Pages

Tuesday, August 13, 2013

Kısa Bir Dünya Ekonomisi Turu

Dünya ekonomisine ilişkin rakamları önümüze koyup, yakından izlemek durumundayız. Biz, bayram tatilini yeni bitirdik ve sanayi üretimi verisiyle kaldığımız yerden başladık çalışmaya. Biz tatildeyken, Dünya ekonomisinin öne çıkan bazı rakamlarını zaman baskısı hissetmeden inceleme fırsatım oldu. Genel manzara, krizin olumsuz gidişatının durma noktasına geldiği bir aşamada olduğumuzu düşündürdü bana ama! Ülke ve bölge bazında gelişmelere bakıp, işin bana "ama" dedirten kısmını  yazının içinde biraz açıklamaya çalışayım.

A.B.D.'de işsizlik, Temmuz itibariyle %7.4 olarak gerçekleşti. 2012 sonunda oran %7.8 idi. Fed'in faiz artışına geçmek için öngördüğü %6.5 oranı pek yakın değil henüz. Ekonominin %70'i tüketim harcamalarından meydana geliyor. Tüketimin bu kadar önemli olduğu bir ekonomide, tüketici güveninde Thomson Reuters/University of Michigan verisi üzerinden takip ettiğimiz veriler, son olarak 85.1 değerindeydi. Cuma (16.08.2013) günü yeni veri 85.3 değerine ulaşırsa, son altı yılın en yüksek değeri gelmiş olacak.

Amerikan ekonomisinde yılın ikinci çeyreğindeki büyüme oranı, 2012'nin ikinci çeyreğinden itibaren yıllık olarak bakıldığında %1.4 olarak gerçekleşti. Bir önceki çeyrekten ikinci çeyreğe yıllıklandırılmış büyüme oranı ise %1.7 oldu. Bu verinin arkasında, stoklara yapılan yatırımlardaki artışın 0.4 puanlık katkısı bulunmakta. Hanehalkı tüketiminin katkısı ise 1.2 puan. Konut inşaatı harcamaları yıllıklandırılmış olarak %13.4 oranında artarak büyümeye 0.4 puanlık katkı sağladı. Bunun yanısıra, firmaların yıllık bazda makine-teçhizat alımı %4.1 oranında artış gösterdi. Dış ticaret açığı ise genişleyerek büyümede 0.8 puanlık bir indirime sebep oldu. S&P/Case Shiller endeksinin 20 şehirde konut değerlerini gösteren endeks değeri Mayıs itibariyle %12.2'lik bir artışla Mart 2006'dan bu yana en büyük sıçramayı gerçekleştirdi.

A.B.D.'den gelen veriler, tüketicilerin geleceğe güveninin, artan konut fiyatları ve hisse senedi değerleri nedeniyle arttığını gösteriyor. Ancak, makine-teçhizat yatırımının %4.1 oranında artması reel ekonominin yatırım yoluyla üretime yönelmesi açısından önemsenmeli. Veriyi, önümüzdeki aylarda da yakından takip etmek gerekiyor. Bu gelişme, bir trend mi ortaya koyacak yoksa geçici bir gelişme olarak mı kalacak?

Çok büyük ölçüde tüketime dayalı bir ekonomi, yapısal olarak sağlıklı değil ama değerlendirmeleri mevcut yapı çerçevesinde yapmak zorundayız. İyi ve kötü nitelemeleriyle bir yargıya varırken, mevcut yapı çerçevesinde düşünmek zorunda kalıyoruz. Konunun derinlerine indiğimizde, konuşacak çok başka konular var oysa. Sağlıklı bir yapının nasıl olması gerektiği çok tartışmalı bir konu ve ekonomik yapının felsefi temellerini sorgulamayı gerektiriyor.

Almanya, Avrupa'nın amiral gemisi konumunda. Temmuz'da, iş alemi güveni endeksi 3 ay üst üste yükseliş kaydetti. Sanayi üretimi, Mayıs'tan Haziran'a %2.4 oranında arttı. Yatırım malları üretimindeki artış ise %4.1 olarak gerçekleşti. A.B.D.'deki makine-teçhizat yatırımı artışıyla aynı nedenlerle önemsenmesi gereken bir veri bu. Benzer bir şekilde, fabrika siparişlerinde ve ihracatta da artışlar kaydedildi. Ancak Bundesbank, 2013 için büyüme tahminini %0.4'ten %0.3'e ve 2014 için tahminini %1.9'dan %1.5'e çekti.

Euro Bölgesi'nde büyüme, altı çeyrektir negatif. Yani, bölge ekonomisi küçülüyor. Diğer bir ifadeyle, Avrupa resesyonda. Ancak, resesyonun ilk kez bu yılın ikinci çeyreğinde durmuş olabileceği ve bölge ekonomisinin bu çeyrekte %0.2 oranında büyümüş olabileceği tahmin ediliyor. Çok cılız bir oran ama bir trendin son bulması açısından önemli olabilir. Avrupa Merkez Bankası tarafından, Euro Bölgesi'nin bu yılın sonunda %0.6 oranında küçülmüş olacağı tahminleri yapılıyor. 2014 beklentisi ise %1.1 oranında bir büyüme.

Çin'de yavaşlama olması piyasaların moralini bozuyor. Ancak, morallerin bozulmamasını gerektiren bazı veriler var ortada. Zira, gölge bankacılık sisteminin geldiği nokta büyük bir potansiyel risk arz ediyor. Çin, bu sistemdeki büyümenin önünü kesmek için kredi genişlemesini dizginlemek istiyor. Kredi genişlemesinin yavaşlatılmaya çalışıldığı bir noktada, reel ekonomideki olumlu gelişmeler devreye giriyor. Hem iç talep hem de dış talep artıyor. İmalat kesiminde üretim, Temmuz 2012'den 2013'e %9.7 oranında arttı. İhracat, Temmuz ayında, bir önceki yılın Temmuz'undan itibaren %5.1'lik bir artış kaydetti. Bu artışın gerisinde, A.B.D. ve A.B.'ye yapılan ihracatın beş ay sonra ilk kez yükselmiş olması da önemli. Çin'in A.B.'ye ihracatı Temmuz ayında %2.8'lik bir artış kaydetti. Satınalma yöneticileri güven endeksi de imalat sanayinde Haziran'dan Temmuz'a, 50.1'den 50.3'e yükseldi. İmalat dışı kesimde ise, 53.9'dan 54.1'e yükseldi. Enflasyon, hükümetin yıllık %3.5'lik hedefinin altında. Temmuz'da, yıllık olarak %2.7 olarak gerçekleşti.

Hatırlanacağı üzere, Çin'de Haziran'da yaşanan likidite daralmasıyla spekülatif borç alma-verme süreci durmuştu. Ancak, bankaların arasındaki kredi mekanizmasının durma noktasına gelmesiyle özel kesimin bono ve tahvil ihraçları da durdu. Temmuz 2012'de 248.6 milyar yuan tutarındaki ihraç rakamı, Temmuz 2013'te 46.1 milyar yuan olarak gerçekleşti.

Yukarıdaki iki paragrafta ele alınan gelişmeler, büyük bir potansiyel riskin azaltılması anlamında olumlu göstergeler koyuyor ortaya. Dolayısıyla, Çin'in %7.5'lik büyüme oranını beğenmemek doğru bir yaklaşım değil. Ancak, Çin'deki gelişmelerin petrol talebini artırmasıyla yükselebilecek petrol fiyatlarının Türkiye üzerindeki maliyet artırıcı etkileri para politikası açısından bizim işimizi zorlaştırabilir. Zira, Çin'in Temmuz ayındaki $19.4 milyarlık petrol talebi bir rekoru ifade ediyor. Çin'in ithalatındaki petrol alımları payı Haziran'da %11.1 iken, Temmuz'da %11.5 olarak gerçekleşti. Dolaylı olarak bizi etkileyebilecek bir gelişme!

İngiltere, The Economist dergisinin son sayısında kapak konusu oldu. İngiltere Merkez Bankası (BoE), modaya uydu ve parasal genişleme programının devamlılığını işsizlik oranına bağladı. İşsizlik %7 olana kadar parasal genişlemeye devam edileceği açıklandı. Ancak, işsizliğin 2016'dan önce %7'ye gelemeyeceği tahmin ediliyor. İşsizlik oranı, son açıklanan veriye göre %7.8 seviyesinde. Bankanın tarihindeki en düşük faiz oranı olan %0.50'nin de işsizlik %7'ye düşene kadar bu seviyede tutulacağı açıklandı. Enflasyon konusunda da modaya uyuldu. Gelişen ülkelerde adeta ortak bir hedef haline gelen %2 oranı, BoE tarafından da hedef olarak açıklandı. Ancak, İngiltere'de enflasyon şimdilik %2.8 seviyesinde. İşsizliğin düşürülmesini önemseyen bir yaklaşımla, %2'nin üzeri tolere edilecek. BoE, 2014 için %1.2 olan büyüme tahminini %1.5'e ve 2015 için %1.9 olan tahminini %2.7'ye çıkardı.

İngiltere, büyüme tahminleri itibariyle Avrupa'da öne çıkıyor. Fakat, The Economist'teki bazı veriler hoş değil. Hanehalklarının finansal sitemden borçlanması, 2008'deki zirvenin sadece %0.3 gerisindeyken, aynı veri firmalar için %22. Ayrıca, yeni yatırım harcamaları son beş yılda %34 oranında düşmüş. Yatırımların milli gelire oranı, 2012 sonunda İngiltere'yi Dünya sıralamasında 159.'luğa geriletmiş. Kısaca, İngiltere'de bir büyüme hikayesi var ama temeli sağlam değil.

Japonya, Abenomics çerçevesinde yeni bir şeyler deniyor. Üç ayaklı bir strateji uygulanıyor. Yani, parasal, mali ve yapısal önlemlerle 20 yıllık bir ekonomik duraklamaya son verilmek isteniyor. Japonya da %2'lik bir enflasyon yaratabilmek derdinde. Tüketemeyen bir sosyal yapıya sahip ülkede, tüketime vergiler getirilmesi konuşuluyor. Bu bir çelişki. Amaç ve araç uyumsuzluğu söz konusu.

Sonuç itibariyle Avrupa'da, Almanya ve İngiltere'nin başı çektiği bir ekonomik büyüme söz konusu. Ancak yukarıda belirtildiği üzere, İngiltere'de temeli sağlam olmayan bir büyüme var. Almanya ise seçimlere bir miktar güçlenerek giriyor ama seçimlerden sonra, Avrupa'nın sorunlu ülkelerine karşı tavrının nasıl şekilleneceği merak konusu. Muhtemelen, "ben bu yükü daha fazla taşımak istemiyorum" vurgusu güçlenecektir.

28 üyeli A.B. ve 17 üyeli Euro Bölgesi içindeki sorunlar devam ediyor. En kötü, kısa vadede geride kalmış gibi gözükse de orta/uzun vadede İrlanda, Portekiz, Yunanistan gibi ülkelerin açabilecekleri potansiyel sorunlar bir köşede duruyor. Kamu borcunun milli gelire oranının %175 olduğu Yunanistan'da, %127 olduğu Portekiz'de ve %125 olduğu İrlanda'da, borçların geri ödenme vakti geldiğinde piyasalardan fonlama sağlamak mümkün olabilecek mi? Bu ülkelerin ekonomik performansları olumlu gitmekte midir ki piyasalar bu ülkelere güvenerek borç verebilsinler? Ayrıca, yeni riskler hangi fiyatlarla alınacaktır?

2013 sonu itibariyle, İrlanda'nın %0.3, Portekiz'in %2.8, Yunanistan'ın %5.5, Fransa'nın %0.3, İtalya'nın %1.9, Hollanda'nın %1.1, İspanya'nın %1.6 küçülme beklentisi içinde olduğu bir Avrupa var karşımızda. Euro Bölgesi, siyasi olarak ayakta kalabilir ama ekonomik anlamda nasıl olacak? Ayrıca, ekonomik olarak ayakta kalamama olasılığı olan bir bölgenin, siyasi olarak ayakta kalabilme olasılığı var mıdır? Ekonomisi kötü olan ülkeler siyaseten ayakta kalır ama bir birlik için aynı şey geçerli değil. Ülke ekonomilerinin birbirlerinden kopuşu tehlikeli. Avrupa, birbiriyle çok farklı yapıdaki ekonomileri homojenleştirecek bir adım atabilmiş değil henüz. Niyet ve yöntem belli ama irade ve kurumsal yönetim yok.

Günlük piyasa yorumlarının dışına çıktığımızda, karşımızda pek sevimli bir manzara durmuyor. Çok tartışıyoruz, çok konuşuyoruz ama temel felsefi konular ya günlük siyasetin ya da günü kurtarmak derdindeki yatırımcıların ilgi alanının dışında kalıyor. Dünya, acı tecrübelerden ders çıkaramıyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 13.08.2013)