Pages

Monday, November 4, 2013

Kasım'ın İlk Haftasında Veriler ve Olası Etkileri

Bu sabaha farklı bir başlangıç yaptım. Keyifli bir heyecan ile haftayı açtım. CNBC-e'de bundan böyle her pazartesi 08:00-09:00 saatleri arasında Geri Sayım programında olacağım ve 4 Kasım'da başlayan yeni yayın döneminin ilk programı bugün gerçekleşti. Güzel haberlerle dolu, keyifli bir sezon olması temennisiyle haftaya başladım böylece. Yayına katkı yapan herkesle geçecek bir sezonun son derece verimli olacağı kesin. İşini çok iyi bilen ve yapan profesyoneller var çünkü. Kendilerinin desteği çok önemli ve değerli. Programlarda, Berfu Güven ile beraber bulunacağım.

Yeni yayın dönemiyle beraber, ayın ilk haftasında tam anlamıyla bir veri bombardımanı söz konusu. Hepsi de çok önemli veriler. Bunları, önem sırasına göre şu şekilde sıralıyorum:
  1. A.B.D.'den gelecek 3. çeyrek büyüme verisi ve tarım dışı istihdam verisi
  2. Türkiye'ye ilişkin Ekim ayı enflasyon ve Eylül ayı sanayi üretim endeksi verileri
  3. Açıklanacak bilançolar
  4. İngiltere ve Avrupa merkez bankalarının faiz kararları
A.B.D.'den gelecek veriler, Fed'in aylık $85 milyarlık varlık alım programını ne zamandan itibaren azaltacağına dair sinyaller verecek. Geçen hafta piyasalarda azaltımın Aralık ayında başlayabileceğine dair genel bir kanı oluşmuştu. Bu nedenle piyasalar düşüşe geçti. Türkiye de bu gelişmelerden etkilendi ve BİST geriledi, USD/TL kuru yeniden 2 TL'nin üzerine çıktı. Gösterge faiz ise %8'in üzerinde oluştu.

Fed'in alacağı karar, uluslararası sermaye hareketlerinde Türkiye'ye olan akımları azaltıcı etkiler yapabileceği için önemli. Makro ekonomik denge anlamında, kararın ne zaman alınacağının herhangi bir önemi olmasa da, piyasalardaki yatırımcıların kazançları ve kayıpları açısından son derece önemli. Para ve sermaye piyasalarındaki fiyatlamalar, Fed kararına ilişkin beklentilerin yoğun bir etkisi altında. Dolayısıyla, hem fırsatların hem de risklerin oluştuğu bir piyasa ortamı söz konusu.

Fed'in geri çekilmesi, tüm gelişmekte olan ülkeler için olumsuz bir hava yaratıyor. Ancak, Türkiye ekonomisinin yapısal durumu bu olumsuz havayı yoğunlaştırıyor ve Türkiye'yi diğer gelişmekte olan ülkelere göre son dönemde daha negatif bir yönde ayrıştırıyor.

Ekim ayındaki bütçe harcamaları ve borç tavanı krizinin etkilerinin rakamlara yansıması henüz netleşmemişken, Şubat ayında yine bir borç tavanı krizi değilse bile yoğun bir tartışmasının yaşanması olasılığı ortada dururken, Fed'in 2013 yılı içinde varlık alım programında azaltıma gideceğini düşünmüyorum. Bu hafta içinde, A.B.D.'den gelecek verilerin beklenenden daha iyi çıkması halinde dahi Fed'in Aralık ayında herhangi bir adım atacağını sanmıyorum.

Türkiye'nin büyüme oranı, uluslararası sermaye hareketlerine son derece bağımlı. Ancak, enflasyon son dönemin tedirgin edici bir unsuru haline geldi. Bu durumda, hem büyümeyi önemseyen hem de parasal istikrarı gözeten bir para politikası uygulamak zorlaşıyor. Bu anlamda, T.C.M.B.'nin işi zor. T.C.M.B.'nin söylemleri doğru iken, uygulamaları söylemlerinden ayrışıyor ve çelişki doğuruyor.

Ek sıkılaştırma uygulayarak kredi genişlemesini %15 olarak alınan referans orana yaklaştırmaya çalışan ama fonlama maliyetlerini önemli ölçüde artırmayan bir para politikası uygulaması var. Faiz koridorunun nasıl çalıştığını iyi bilmek gerekiyor. Ancak, daha önemlisi gerçek fonlama maliyeti. Fonlama maliyetinin ulaştığı en yüksek oran %7.45 ile 23 Ağustos tarihine ait. Önemli olan, dönemsel ortalama. Bu ortalama ise son dönemlerde %6.30 civarlarında seyrediyor. Yani, faiz koridoru yukarı yönlü idi ama gerçek fonlama maliyeti pek artmadı. Dolayısıyla, ek sıkılaştırma söylemi ile uygulamalar arasında belirgin bir fark var. Böylece, zaten piyasa için anlaşılması son derece güç olan faiz koridoru uygulamasına bir de belirsizlik faktörü ekleniyor. Bu ortam, enflasyonun arzu edildiği ölçüde dizginlenemediği ve faizlerin tasarrufları artırmaya yetmediği bir ortamda tüketimi destekleyici, yatırımları ise caydırıcı bir etki yapıyor. Kısaca, T.C.M.B. büyüme ve enflasyon arasındaki dengeyi sağlamakta ince bir ipin üzerinde yürüyor.

Bilançoların piyasadaki etkilerini sonuçlara göre değerlendirebileceğiz. Ancak ve ancak sonuçlar geldikten sonra, piyasalara etkilerini ve sektörler bazında yapısallıkla ilgili sonuçları tartışabiliriz.

Bir süre önce, Avrupa'da resesyonun bittiğinden ve en azından yatay performans gösteren bir ekonomik dengenin varlığından söz ediyorduk. Şimdi ise deflasyon korkusu sardı piyasaları. Deflasyon, ilerleyen dönemlerde fiyatlarda düşme olasılığı karşısında bugünkü harcamaların kısılması anlamına geldiği için yüksek enflasyondan daha zararlı olduğu düşünülen bir olgu. Ekonominin bugünü ve yarını için durgunluk anlamı taşıyan bir kavram. Bu sarmala girildiğinde ise çıkmak hiç kolay değil. En belirgin örnek, 1990'ların başından beri deflasyon ile mücadele etmekte olan Japon ekonomisi.

Deflasyon korkusunun gündeme geldiği Avrupa'da, Avrupa Merkez Bankasının yeni bir faiz indirimi ne kadar işe yarar? Benim görüşüm, son derece sınırlı bir etki oluşacağı yönünde. Avrupa Merkez Bankası, piyasaların merkez bankasının atabileceği belki de son adımı attıktan sonra önemli bir değişim görülmemesi halinde oluşacak para politikasına yönelik inanç kaybını dikkate alıyor olmalı ki, faizi uzun süredir indirmiyor. Avrupa için para politikası, etkinliğini giderek yitirmekte olan bir faktör haline gelmiş durumda. Bu nedenle benim bu hafta açıklanacak verilere ilişkin önem sıramda listenin altında yer alıyor.

Kısaca, iyinin ve kötünün, olumlunun ve olumsuzun ne olduğunun birbirine karıştığı bu ortamda Kasım ayı bir türbülansa girme olasılığına işaret ediyor. Şiddetini yaşayarak hissedeceğiz.

Arda Tunca
(İstanbul, 04.11.2013)