Pages

Tuesday, September 3, 2013

Ivır Zıvır Dünya

Lisede okuduğum yıllarda bütünleme sınavları Eylül ayında yapılırdı. Bütünlemeye kalanlar, Haziran ayında belli olur ve sıkıntılı bir yazdan sonra Eylül'de sınava girerlerdi. Kabataş Erkek Lisesi'nde okuduğumda, edebiyat hocam Oktay Tuncer bütünlemeye kalanları açıklarken, bu arkadaşlarımıza "Rauf" diye hitap ederdi. Mehmet Rauf'un Eylül adlı romanına atıfta bulunurdu. Biz de bu arkadaşlarımıza Rauf demeye başlardık. Bütün yaz aylarını ders çalışmak zorunda olmanın getirdiği sıkıntıyla geçiren bu arkadaşlarımız için Eylül ayı sınıfı geçmek ve geçmemek konusundaki belirsizliklerin ortadan kalkacağı sancılı bir ay olurdu. Ben bu sancıyı öğrenciliğimde hiç yaşamadım ama 2013 yazıyla beraber, öğrencilikte dalga geçtiğim arkadaşlarımın intikamı alınmış oldu. Bu arada, öğrencilikte çalışkan olduğum sanılmasın. Ne teşekkür, ne takdir alarak, ne de bütünleme yaşayarak tam bir vasat öğrenci profilim vardı. Hatta, 4.6'dan 5 alınca, "4.5'tan da 5 alıyorduk, 0.1 puan için boşuna çalıştım" diyerek üzülürdüm. Aslında, enerjisini çok verimli kullanan bir öğrenci olduğum da düşünülebilir.

2013 yılının yaz aylarını ve yeni başladığımız Eylül ayını tarihe not düşmek lazım sanırım. Fed bıktırdı. Bütün yazı parasal genişlemenin Eylül'de yavaşlayıp yavaşlamayacağını tartışarak geçirdik. Ekonomi için hiçbir önemi olmayan bu zamanlama tartışmasını, "verimli öğrenci" olma yönümü kullanarak fazla tartışmadım. Çünkü, iki senaryolu stratejiyle piyasalarda olabilecekleri değerlendirdim ve yol haritamı buna göre belirledim. Fed'in etkileyebileceği değişkenleri hesaba katarak görüşlerimi oluşturdum. Başka çare de yok. Çünkü, Fed üyelerinin her biri ayrı bir şey söylüyor. Söylentinin ve dedikodunun iktisadi analizi yapılamaz. Üniversite yıllarımda, Fizyokratlar'ın, Neo Klasikler'in, Keynesciler'in, Parasalcı'ların falan Fed üyelerinin söylemlerini tahmin etmek üzerinden bir analiz yaptıklarını öğrenmedim. Fed Watch diye bir şey var ama o, ayrı bir konu. Zaten bu ekollerin çoğu Fed'i görecek kadar uzun ömürlü olmadı da. Yine de bir kanaat belirtmek gerekirse, Fed tutanakları ve Suriye ile ilgili gelişmelerle, Eylül'de bir açıklama, parasal genişlemede ise daha sonra bir azaltma bekliyorum.

Eylül'de gündem yoğun. G-20 toplanıyor. Bir önceki toplantıda, tüketime destek vereceklerini söylediler. Şimdi de gelişmekte olanların merkez bankalarının ortak bir müdahalesi konuşuluyor. Tüketime destek, hane halklarının borçluluğunun artırılmasına izin verecekmiş. Yani, 2008 öncesine dönüş! Gelişmekte olanların da neye nasıl müdahale edeceklerini hiç anlamadım. Konu somutlaşırsa konuşuruz. Türkiye, elindeki $40 milyar rezervle nereye nasıl müdahale edecek bilemiyorum. Ancak, ortada beli kırılacak bir mevzu varsa da acımayız. Bunu da belirtelim. Başta BRIC üyeleri olmak üzere hiçbiri bizim gücümüzü test etmeye kalkmasın.

22 Eylül'de Almanya'da seçim var. Büyük ihtimalle Merkel çıkacak seçimden. Geçen akşam, Steinbrück ile bir Alman kanalında tartışma programında izledim kendisini. Kazanacak gibi gözüküyor. Kim kazanırsa, güç kazanmış ya da tazelemiş olacak. Bu durumda Almanya, başına dert gibi gözüken ülkelere karşı sertleşmeyi masaya getirir mi? Getirse de, getirmese de Euro Bölgesi için en kötü geride kalmadı. Bu en kötü denen şey, yeniden kapıyı çalabilir ve bir Avrupa turuna çıkabilir. Bu nedenle, Almanya seçimleri ve bölgeyi nasıl etkileyeceği önemli.

A.B.D., Ekim'de yine borç tavanını konuşacak. Yine, Cumhuriyetçi'ler ve Demokrat'lar beyanatlar verecek. Obama rest çeker gibi yapacak ve Amerika'da kamu harcamaları duracak mı sanıyorsunuz? Hayır. Bir sürü manevra çekilecek ama iş tatlıya bağlanacak. Gündemin meşgul olması lazım. Fed var, Suriye, İran, Rusya var, bu haberleri konuşmaya hevesli koca bir Dünya basını var. İlgiyi bir ara başka noktalara çekmek lazım. Tartışıyor, kavga ediyor gibi yapıp, "değerli denge" kavramı çerçevesinde Dünya kamuoyunun yatay ilgi düzeyine çekilmesi gerekiyor. Küresel bir gücün başı olarak Obama'nın herkesi ve her şeyi düşünmesi lazım.

Suriye işi de her şeyin ortasında duruyor. Küresel politik dengeler Suriye üzerinden belirleniyor. Eski dostlar yeni düşman, eski düşmanlar yeni dost oluyor. Nasıl oluyor? Bilmiyorum. Hayat garip bir şey. Afganistan'da da yaşanmıştı benzer bir hikaye. Irak'ta da yaşandı içi boş iddialar. Bu arada insanlar ölüyor, kan akıyor, vahşet yaşanıyor. Boşverin bu fani işleri. Ebediyete intikal ölümle olmuyor mu zaten? Ayrıca, bir diş gösterip çekilecekler Suriye'den. Ekonomiye etkisi ne olacak bunun? Gerçekten boşverin. Adam kimyasal silah kullandı sanılıyor ya! Gerisi önemli değil.

Üniversitenin ilk sınıfında Lipsey, Steiner ve Purvis'in ortaklaşa yazdığı iktisat kitabını okurken, "bu mesleği seçerek doğru mu yaptım" diye sormama neden olan bir analizle karşılaşmıştım. Savaşların kamu harcamaları yoluyla ekonomilere canlılık getirdiği ve ekonomik toparlamalarda önemli yeri olabildiği yazıyordu. Saftık, temizdik ve çocuktuk o zaman. Şaşırmıştım. Önce kabullenemedim okuduklarımı ama sonra, iktisadi düşünmeye çalıştım. Oysa, Jack London'ın Demir Ökçe'siyle başlamıştı öyküm.

Small is Beautiful (Küçük Güzeldir) diye bir kitap yazar Schumacher (eski Alman kalecisi ya da otomobil yarışçısı olanlar değil). Kitabın bendeki kapağında, "ekonomide insan önemliymiş gibi bir iktisadi yaklaşım" diye bir tanıtım ibaresi var. Felsefede ahlak var. Adam Smith de hatırı sayılır bir emek harcadı bu konuya. Yani, insan biliyor bir şeyler ama iş uygulamaya gelince olmuyor.

Sahi, bütün bu düzen bizim refahımız, özgürlüğümüz ve iyiliğimiz içindi değil mi? Biraz da ıvır zıvır tarafından bakalım istedim ekonomiye ve etrafımızda olup bitenlere. Ciddi yorumları Belgin Maviş ve Berfu Güven ile konuştuk bu sabah. Arşive atalım bu "Rauf" konuşmalarını:

http://www.cnbce.com/video/2013-bir-daha-yasanmaz
http://www.cnbce.com/video/eylul-hep-zordu

Arda Tunca
(İstanbul, 03.09.2013)