Pages

Friday, August 23, 2013

Ekonomiyi Yönetmek Çok Zorlaştı

T.C.M.B.'nin 20 Ağustos toplantısı ve sonrasında aldığı ek sıkılaştırma ve döviz satım kararlarının sonucunu yoğun bir merakla geçirdi piyasalar. Dolar kuru 20 Ağustos günü 1.9464 idi. 20-23 Ağustos arasında, hergün $350 milyonluk döviz satım ihalesi yapıldığı halde 23 Ağustos sabahı, 1.9987 ile zirveyi gördük. 20-23 Ağustos günlerinin ortalaması ise 1.9753. Hafta, 1.9900 civarından kapanıyor.

Kur, piyasaların bir miktar yatışmaya başlaması ile gevşeyecektir. Ancak, T.C.M.B. müdahalelerinin pek bir işe yaramadığını görmüş olduk. Önemli bir gelişmeyi faiz cephesinde yaşadık. Ek sıkılaştırma sonucu, T.C.M.B.'nin ağırlıklı ortalama fonlama oranı 20 Ağustos günü %6.61 iken, 22 Ağustos günü %7.16 oldu. İki gün içinde 0.55 puan gibi yüksek bir artış gördük.

İçinde bulunduğumuz ortamda, küresel gelişmelerin tüm gelişmekte olan piyasalarda belirsizlikleri artırmasıyla, bu ülkeler risk yönetiminde ilave zorluklar yaşamaya başladı. Özellikle cari açık vermekte olanlar için uluslararası sermaye girişi önemlidir ve mevcut belirsizliğin dikkatle yönetilmesi gerekmektedir. T.C.M.B. de bunu yapmaya çalışıyor. Cari açığı büyütmemek ve enflasyondaki yükselme riskinin yol açabileceği parasal istikrarsızlığı ortadan kaldırmak için faizi yükseltti.

Bugün, NTV'de Sn. Zeynep Erataman'ın konuğu oldum ve Paul Krugman'ın The New York Times'ta çıkan bir yazısı konularımızdan biri oldu. Programda çok kısa olarak konuya değindik ama yazıyı biraz detaylandırarak değerlendirmekte fayda var. Krugman, uluslararası sermaye çıkışları nedeniyle gelişmekte olan ülkelerin kur artışlarının yaratacağı hasarın sanıldığı ya da 1997'deki Asya Krizi sırasındaki kadar büyük olmayacağını söylüyor. Çünkü, Asya ülkelerinin bugünkü borçluluğunun 1997'deki seviyelerde olmadığını dile getiriyor. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelerin faiz artırımlarının Dünya ekonomisi için iyi olmadığını düşünüyor.

Gelişmekte olan ülkelerde artan faizlerin büyüme oranlarını düşüreceğini bekleyebiliriz. Bu durumda, gelişmiş ülkelerin gelişmekte olanlarla ticaretinde bir miktar zayıflama ortaya çıkması da mümkündür. Krugman, ortaya çıkacak manzaranın bu olacağını söylemiş oluyor yazısında. Ekonominin kuralları, gelişmelerin bu yönde olacağını söylüyor. Ancak, Dünya ekonomisini yöneten tek bir irade ya da kurum olmadığı sürece, ülkeler arasındaki büyüme, enflasyon, dış ticaret, faiz dengeleri nasıl yönetilecek? Hiçbir ülke Dünya ekonomisini düzeltmek derdinde değil. Herkesin odak noktası, kendi ekonomisi. Ancak, uluslararası gelişmeleri yakından izleyerek ve G-8, G-20 toplantıları gibi küresel koordinasyon konularının ele alındığı platformlara katılarak kendi fikirlerini Dünya'ya empoze etmeye çalışıyor.

Türkiye, öncelikle fiyat istikrarını bozmamak ve cari açığı artırmamak için faiz artırıyor olmalı. Sadece kısa vadeli sermayenin çıkışını durdurmak amaçlı bir faiz artırımı sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Zira, faiz artışlarını kullanarak diğer gelişmekte olan ülkelerle yabancı sermayeyi çekmek konusunda rekabete girmenin sonu bizim için de onlar için de iyi olmaz. Aksi takdirde, ekonomiler ciddi ölçüde yavaşlar. Yavaşlama, tüm sektörlerde olumsuz bilançolar ortaya koyacağı için, yabancı sermayenin borsaya gelmesi de beklenemez. Dolayısıyla, kısa vadeli sermayeyi ihtiyaç duyulduğu ölçüde içeride tutmak için ekonomik ve siyasi istikrar, cari açığı büyütmemek için %4'ü aşmayan bir büyüme ve kontrollü bir maliye politikası gereklidir. Yıl içindeki not artışlarını cari açığı küçültmekten aldığımızı düşündüğümüzde, tüm ekonomik değişkenlerdeki hassas dengeleri koruyarak gemiyi yüzdürmemiz gerektiği açıkça ortaya çıkıyor.

Bu yılı, kamu ve tüketim harcamaları kaynaklı bir büyüme ile geçiriyoruz. T.C.M.B. verilerine göre, tüketici kredileri %24'lük bir artışla Haziran 2012'de 172.3 milyar TL, Haziran 2013'te 213.7 milyar TL. Tüketici kredileri, konut, taşıt, ihtiyaç ve diğer bireysel nitelikli kredileri ifade ediyor. Kredi kartları kullanım hacmi, %23.8'lik bir büyümeyle Haziran 2012'de 62.1 milyar TL seviyesindeyken, Haziran 2013'te 76.9 milyar TL seviyesine ulaşıyor. Tüketim, üretimi de bir miktar tetikliyor. Ancak, kredi işlemlerinin ne kadarlık bir kısmının ikinci el piyasasındaki alım ve satımları finanse etmek için yapılıp yapılmadığını bilmek, tüketim-üretim arasındaki korelasyonun gücünü anlamak için önemli. Ayrıca, kredi kartlarındaki büyümenin ne kadarının nakdi avans çekilmek suretiyle başka borçları kapamak için kullanıldığını bilmek de önemli. Türkiye, ithalata olan bağımlılığı nedeniyle, milli geliri oluşturan hangi unsurla ağırlıklı olarak daha fazla büyümeye kalkarsa, dış şoklara karşı kırılganlığı artacak.

Dengeler hassaslaştı. Giderek hassaslaşma olasılığı da var. Kur ve faiz belli bir noktaya ulaşıp birkaç gün ya da hafta içinde stabilize olsa bile, Suriye ve Mısır'daki siyasi gelişmelerin, Yunanistan'ın borç geri ödemelerinin yaratacağı psikolojinin, diğer gelişmekte olan ülkelerin atacağı ekonomik adımların, v.s. karşımıza çıkaracağı yeni gerçeklerin neler getireceğini bilmiyoruz. Bu nedenle, risklerimizi artıracak adımlar atacak lüksümüz yok.

Yeni riskler alamayacaksak, makul bir büyüme - ki %3 civarının makul olacağını düşünüyorum - ile başarılı bir risk yönetimi yapabileceğimizi düşünüyorum. Uluslararası sermaye, yeni portföy dengelerine ilerlerken Türkiye'deki varlığını da devam ettirecektir. Bizim yapmamız gereken, uluslararası sermaye ihtiyacımızı mümkün olduğunca asgari seviyelerde tutmak.

Kısaca, Krugman'ın gelişmekte olan ülkelerde faiz artırımı olmamalı görüşüne katılmıyorum. Hele ki, yukarıdaki kredi genişlemesi rakamlarına bakınca Türk Lirası tarafında T.C.M.B.'nin attığı adımı olumlu buluyorum. Fakat, diğer gelişmekte olanlarla faiz savaşına girmemek kaydıyla. Döviz tarafındaki politikayı hiç olumlu bulmuyorum. Zira, sonuç vermeyecek bir çaba olduğunu düşünüyorum. Döviz rezervlerimizde artış olsa bile, bu kadar belirsizlik dolu bir ortamda neden boşa cephane harcayalım ki diye sormadan edemiyorum. Dövizdeki oynaklığın hiç iyi bir durum olmadığını düşünmekte olduğum halde.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.08.2013)