Pages

Thursday, October 10, 2013

Yeni Dengeye Gidiş ve Türkiye

Arka arkaya gelen raporlar, veriler, açıklamalar, planlar, programlar, tutanaklar derken, hem Dünya hem de Türkiye'ye ait ekonomik geleceğin en azından tahminini yapabilmek biraz olsun daha az zor hale gelebildi. Önce, Ağustos ayına ilişkin sanayi üretimi verisini gördük. Sonra I.M.F., küresel ekonomik durumu World Economic Outlook adlı raporunda ortaya koydu. Yine I.M.F., Türkiye ekonomisine ait öngörülerini açıkladı. Hemen ardından Orta Vadeli Program ve Orta Vadeli Mali Plan'ın içeriklerini öğrendik. Ayrıca, Fed başkanlığına Yellen aday gösterildi ve piyasaların merakla beklemiş olduğu 17-18 Eylül tarihlerindeki Fed toplantılarının tutanakları yayımlandı. Böylece, bir nevi bilgi ve veri bombardımanına uğramış bulunuyoruz.

I.M.F.'nin Küresel Büyüme Tahminleri

I.M.F., küresel ekonominin 2013 için büyüme tahminini %2.9 olarak hesaplamış. 2012'deki tahmini %3.6 idi. Yine 2013 yılında, gelişmiş ülkelerin ortalama büyüme hızının %1.2, gelişmekte olanların ise %4.5 olacağı tahmin ediliyor. 2012 yılındaki raporda, sırasıyla %1.5 ve %5.6 tahminleri yapılmış. I.M.F., 2013 yılı içindeki gelişmelere bakarak, 2013 yılı sonu için 2012'deki beklentilerini düşürmüş.

2014'e ilişkin tahminlerde ise, küresel ekonominin %3.6, gelişmiş ülkelerin %2 ve gelişmekte olanların %5.1 oranında büyüyeceği ortaya konuyor. Fed'in parasal genişleme programını yavaşlatmasının beklendiği, Çin'in büyüme hızının ortalama %10 seviyelerinden %7 seviyelerine gerilediği küresel ekonomik koşullarda, 2014 beklentilerinin daha sonra yapılacak bir revizyonda, 2013 için olduğu gibi aşağı yönlü olacağını beklemek pek mantıksız olmasa gerek.

Borç Tavanı ve Beklenen Fed Kararı

Fed'in aylık $85 milyarlık tahvil alım programını ne zamandan itibaren kademeli olarak yavaşlatacağına dair soru işaretleri, A.B.D.'deki borç tavanı tartışmaları nedeniyle askıya alınmış durumda. Ancak, borç tavanı sorununun çözülmesiyle yeniden başlayacaktır. 17-18 Eylül tarihli Fed toplantılarının tutanakları, tahvil alım programının yavaşlatılması için başlangıç tarihinin Aralık ayının da ötesine kayabileceğini düşündürüyor. Ancak bu noktadaki varsayım, borç tavanı sorununun aşılacak olması. Sorunun uzaması, Fed'in atacağı adımın tarihini öteliyor. Çünkü, borç tavanı sorununun çözülememesinin Amerikan ekonomisine bir maliyeti var. Bu maliyet, büyüme ve işsizliğin hedeflenen noktalara ulaşmasında bir gecikme olacağı beklentisini güçlendiriyor.

Borç tavanına ilişkin sorunların er ya da geç çözüleceğini ama kısa vadede piyasalarda dalgalanmaların ortaya çıkacağını düşünüyorum. Nitekim, A.B.D.'nin büyük finans kuruluşlarından Fidelity Investment'ın borç tavanına ilişkin kararın verileceği tarihe yakın tarihlerde ödeme vadesi gelen Amerikan bono ve tahvillerini sattığını öğrendim. Buna benzer yatırımcı davranışlarının küresel piyasalarda yoğunlaşmasının küresel boyutta faiz, kur, borsa endeksleri gibi değişkenler üzerinde önemli dalgalanmalar yaratacağı çok açık. Ancak bu dalgalanmaların etkisi kısa vadede söz konusu olacaktır. A.B.D., borç tavanı için kritik olan 17 Ekim tarihinden sonra bu problemi çözemese de, borçlanma araçlarının %40'ını elinde bulunduran Çin ve Japonya'nın Fidelity Investment gibi davranması riskini göze alamaz. Bu nedenle, sorunun 17 Ekim civarında bir tarihte çözüleceği görüşündeyim.

Orta ve uzun vadede, borç tavanı sorununun aşılması ve A.B.D.'de özellikle büyüme ve işsizliğe ilişkin verilerin istikrarlı bir şekilde düzelmeye başlamasıyla Fed'in ne zaman ilk adımı atacağı konusu yine yoğun bir şekilde gündemde olacaktır. Bu tarihle ilgili hiçbir spekülasyon yapmadan, hem borç tavanı sorunun aşıldığını hem de Fed'in kararının çok yaklaştığını düşündüğümüz bir tarihe zihinsel olarak gidecek olursak, orta ve uzun vadede ortaya çıkabilecek ekonomik dengeyi daha rahat tahmin edebilmemiz mümkün olacaktır. Nitekim, I.M.F.'nin küresel ekonomiye ilişkin durum tespiti ve öngörüleri ve O.V.P.'deki tahminler, o düşünülen tarihten sonra gerçekleşecek gelişmelere ışık tutuyor. O düşünülen tarih, herkesin kendi yorumlarına göre değişiklik gösteriyor.

Uluslararası likidite koşulları değişecek. Fed'in kademeli olarak parasal genişlemeyi yavaşlatması ile özellikle gelişmekte olan ülkeler azalan likiditeyle karşı karşıya kalacak. Azalan likiditenin yaratacağı yeni koşulları, tasarruf oranı düşük, mali disiplini zayıf ve kısa vadeli yabancı sermaye girişlerine çok duyarlı olan ülkeler olumsuz bir şekilde hissedecek. Ayrıca yeni dengede, gelişen ve gelişmiş ülkeler arasındaki ortalama büyüme oranları farklılıkları gelişmekte olanlar aleyhine değişecek.

I.M.F.'nin Türkiye Değerlendirmesi

Türkiye, yeni küresel denge koşullarının beraberinde getirdiği yeni bir evreye giriyor. I.M.F.'nin, Türkiye için ortaya koyduğu görüşlerin hepsi önemliydi. Ancak, bazıları önemli birer uyarı niteliğindeydi. Özellikle kamu gelirleri içinde bir kereye mahsus gelirlerin mali dengeyi sağlamaya katkı sağladığını ama bu gelirlerin kalıcı olmadığını vurgulaması çok önemliydi. Hatırlanacağı üzere, 2012 yılı sonunda bazı ek vergilerle mali yapı güçlendirilmeye çalışılmıştı. Bu hamlenin ekonomide bir resesyon riski yaratabileceğini o günün koşullarında düşünmekteydim. Ancak, 2013 yılındaki reel harcama artışıyla beraber, ek vergi gelirlerinin yeniden ekonominin kullanımına sunulduğunu izledik. Dolayısıyla, söz konusu ek vergilerin ekonomiyi yavaşlatan bir etkisi olmadığını gördük. Aksine, ekonomide kamu kesiminin ağırlığının artışına tanık olduk. Nitekim, 2013 yılının büyüme dinamiklerinde kamu harcamalarının rolü önemli oldu. Bu noktada, seçime giden bir ülkenin siyasi atmosferinin hissedilmeye başlandığını gözlemlemekteyim. Oysa, özel yatırımların büyümeye destek vermesi normal şartlar altında tercih edilmelidir. Mali disiplin önemli ama ekonominin büyüme dinamiklerinin değişen yapısı için olumlu görüşlere sahip değilim.

I.M.F.'nin diğer bir önemli tespiti, iç tüketimdeki artışın yarattığı enflasyonist etkiler oldu. Hatta, politika faizi cephesinden bakarak, negatif reel faiz ortamının tüketimi tetiklediği vurgulandı. Ayrıca, T.C.M.B.'nin son derece karmaşık hedefleri olan para politikasının ve araçlarının etkinsizleşmeye başladığını ifade etmesi de önemliydi.

Türkiye'de kredi kartı konusunda son günlerde alınan önlemler, hükümet ile I.M.F.'nin tüketim harcamalarındaki artışla ilgili olarak görüş birliği içinde olduğunu gösteriyor. Konunun, bankacılık sisteminin karlılığı üzerindeki etkileri ve perakende sektörünü nasıl yönlendireceği konusundaki tartışmalar ayrı bir başlık. I.M.F., reel faizin artması gerektiğine dikkat çekiyor ki, hem tasarruf açığı hem de enflasyonist etkiler açısından haklı. Ancak benim görüşüm, politika faizini artırmak yerine, önce faiz koridoru mekanizmasından vazgeçilmesi ve yeni faiz politikası yapısı çerçevesinde faizin artırılması yönünde.

I.M.F.'nin değerlendirmelerinden en can alıcı olduğunu düşündüklerimi yazdım. Detaylar için Mahfi Eğilmez'in şu yazısı çok vurgulayıcı bir özet sunuyor: http://www.cnbce.com/yorum-ve-analiz/dr-mahfi-egilmez/imf-den-kurtulamadık

O.V.P.

Yeni küresel dengede I.M.F.'nin Türkiye için büyüme öngörüleri 2013 için %3.8 ve 2014 için %3.5. Yani, tasarruf açığı olan ve büyümek için yabancı sermaye ihtiyacı olan Türkiye'nin 2014'te küresel  ekonomik konjonktürde zorlanacağını dile getirmiş oluyor I.M.F. O.V.P.'de gördüğümüz tahmin rakamları da yine I.M.F.'ninkilerle paralel. Nitekim O.V.P., 2013 için büyümeyi %3.6 ve 2014 için %4 olarak bekliyor. Veriler birbirlerinden farklı da olsa, geçen yılki O.V.P.'deki büyüme verilerinin yenisinde indirilmiş olması, beklentilerin yönü açısından I.M.F. ile paralellik arz ediyor.

2013 yılındaki büyüme, kamu harcamalarına özel tüketime dayanmaktayken ve özel yatırımda bir artış beklentisi yok iken, hem kamu harcamalarının hem de özel tüketimin kısılması ile büyümenin kaynaklarının neler olacağını merak etmekteyim. Zira, 2013 sonunda %4.3 artması beklenen toplam tüketimin 2014'te %3.2 olarak hedeflenmesi, büyümenin 2013'te %3.6 olması durumunda 2014'te nasıl %4 olacağını düşündürüyor bana.

Siyasi arenada Türkiye'nin ekonomik yapısı farklı anlatılıyor ama arkadaki teknik kadro durumun farkında. Tasarruf oranının 2013'te %12.6 olması beklenirken 2013'te %13.8 olması hedefleniyor. Oysa unutulmamalı ki, tasarruf oranı artışı için reform gerekiyor. Kredi kartları konusunda alınan önlemler, tüketimi frenlemeye yönelik. Tüketimdeki olası bir yavaşlamayla tasarruf oranı artışı sağlanacağı düşünülüyorsa, pek mutabık olamıyorum.

Ağustos ayı sanayi üretimi verilerinin, hem Dünya hem de Türkiye'nin kendine has koşulları düşünüldüğünde pek iyi bir sinyal vermediğini ve 2014'te tüm sinyallerin, yaşanılan gerçeklere dönüşeceğini hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum.

Arda Tunca
(İstanbul, 10.10.2013)