Pages

Monday, November 11, 2013

Ağaçkakan Teorisi ve Ekonomik Yapılara Yönelik Görüşler

Fed kararını beklerken piyasaya ani giriş ve çıkış yaparak, arada bir "şimdi ne yapıyoruz" diye soru sorarak, yeniden piyasaya giriş çıkış yapan ve bu davranış modelini sık sık tekrarlayan yatırımcı türü ve bu psikolojiye sahip olan tüm yatırımcı kitlesine verilen genel ad "ağaçkakan yatırımcı" ve bu davranış psikolojisini irdeleyen modele de "ağaçkakan teorisi" denir. Bu teori, bir süre önce Twitter'da tarafımca uydurulmuş olup, iktisat literatüründe hiç bir yeri olmayan ve rutin gündeme kendimce renk katmak amacıyla ortaya atılmış bir kavramdır.

Bitmeyen Fed kararı tartışmaları ve çok büyük olasılıkla yeni Fed başkanının Yellen olacak olması nedeniyle, Bernanke ile Yellen arasındaki olası para politikası yaklaşımları farklılıkları ve bu çerçevede piyasaların verdiği tepkiler, Dünya ekonomisinin gündemini belirliyor. Yellen'in Bernanke'den pek farkı olmayacağı açık. Her ikisi de Keynesyen iktisat ekolünden geliyorlar. Dolayısıyla, işsizlik ve enflasyon tercihi arasında işsizliği giderecek politika yaklaşımlarını enflasyona yönelik olanlardan bir adım önde tutuyorlar. Zira, ekonominin büyüme performansını güçlü kılmanın ve işsizliği düşük düzeyde tutmanın para-maliye politikaları uyumu açısından faydalı sonuçlar doğuracağını düşünmekteler. Büyümenin parasal istikrar adına feda edilmesiyle ortaya çıkacak bütçe performansı olumsuzluklarının para politikası cephesinde çok daha zorlayıcı sorunlar ortaya koyabileceğini söylüyorlar. Yellen'in Fed'in başına geçmesiyle temel bir politika değişikliği beklemek anlamlı değil.

Geçtiğimiz Cuma günü, A.B.D.'nin Ekim ayı tarım dışı istihdam verisi beklentilerden çok daha iyi geldi ama işsizlik rakamı %7.2'den %7.3'e çıktı. Bilindiği üzere, Fed'in hedefi işsizlikte %6.5'e inmek. Bir faiz artışı olasılığı (parasal genişlemenin yavaşlatılması değil), ancak ve ancak işsizliğin %6.5'e inmesiyle mümkün. Hemen belirtelim ki, istihdam ve işsizlik verilerinin hesaplanma metotları farklı. Ancak, bu farklılığa rağmen Ekim'de Amerikan Hükümeti'nin kapanması ve borç tavanı tartışmaları, beklendiği kadar olumsuz etkilememiş ülkeyi. Ancak, bu olumlu istihdam verisine bakarak Fed'in aylık $85 milyarlık tahvil alım programını ivedi olarak yavaşlatmaya başlaması beklenmemeli. Fed, üzerine basarak olumlu verilerde "kalıcılık" ve "sürdürülebilirlikten" söz ediyor ama piyasalar sadece bir veriyle kalıcı ve sürdürülebilir bir veri geldiğini düşünerek ağaçkakan tarzı bir yatırımcı davranışını benimsiyorlar. Böylece, para politikaları kararlarından çok, piyasanın bu tavrı belirliyor değerleri ve fiyatları.

Bernanke, I.M.F.'de önemli bir konuşma yaptı. Sistemik risklere ve düzenlemelere ilişkin görüş açıklamaları ve konuşmalar gözden kaçabiliyor ama son derece önemli mesajlar veriliyor o konuşmalarda. Bernanke de, Fed başkanlığından çok, akademik kimliğini kullanarak bir konuşma yaptı ve sistemik olarak önemli finansal kuruluşların (SIFI - Systemically Important Financial Institutions) batışına ilişkin görüşlerini açıkladı. Bernanke, bu kuruluşların belli bir kontrol ve düzen içinde yok olmasına izin verilmesi gerektiğini dile getirdi. Yani, Lehman Brothers tecrübesindeki gibi bir batışın sistemi krize soktuğundan, ancak batışa izin verilmediğinde de ahlaki tehlikenin (moral hazard) ortaya çıktığından söz etti. Zora giren başka finansal kuruluşların, nasılsa kurtarılacakları beklentisiyle bazı riskleri kolaylıkla alabildiklerini ve böylece sistemin bir yerinde önemli ve kontrol edilmesi güç risklerin ortaya çıktığını söyledi. Kontrollü ve düzenli bir batışın nasıl olması gerektiğinin tespiti, sistemik riskleri kapsamlı bir şekilde ölçebilen bir metodun geliştirilmesini ve ilgili yasal düzenlemelerin buna göre yapılmasını gerekli kılıyor. Deregülasyon sürecinin sonunda, küresel kapitalizmin yapısal değişikliğine ilişkin her konu özel ilgi alanıma giriyor. Zira, mevcut düzenin mevcut yaklaşımlarla sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Her krizin sonunda kapitalizmin kendi küllerinden doğabileceği görüşünün mevcut yapıda zayıflayan bir argüman olduğu kanaatindeyim.

Bernanke'den sonra, Çin'deki Komünist Partisi toplantısı da ekonomide yapısal değişimlere ışık tutması beklenen bir gündeme sahip. Yerel yönetimlerin bono ve tahvil çıkartması, tek çocuk politikasının yumuşatılması, kırsal kesimde arazi reformu düzenlemeleri, v.b. pek çok yapısal değişim konusu var Çin'in gündeminde. Çin, kapitalizme geçtikten sonraki süreçte yeni bir evreye gelmiş durumda. Demir perde arkasındaki yıllardan kalan düzenlemeler bugünün ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Reform ihtiyacı konusunda çok geniş bir konsensüs var. Ancak, hangi vadede hangi yoğunlukta gerçekleşmesi gerektiği konusunda görüş ayrılıkları var. 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Tiananmen Meydanı Olayları'nın sonrasında yaşanan süreçte, her yeni adımın eski düzenlemeler değiştirilmese de marjinal katkısı yüksekti. Ancak, o dönemin kapandığına dair güçlü veriler var artık. İşte Çin, yeni bir döneme hazırlık safhasında. Şangay'da bir serbest ticaret bölgesi kurulması da var planda ve çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çin'de reel ekonomiye ilişkin veriler son dönemlerde olumlu ama bir de hızla genişleyen bir kredi piyasası ve gölge bankacılık düzeni var ki, geleceğe yönelik önemli potansiyel riskler içerdiğini düşündürtüyor.

Çin, Bernanke'nin temas ettiği detaylardaki reformlardan çok uzakta. Çünkü, kapitalist ekonomi modelinde Çin'in A.B.D., Japonya, A.B. gibi ülke ve bölgelerle evre farkı var. Ayrıca, mevcut risklere odaklanılmaması, sadece kendi başlarına değil, Dünya'nın başına da ciddi dertler açabilir. Evre farkına rağmen, 1990'ların başından beri önemi süratle artan bir dev ülke var ortada. En büyük ticaret ortağı olan Avrupa'nın bir türlü düzelemediği ve küresel konjonktürde, %10'un üzerindeki büyüme oranlarından geriye düşüp %7.5 civarına razı olmak zorunda kalan Çin'in kredi balonundan bir darbe alması kolay hazmedilebilir bir lokma olmayacaktır.

Ekonomide gündemden yorulur ve başka konulara yönelmek isterseniz, yapısal değişikliklere ilişkin konulara bakmanızı öneririm. Ben öyle yapıyorum. Çünkü, ekonomi yönetiminde felsefi bir değişiklikten söz edenlerin olup olmadığı ve bu değişiklikleri yapabilecek kişilerin işgal ettikleri konumlar geleceğin şekillenmesi hakkında değerli fikirler veriyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 11.11.2013)