Pages

Tuesday, October 22, 2013

Herkes Konuşuyor Ama Hiçbir Şey Olmuyor

Çok konuşuyoruz ama hiçbir şey olduğu yok. Geçtiğimiz günlerde, kendimle sohbet ettiğim bir anda, bu cümle çıkıverdi aklımdan. Ortalık, arada bir görünümü değişen piyasalarla toz duman, arada bir de sadece konuşmalarla. Oysa, ortada çok da kayda değer bir gelişme yok. Arada çok şey oldu ama 6 ay önce düşündüklerimizle ve söylediklerimizle bugünküler arasında temelde değişen pek de bir şey olmadı.

Fed, parasal genişlemeyi yavaşlatabileceğini söyledi. Şimdi ise, 2014'ün Mart ayından önce gerçekleşmesi imkansız gözüküyor. Günlerce A.B.D.'nin bütçe harcamaları kısıntısı ve borç tavanı konuşuldu. Sorun atlatıldı ama bunun maliyetini Amerikan vatandaşları ve A.B.D. ekonomisinin düzelmesinin sekteye uğramasından etkilenen ülkeler ödedi ve bir süre daha ödeyecek. Etkileri büyük olmayacak ama. Bu arada, hem demokrasi, hem demokrasinin yönetebilme becerilerinin önemine ve hem de siyasetin ekonomiyi nasıl baltalayabildiğine dair örnek vaka niteliğinde manzaralarla karşılaştık. Ekonomi ve siyaset ile ilgilenen herkes için adeta bir laboratuvar ortamına dönen Dünya, bu anlamda faydalı oldu.

Türkiye'de, "ben çaresiz durumdayım" diyen bir O.V.P. ile karşı karşıya kaldık. Kamu harcamaları, yatırımlar, dış ticaret dengeleri, tüketim harcamaları kalemlerinde istikrar sağlayamayan bir ülke olarak, büyümenin dinamiklerini neredeyse her sene başka bir kaynakta aramaktayız. Küresel belirsizlikler nedeniyle, çok temkinli hedefleri olan bir program çıktı karşımıza. İçinde çelişkiler de olsa, anladık ki hükümette risk algısı güçlenmiş. Her ne kadar, seçimler öncesindeki süreçte "bize hiçbir şey olmaz" diye konuşuyorlarsa da.

Avrupa'da ise yine siyasi belirsizlikler gündeme damgasını vurmuş durumda. Almanya'da hükümet bekleniyor. İtalya'nın ise durumunu anlatmaya gerek bile yok. Onlar, palyaço ile meşguller. Ortada sadece Draghi var. O da, "benim yapacak bir şeyim kalmadı artık" diyor uzun zamandır ama dinleyen yok. Önündeki en önemli proje, Avrupa bankaları için gerçekleştirilecek olan stres testleri. Zira Avrupa Merkez Bankası, Avrupa'nın bankacılık sisteminin denetimi rolünü üstleniyor 2014'te.

Asya tarafında ise, Çin'in öyle ya da böyle durumu idare ettiğini, Japonya'nın ise Abenomics ile imtihanını izliyoruz. Özellikle Çin ve Japonya, A.B.D.'deki siyasi krizden en fazla etkilenme potansiyeline sahip ülkelerdi. Şimdi, 7 Şubat'a kadar rahatlar. A.B.D., yine yürekleri hoplatabilir ama yine anlaşacaklar. Yine son dakikada olsa bile. 17 Ekim'i de ciddiye almamıştım. 7 Şubat'ı da çok almıyorum. Bazı Alman gazete ve dergileri 17 Ekim günü, Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında anlaşma sağlandıktan sonra "çok şaşırdık" diye okyanusun öte tarafına hafiften dalga geçen mesajlar gönderdiler. Gülerek okudum yazıları.

Kısaca diyorum ki, herkes çok konuşuyor ama kayda değer şeyler olmuyor. Bu arada, temel noktalarla ilgili bazı değişimler ve çalışmalar yok değil. Fakat, gündemde yer bulamıyorlar. Bunların bazılarını başka bir yazıya saklıyorum.

CFO World dergisinin Ekim sayısındaki yazımda, içinde bulunduğumuz ortamı düşünerek bir film tavsiyesinde bulundum. Başrolde Peter Sellers oynuyor. Çok sevdiğim bir oyuncudur. Filmin adı "Being There". Bahçıvanlığını yaptığı evin sahibi ölünce, yıllar sonra sokağa çıkmak zorunda kalan bir adamın hikayesi. Müthiş bir hiciv. Ekonomiye, bitkiler üzerinden bakarak açıklamalar getiren adamın Amerikan başkanı ile tanışmasına kadar varan hikayesi. Aslında hiçbir şey düşündüğümüz kadar komplike değil. Basit düşünmenin bazen ne kadar büyük ve önemli olduğunu anlatıyor film. Benim çıkardığım ana fikir bu. İzlemenizi şiddetle öneririm.

Ben de ortama uydum sanırım. Bu yazıda çok konuştum ama kayda değer hiçbir şey demedim.

Arda Tunca
(İstanbul, 22.10.2013)