Pages

Thursday, September 12, 2013

İkinci Çeyrek Verileri Işığında Büyümenin Dinamikleri

Gezi olayları ve ardından küresel ekonomik gelişmelerle öylesine olumsuz bir psikolojiye girildi ki, büyüme performansının bozulacağına ilişkin beklentiler giderek yayıldı. Psikoloji bozuldu ve beklentiler olumsuzlaştı. Ancak, yılın ikinci çeyreğine ilişkin büyüme verileri ekonomiye ilişkin gelişmelerin hiç de öyle olmadığını ortaya koydu ama sadece rakamlara bakıp, rakamları oluşturan dinamikler analiz edilmezse hatalı kanılara varılır. Dolayısıyla, büyümenin dinamiklerini analize ederek hem durum tespiti yapmak hem de geleceğe yönelik beklentileri bu analiz sonuçlarına bakarak oluşturmak zorundayız.

Yılın ilk çeyreğinde %2.9 büyüdükten sonra, ikinci çeyrekte %4.4'lük bir büyüme oranı elde ettik. İlk altı ayın sonundaki büyüme oranı ise %3.7 olarak gerçekleşti. Orta vadeli programın hedefinin %4 olduğunu hatırlayalım. Yani, yılın ilk yarısı itibariyle, hedeflenen büyümeye yakın bir noktadayız. Çeyrek bazındaki büyümelerin 2012 ve 2013 yıları karşılaştırmasını aşağıdaki tabloda görebilmekteyiz.

Büyüme Oranları (%)
 
2012
2013
1. Çeyrek
3,1
2,9
2. Çeyrek
2,8
4,4
3. Çeyrek
1,5
-
4. Çeyrek
1,4
-
Yıllık
2,2
-

2012 yılının büyüme performansının arkasında büyük ölçüde ihracat bulunmaktaydı. Ancak bu yıl durum değişti. Kamu harcamaları ve tüketim harcamalarının büyük ölçüde destek olduğu bir büyüme performansı sergilemekteyiz bu yıl. 2013 yılında ihracatın büyüme oranı ithalatın büyüme oranının altında kaldığı için dış ticaretin büyüme üzerindeki etkisi negatif. Dış ticaret cephesindeki bu veriyi, tüketimin büyümeye yaptığı katkıyla beraber değerlendirmemiz gerekiyor.

Bu yılın ikinci çeyreğinde, hane halkı tüketim harcamaları artışı oranı geçen yılın aynı dönemine göre %5.3 olarak gerçekleşti. Oran, ilk çeyrekte ise %3.1 idi. Kamu kesiminin nihai tüketim harcamaları artış oranı ise %7.4 oldu. Yani, özel ve kamu kesimlerinde bir tüketim artışı söz konusu. Hane halklarının tüketim harcamaları 2012 yılı boyunca sürekli düşmüş ve 2012 yılı sonunda, yıllık bazda %0.6'lık bir düşüş kaydetmişti.

Tüketim cephesindeki artışa baktıktan sonra, ml ve hizmet ithalatı ve ihracatına bakmak gerekiyor. Mal ve hizmet ithalatı, 2012 yılını %0.3'lük bir düşüşle kapatmıştı. 2013'ün ilk altı ayında ise %9.5'lik bir artış var. Tüketim ve dış ticaret verileri arasındaki ilişkiye çeyrek dönemler itibariyle bakmak çok anlamlı bir veri ortaya koymuyor. Bu nedenle, en az altı altık süreçler çerçevesinde bakmayı tercih ediyorum. Çünkü, ithalat, ihracat ve iç tüketim verileri arasında birbirlerini etkileme süreleri açısından zaman boşlukları (ya da gecikmeler) söz konusu. 2012'nin %2.2'lik büyüme performansına karşın ithalatta %0.3'lük bir gerileme söz konusu iken, 2013'ün ilk altı ayındaki %3.7'lik büyümeye karşın %9.5'lik bir artış söz konusu. Yani, büyüme yukarı gidiyor ve ithalat da çıkışa geçiyor. Bu genel tespiti istatistiki anlamda net olarak ortaya koyabilmek için çok ciddi ve kapsamlı bir çalışma gerekiyor. Böyle bir akademik çalışmaya rastlamamış olduğum için maalesef referans olarak kullanamıyorum.

İkinci çeyreğe ait büyüme verisi içinde dikkat çeken önemli bir nokta, stoklardaki artış. Bu yıl artan tüketimin yarattığı daha fazla stok tutma ihtiyacı bir neden olarak açıklanabilir. Ancak çok daha önemli olan faktör, yılın ikinci çeyreği boyunca süren çok düşük faiz ortamı. Düşük faiz ortamı, işletme sermayesi ihtiyacının erken karşılanması sonucunu doğurmuş olabilir. Nitekim, tüketici kredilerindeki (konut, taşıt ve ihtiyaç) ve kredi kartı kullanımlarındaki yıllık artış oranı Haziran sonu itibariyle referans olarak alınan %15 oranının bir hayli üzerinde. Ayrıca, yılın ikinci çeyreği içinde, ilk olarak Bernanke'nin 22 Mayıs tarihli konuşmasıyla beliren kurdaki oynaklık olasılığı da maliyetlerde ortaya çıkabilecek artış kaygısıyla yine gereğinden erken bir stoklama ihtiyacını tetiklemiş olabilir.

Stoklardaki ani artışın büyümeye katkısının üçüncü çeyrekte yaşanmayacak olması varsayımla hareket edecek olursak, üçüncü çeyrekte, ikinci çeyrekte olduğu gibi bir büyüme oranıyla karşılaşmayacak olduğumuzu düşünebiliriz. Ayrıca, üçüncü çeyreğin büyük bir bölümünü küresel ekonomide ortaya çıkan belirsizliklerin yol açtığı olumsuz beklentilerle geçirdik. Her ne kadar, Temmuz ayı itibariyle hem sanayi üretiminde hem de cari açığın dış ticaret dengesinde ortaya çıkan tablo nedeniyle ikinci çeyreğe benzer bir büyüme performansının ortaya çıkabilme olasılığı var ise de, özellikle Ağustos ayının yoğunlaşan bir olumsuz beklenti ortamında geçtiğini düşünerek, üçüncü çeyrek büyümesi üzerine erken bir kanaat oluşturmak istemiyorum. Üçüncü çeyrekte, Fed konusundaki tartışmaların artan yoğunluğu, kurdaki aşırı hareketlenme ve Suriye gibi unsurların bulunduğunun altını çizmek gerekiyor.

Yeni gelen tüm veriler, bu yıl için büyüme oranı beklentimi halen %3.5 civarında korumam gerektiğini, ancak yılın geri kalanı için %3.5'in üzerinde ya da altında kalacak oranlara da şaşırmamam gerektiğini söylüyor. Şu an, %3.5'in altı da, üstü de mümkün.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.09.2013)