Pages

Friday, June 21, 2013

Küresel Piyasaların Yeni Denge Arayışı

Küresel düzeyde portföyler yeni lokasyonlar arıyorlar. F.E.D. başkanı Bernanke, aylık $85 milyarlık varlık alım programının yavaşlatılabileceğini ve hatta 2014 yılı ortasında sonlandırılabileceğini ifade etti ve dünya piyasaları 20 Haziran günü bir anda çöktü. F.E.D.'in bu ifadesi, kolay paranın sonunun başlangıcına işaret etmektedir. F.E.D.'in kararının, kesinlikle bir sıkı para politikasına geçiş olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Yapılması planlanan, genişleyici para politikasının kademeli olarak sonlandırılmasıdır. Sıkılaştırmak ve genişlemeyi durdurmak birbirinden çok farklı kavramlar.

Varlık alımında yavaşlamanın ne zaman başlayacağı henüz belli değil. Basın açıklamalı iki tane F.E.D. toplantısının takip edilmesi diğer toplantılara göre ön plana çıkıyor. Biri Eylül, diğeri ise Aralık ayında. Ancak, varlık alımlarının yavaşlatılması, aradaki bir aya da isabet edebilir. Kısa bir süre öncesine kadar kişisel görüşüm, yılın son çeyreği gibi bir döneme işaret ediyordu. Ancak bu, çok genel bir tahmindi. Halen çok net olamamakla beraber, Ekim ayını daha kuvvetli bir ihtimal olarak görmekteyim. Neden Ekim? Bernanke'nin ve diğer F.E.D. üyelerinin bende bıraktığı izlenim bu yönde çünkü.

F.E.D., istikrarlı bir şekilde işsizlik %6.5 oranına gerileyene kadar ve bu gerileme sürecinde enflasyon %2.5 oranını aşmaz ise, sıfıra yakın faiz uygulamasının devam edeceğini söylüyor. Varlık alım programının seyri, işsizlik ve enflasyon ile ilgili olsa da, önemli olan ekonominin düzelme seyrinin kalıcılık ya da sürdürülebilirlik ifade ediyor olması. F.E.D., Mart ayında yaptığı bir tahminde 2013 için işsizlik oranının %7.3-7.5 aralığında gerçekleşeceğini belirtmişti. Haziran ayındaki yeni tahmini %7.2-7.3 aralığında ortaya koydu. 2014 için ise, %6.5-6.8 aralığında bir tahmin yapıyor. Mayıs ayı itibariyle işsizlikteki gerçekleşme oranı %7.6 oldu. İşsizlik oranları, Ocak'ta %7.9, Şubat'ta %7.7, Mart'ta %7.6, Nisan'da %7.5 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon ise, Ocak'ta %1.6, Şubat'ta %2, Mart'ta %1.5, Nisan'da %1.1 ve Mayıs'ta %1.4 olarak seyretti. Çekirdek enflasyon ise, Ocak'ta %1.9, Şubat'ta %2, Mart'ta %1.9 ve Nisan ve Mayıs'ta %1.7 oldu. Bu veriler işsizlikte olumlu bir seyri ve enflasyonda politika seçenekleri açısından rahat bir durumun varlığını gösteriyor. Enflasyon cephesindeki rahatlığın, gıda ve petrol fiyatlarının artmıyor olmasından kaynaklandığını da belirtmek lazım.

Amerikan ekonomisi, 2012'nin son çeyreğini mali uçurum tartışmalarıyla geçirip ancak %0.1 oranında büyüdükten sonra, 2013 yılının ilk çeyreğinde %2.5 oranında büyüdü. Ekonominin yaklaşık %70'i tüketim harcamalarına dayalı ve 2013'ün ilk çeyreğindeki yıllık %3.2 civarındaki tüketim harcamaları artışı, %2.5'lik büyüme oranının 2.24 puanlık kısmını oluşturdu.

Yukarıdaki istatistiki verilerin seyri, Bernanke'nin dünkü konuşmasının ardındaki temeli oluşturuyor. Ancak, parasal genişlemenin başladığı tarihten bu yana, küresel piyasalar A.B.D. kaynaklı yüksek likidite koşullarına öylesine alıştılar ki, bu kaynağın kesilme ihtimalinin giderek somutlaşmaya başlamasıyla küresel piyasalarda volatilite keskin bir yükselişe geçti. Aslında Bernanke, geçtiğimiz aylardaki açıklamalarından çok değişik bir şey söylemedi. Ancak, ilk kez tarih konuşmaya başladı. Piyasaların algısı da bu nedenle eski açıklamaların yarattığı etkinin dışında bir değişime uğradı. Piyasaların abartılı ya da irrasyonel bir tepki vermiş olduğunu düşünmek mümkün ama oluşan rakamların ortaya koyduğu bir sonuç var. F.E.D.'in açıklamaları sonrasında oluşan etkiyi görmek için açıklamadan sonraki birkaç saat içinde beliren fiyatlara bir göz atmakta fayda var.

F.E.D.'in açıklamalarının hemen ardından A.B.D.'nin 10 yıllık tahvillerinin faiz oranı %2.47 seviyesine çıktı. Bu, 8 Ağustos 2011'den beri en yüksek oran. Aynı vadedeki Japonya tahvilleri %0.85'e, Almanya tahvilleri %1.68'e, İspanya tahvilleri %4.87'ye ve Portekiz tahvilleri %6.41'e çıktı. Buna karşın, altının ons fiyatı %4.8 oranında bir düşüşle $1,286.20'ye, bakırın ton fiyatı %2.3 oranında bir düşüşle $6,802.75'e, petrolün varil fiyatı ise %2.2 oranında bir düşüşle $103.83 seviyesine geldi.

Fiyatların oluşumunda, gelişmekte olan ülkelerin durumu ayrı bir tartışma ve gündem konusu. Zira, gelişmiş ülke piyasalarındaki faiz oranlarının sıfır düzeyine yakın olması ve gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına göre daha volatilitesi yüksek bir durum ortaya koymaları, gelişmekte olan ülkelere bol miktarda kısa vadeli yabancı sermaye girişine neden olmuştu. Nitekim, son 4 yıl içinde gelişmekte olan ülkelere giren yabancı sermaye tutarı $3.9 trilyon seviyesine ulaşmıştı. Üstelik bu rakam, küresel ekonominin krizde olduğu bir dönemde ortaya çıkmıştı. Krizin başlangıcı olarak kabul edilen 2008'den önceki 4 yılda ise gelişmekte olan ülkelere yönelen kısa vadeli sermaye tutarı $3.1 trilyon idi. Rakamlar, krizden önce ve sonra ayrımı çerçevesinde düşünülünce çok çarpıcı geliyor.

Yeni oluşan koşullarda, gelişmekte olan ülkelerden kısa vadeli sermaye çıkışları söz konusu. Bu nedenle, Hindistan, Malezya, Rusya, Güney Afrika, Polonya, v.b. gelişmekte olan ülkelerin para birimleri %1.7 ile %2.2 arasında değişen oranlarda değer kaybetti. Ayrıca, 12 Haziran'a kadarki 3 haftalık bir sürede, gelişmekte olan ülkelerden toplam $19 milyarlık bir sermaye çıkışı söz konusu oldu.

Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışları olabileceği, bu yılın başlarında dile getirilmekteydi. Bu tahminin altında yatan sebep, F.E.D.'in varlık alım programını yavaşlatmasıydı. İşte şimdi, o tahminin altında yatan sebebi yaşamaktayız. Piyasa tepkisinin bu kadar sert olacağı pek tahmin edilemedi ama beklentinin bir miktar fiyatlanmış olduğunu verileri okuyarak anlayabiliyoruz. Sene başından 20 Haziran'a kadar, Peru-Lima General Index %22, China Hang Seng Enterprise Index %19, MSCI Emerging Markets Stock Index %14 oranlarında değer kayıpları yaşadı. Buna karşın S&P 500, aynı dönemde %19 değer kazanmıştı.

Dünya Bankası, Ocak ayında yayımladığı "Global Economic Prospects" adlı raporunda, Dünya ekonomisini ayakta tutacak en önemli desteğin gelişmekte olan ülkelerden geleceğini ifade etmişti. Ancak, bu gruptaki ülkeler için 2013'teki ortalama büyüme tahminini, bir önceki tahmini olan %5.5'ten %5.1'e indirmişti. Gelişmiş ülkeler için ise tahmin %1.2 idi.

Özellikle Şili, Brezilya, Endonezya ve Güney Afrika'nın başını çektiği bazı gelişmekte olan ülkeler, ucuz kaynak maliyetleri nedeniyle borçlanma düzeyini artırarak büyüyen cari açık rakamlarıyla karşı karşıya kaldılar. Şimdi, ani sermaye çıkışları nedeniyle zorlanacaklar.

Türkiye, not artışlarının arkasından kısa vadeli sermaye girişlerinin cari açık üzerinde yaratabileceği olumsuz etkileri bertaraf etmek amacıyla para politikasında faizleri indiren bir anlayışı benimsedi. Her ne kadar bazı açılardan eleştiri yapsak da, sadece bu amacı kriter olarak aldığımızda T.C.M.B.'nin başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, şimdi para akışı terse döndü. Dünya, yeni bir dengeye ilerliyor olacak önümüzdeki günlerde. Politika uygulamalarına ilişkin kararlar, eskiye göre daha kısa vadeli öngörülerle veriliyor olacak. Yani, arabanın farları uzundan kısaya çevrildi şimdi.

Tüm gelişmeler, uzun zamandan beri yoğun olarak parasal unsurların sorunlara çözüm olarak denendiği yorumlarını haklı çıkartıyor. Zira, Dünya genelinde reel ekonomik gelişmeler zayıf bir seyir içinde. Örneğin, Çin'in büyüme oranı 1999'dan sonraki en düşük seviyede. Avrupa, mali birlik konusunda hiçbir atılım yapamıyor. Japonya, parasal genişleme adımı attı ama uluslararası rekabete açılması için ve reel unsurlarla Dünya ekonomisine katkıda bulunabilmesi için yapısal değişikliklere ihtiyacı var.

Kriz koşullarını yok edecek temel ekonomik verilerde düzelme için daha uzun bir yol var. Ancak, öncelikle piyasaların yeni bir denge noktasına oturması gerekiyor. Şimdilik, mevcut volatilitenin biraz durmasını beklemek gerekiyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.06.2012)