Pages

Tuesday, August 20, 2013

İç Dengeleri Dış Denge Belirliyor

Küresel ekonomik gelişmeler neredeyse tüm gelişmekte olan gibi Türkiye ekonomisini de önemli ölçüde zorlamaya başladı. Ekonomik konjonktürde denge değiştirici etkilerin başlıcaları şunlar:
  1. Fed'in aylık $85 milyarlık tahvil alım programını yakın bir dönemde yavaşlatmaya başlayacak olmasının gelişmekte olan ülkelere ilişkin yarattığı olumsuz algı. Fed başkanlarının kafa karıştıran açıklamaları sonrasında, iktisadi olarak tahvil alım programının ne zaman ve hangi miktarda başlayacağını tahmin etmeye çalışmanın hiçbir önemi yok. Bu kafa karışıklığı, kasıtlı olarak yaratılıyorsa da, iktisadi analiz yapan bir kişiyi hiç etkilemez. Ayrıca, piyasalar da ağırlıklı olarak Eylül'ü fiyatladıkları için, şu an itibariyle piyasalar açısından da tahmin yürütmenin pek bir önemi kalmadı. Tahvil alım programındaki yavaşlama Eylül yerine Ekim'de ya da daha sonra gelirse piyasalardaki pozisyonlar değişecektir ve yine bir dalgalanma yaşanacaktır. Ancak, hangi varlığın hangi gün için ne kadarlık bir fiyat değişimine uğrayacağını bilemeyiz. Bu nedenle, bu yönde bir tahminde bulunmaya çalışmak falcılıktan öteye geçemez. Her iki olasılıklı bir tahminde %50'lik bir doğruluk payı olduğu düşünülürse, tahminlerin tutma olasılığı da %50'dir. Ancak, tahminlerin arkasına bilginin mantığı çerçevesinde bir altyapı yerleştirebilmek imkansız.
  2. Çin'de ekonomik büyümenin tempo kaybetmesi sonucu oluşan olumsuz algı. Çin, 2013 için %7.5'lik bir büyüme hedefine sahip. Ancak, 2003-2007 arasında sürekli %10'un üzerinde kalarak, 2007'den sonra ise tempo kaybetmesine rağmen %9'un altına inmeyen bir büyüme performansı sonrasında %7.5'lik bir beklenti piyasalar tarafından olumlu karşılanmıyor.
  3. A.B.D.'de ekonominin ortaya koyduğu toparlanmayla beraber Amerikan Dolar'ı cinsinden varlıklara yönelen ilgi. S&P, 2012 yılını 1,426.19 ile kapattıktan sonra 2 Ağustos tarihinde 1,709.67 değerine ulaştı. 2012 sonundan 20 Ağustos'a kadarki ortalaması 1,587.35 değerinde. 20 Ağustos günü itibariyle 1,648 civarlarında seyrediyor. Ancak, Amerikan 10 yıllık tahvillerinin ulaştığı seviye %2.8'in üzerinde.
Yukarıdaki listeye Japonya'nın parasal genişleme programı, Avrupa'nın resesyondan çıkışı gibi gelişmeler de eklenebilir. Ancak, piyasaların yön bulduğu üç temel unsurun yukarıdakiler olduğunu düşünmekteyim. Bu gelişmelerin, küresel piyasalarda ve temel ekonomik göstergelerde 2014 yılı içinde olumsuzluklar yaratma potansiyelinin yüksek olduğunu da düşünüyorum. Bu nedenle, küresel ekonomiye yönelik endişe taşıyan görüşlere sahibim. Önceden yazdığım yazılarda, bu görüşlerimi dile getirmiştim.

Listede saydığım üç unsurun olumsuz yönde etkilediği piyasalar, gelişmekte olan ülke piyasaları. Fed'in parasal genişlemeden çıkış stratejisi Eylül ayı için fiyatlandığından, Eylül ayının yaklaşmasıyla beraber Bernanke'nin piyasaları alt üst eden 19 Haziran tarihli konuşmasından sonraki günlere döndük sanki. Gelişmekte olan ülke piyasaları aşağı yönlü. Kurları yükseliyor, yerel para birimleri değer kaybediyor. Çin'deki yavaşlama ile emtia fiyatları petrol haricinde düşüş gösteriyor.

Brezilya Real'i, 19 Ağustos'ta Amerikan Doları'na karşı 4.5 yıl sonra ilk kez %2.4'ün üzerinde değer kaybetti. Son üç aydaki değer kaybı %14.9 seviyesinde. Yine aynı tarihte Hindistan Rupee'si Amerikan Doları'na karşı %1.5 oranında değer kaybetti. Ülkeden yabancı sermaye çıkışı, 22 Mayıs'tan bu yana $12 milyar seviyesine ulaşmış durumda. Hindistan, 14 Ağustos tarihinde ülkeden döviz çıkışını engelleyecek ve yabancı sermayeyi çekecek bazı önlemler açıkladı.

Gelişmekte olan ülkeler, para birimlerinin değerlerindeki oynaklığı gidermek ve ortaya çıkan enflasyonist baskıları yumuşatmak amacıyla faiz oranlarını yükseltmeye başladılar. Bunun anlamı, gelişmekte olan ülkelerde yatırım ve tüketim harcamalarının azalması ve büyüme oranlarının düşmesidir.

BlackRock Investment Institute tarafından yapılan bir çalışmaya göre, 2013 yılının ilk yedi ayında gelişmiş ülke piyasalarına $155.6 milyarlık sermaye girişi oldu. Bu paradan en büyük payı, $102.4 milyar ile Kuzey Amerika bölgesi kaptı. $28 milyarı ise Japonya'ya gitti. Avrupa, $4.3 milyarlık sermaye girişi yaşadı. Gelişmekte olan ülkelerden ise $7.6 milyarlık sermaye çıkışı yaşandı. Oysa, son dört yıl içinde gelişmekte olan ülkeler $3.9 trilyonluk sermaye çekebilmişti.

Küresel ekonomideki gelişmelerden, gelişmekte olan bir piyasa olma özelliği ile Türkiye'ye gelecek olursak, küresel denge arayışlarının Türkiye'yi kırılganlaştırdığını söyleyebiliriz. Yıllık $53.6 milyarlık cari açığımızın milli gelire oranı %6.8 civarında. Güney Afrika, $16 milyarlık açık ve %6.7'lik cari açık/milli gelir oranıyla hemen arkamızdan geliyor. Brezilya'nın cari açığı $72.5 milyar, Hindistan'ın ise $87.8 milyar. Milli gelirlerine oranları da sırasıyla %3.2 ve %4.5. Çin'in cari fazlası var. Rakam, $211.6 milyar. Cari açığı olan ülkeler, uluslararası sermayeyi çekmek konusunda rakiplerimiz. Onlardaki gelişmeleri yakından izlememiz gerekiyor.

T.C.M.B., yukarıda dile getirdiğim gelişmeleri izledi ve faiz koridorunun üst bandını %7.25'ten %7.75'e çıkardı. Bu faiz artırımının etkisini, parasal sıkılaştırma yapılan günlerde göreceğiz. İstisnai olarak ilan edilen günlerde piyasa yapıcısı bankalara yaptığı fonlamanın oranını %7.75'e çıkardı. T.C.M.B., kredi genişlemesinin temposundan rahatsız. Hem yükselen enflasyon, hem de cari açığın olası yükselişi nedeniyle rahatsız. Küresel gelişmelerin, yukarıda bazılarını ifade ettiğim rakiplerimizde yol açtığı politika hamlelerini de izleyince "benim de bir hamle yapmam lazım şimdi" dedi T.C.M.B. Böylece, faiz silahını bu ay bir kere daha çekti. B.D.D.K.'nın kredi kartlarına ilişkin düzenlemelerini de dikkate alınca, kredi mekanizmasını yavaşlatmak istediğimiz mesajı güçlenmiş oluyor.

Ağırlıklı ortalama fonlama oranı, bir önceki P.P.K. toplantısının yapıldığı 23 Temmuz günü %5.16 idi. Elimizdeki en son veri 19 Ağustos'a ait ve oran %6.52. Bir sonraki P.P.K. öncesinde %7 civarında olabilir mi acaba?

Arda Tunca
(İstanbul, 20.08.2013)