 2013'ün yaz aylarında küresel boyutta yaşanan piyasa dalgalanmaları döviz kurlarında önemli ölçüde oynaklıklar yaratmıştır. T.C.M.B.'nin, bu oynaklıkları yönetmek için başlattığı döviz satım ihaleleri sonuçsuz ya da son derece sınırlı etkiler yapacak düzeyde kalmıştır. T.C.M.B. başkanının, yılsonu Dolar kuru için 1.92 gibi bir seviyeye işaret etmesi piyasalardaki beklentileri yanlış etkilemiştir. Kur, yılsonunda 1.92 seviyesinde gerçekleşse dahi bir merkez bankası başkanının ama hedef, ama referans, ama tahmin amaçlı olarak "serbest kur rejimi" uygulanan bir ülkede bu şekilde ifadeler kullanması yanlıştır. Aynı konuşmadaki yanlış yönlendirici üslubu dile getirmeye gerek bile yok.

Enflasyon: Uzun zamandır bir türlü tutturulamayan enflasyon oranı hedefleri ve merkez bankasının hem hedef hem de tahmin açıklamak şeklinde ortaya koyduğu yaklaşımlar da bir güven erozyonu yaratmaktadır. Hedefin %5 ama tahminin %6.8 olarak ortaya konması hedefin gerçekçi olmadığı izlenimini uyandırmaktadır.

Sonuç itibariyle, T.C.M.B.'nin piyasalara verdiği mesajlar ile uygulamaları arasındaki çelişkiler ve iletişimde ortaya koyduğu aksaklıklar, T.C.M.B.'nin eleştirilmesindeki ana etkenlerdir. Dünya genelinde, 2008 kriziyle beraber merkez bankalarından sahip oldukları misyonlarının ötesinde beklentiler oluşmuştur. Bu durumun, yanlış olduğunu vurgulamak da lazım. Ancak, yukarıda temas edilen noktaların hiçbiri T.C.M.B.'nin misyonunun fazla zorlanmasıyla ilgili değildir. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sorunların çoğu yapısal düzenlemelerle çözülebilir. Faiz artınca tasarrufların artacağı yönündeki beklenti de gerçekçi değildir. Ülkeye doğrudan yatırım çekmek, katma değeri yüksek ürünler ihracat etmek, enflasyonu yaratan unsurların içinden parasal olanları asgari seviyeye indirmek ve çok sayıdaki başkaca "eşik atlatıcı" gelişmeler sadece T.C.M.B.'nin para politikalarıyla elde edilemez.

Arda Tunca
(İstanbul, 28.11.2013)