Pages

Tuesday, May 7, 2013

Tasarruflar ve Yatırım Araçları Alternatifleri

Dünya bizi hiç alışık olmadığımız gelişmelerle karşı karşıya bırakıyor derken biz de hiç alışık olmadığımız gelişmelerin ortasında buluverdik kendimizi. Gösterge faizin %4.96'ya kadar inmiş olması ve halen faizlerin inebileceği yönünde güçlü sinyallerin var olması, bizleri ister istemez böyle düşünmeye sevk ediyor.

Geçtiğimiz hafta, E.C.B. faiz oranını %0.75'ten %0.50'ye indirdi. Bu durum, Türkiye'ye olan kısa vadeli sermaye akımlarının kuvvetlenmesi için ilave bir neden oldu. Zira, bizim faiz oranlarımız tarihi dip noktaları görse de, halen Avrupa'ya göre daha cazip. Yani, kısa vadeli sermayeyi cezbedecek bir ortamımız var. Bu durum, T.C.M.B.'nin para politikasını belirlemede kullandığı önemli değişkenlerden biri olan reel efektif döviz kuru endeksini etkiliyor. Ayrıca, yıllık enflasyon Nisan ayında %6.1 oldu. Bir önceki ay %7.3 idi. Böylece, Nisan'daki reel efektif döviz kuru endeksi 121.10'u gördü ki mevcut gelişmeler, endeks değerinin daha da yukarı gidebileceği sinyalini veriyor. Bu sinyal, aynı zamanda T.C.M.B.'nin faiz indirimine devam edeceği mesajını da veriyor. Zaten, T.C.M.B. bu mesajını geçen hafta netleştirdi. Hatta, negatif reel faiz ortamına alışılması gerektiğini de söyledi T.C.M.B. başkanı.

İçinde bulunduğumuz sürecin önemli bir etkisi, bankaların ticari kredilerden çok bireysel kredilere ağırlık vermesi oldu. Çünkü, bireysel kredilerin faizi bankaların reel kazançları açısından daha avantajlı. Bankalar da, kaynaklarını daha yüksek getirili alanlarda plase etmenin yollarını aramaktalar. Bu durum, makro dengeler düşünüldüğünde olmasını pek arzu ettiğimiz bir durum değil. Zira ekonomimiz, yatırım ve yatırımların tetikleyeceği istihdam artışına ve dolaylı olarak da tasarruf artışına ihtiyaç duyuyor. Bireysel kredilerin ivmelendiği bir ortam, mevcut konjonktürde faydalı değil. Ancak, negatif faiz ortamının tasarruf artışını teşvik etmediği gerçeğiyle de karşı karşıyayız.

Negatif reel faiz olgusu, 24 Ocak 1980 kararları öncesinde Türkiye'nin karşı karşıya olduğu bir durumu ortaya koymaktaydı. Meşhur 24 Ocak kararları sonrasındaki liberalleşme hamleleriyle bankacılık sektörünün faiz oranlarını serbestçe belirleyebilmesi sonucu pozitif reel faiz uygulaması başlamıştı. 1980 yılı ile bugünün arasındaki  fark, 1980'de kanunlar ile, bugün ise piyasa dinamikleriyle negatif reel faiz bölgesine girilmiş olması. Ancak daha da ilginç ve alışılmadık olanı, tarihi dip seviyelerde dolaşan faiz oranlarımızın dahi kısa vadeli yabancı sermayeyi çekecek güce sahip olması. Moody's tarafından bir not artırımı yapılabileceğine dair oluşan güçlü piyasa beklentisi de yine kısa vadeli sermaye akımlarının Türkiye'ye yönelik olarak güçlü bir seyir izleyebileceğine işaret ediyor. Bütün gelişmeler belli bir noktaya kadar lehimize gibi gözüküyor ama makro ekonomik dengenin korunması için bu gelişmelerin iyi yönetilmesi gerekiyor.

Negatif reel faiz ile ilgili olarak geçtiğimiz günlerde bir yazı (http://ardatunca.blogspot.com/2013/04/negatif-reel-faizin-olas-sonuclar.html) yazmış ve yayımlamıştım. O yazımda, negatif reel faiz nedeniyle spekülatif davranışların artan oranda gözlemlenebileceğine dair bir tespitte bulunmuştum. Bu tespitin arkasında, yatırımcıların hangi alanlarda yatırım yapacaklarına dair kuşkuları ve şüpheleri önemli bir rol oynuyor. Türkiye'de halen tasarrufların %75'i mevduat hesaplarında durmaktayken, enflasyondan korunma çabasının arttığını gözlemlemekteyim. Spekülasyon, son zamanların gözde ifadesiyle finansal okur yazarlığa sahip yatırımcıların ortaya koyabilecekleri bir davranış modeli. Nitekim, arada sırada karşılaştığımız ani fiyat hareketleri küresel boyutta ya da finansal okur yazarlığın yüksek oranda olduğu ülkelerde daha çok gözlemleniyor. Riskli bir davranış modeli ama insanoğlu heyecan aramaktan geri duramıyor.

Yatırım yapacak geleneksel araçlara güvenimiz kalmadı ama enflasyona da yenilmek istemiyoruz. Bu durumda ne yapmamız gerekiyor? Üstelik, Türkiye için en geleneksel yatırım araçlarından biri olan altın herkesi hayal kırıklığına uğratmışken. Bu yazı, kesinlikle bir yatırım tavsiyesi vermeye yönelik değildir. Ekonominin prensiplerine bakarak makro ekonomik bir değişken olmak özelliğiyle Türkiye'de tasarrufların nasıl artabileceğine odaklanmak amacındayım.

Tasarrufların artması için, yatırım yapmak hedeflenmeli. Spekülatif davranış sergilemek, insanın doğasında var belki ama bu davranış modeliyle yatırım yapmak arasında büyük farklar sözkonusu. Nitekim, dünya öylesine radikal felsefi tartışmalarla karşı karşıya ki, bazı ülkelerde kanun koyucularla finansal piyasa aktörleri arasında daha sıkı kontrol mekanizmalarının oluşturulup oluşturulmamasına dair sert tartışmalar yaşanıyor. Kanun koyucuların bazılarının amacı, finansal kurumlara daha sıkı denetim getirmek ve hatta bazı finansal ürünleri yok etmek. Böylece, spekülasyonun yol açacağı riskleri bertaraf etmek. Ekonomi bilimi, spekülasyon olgusunun varlığını kabul etmek zorunda ama yatırımların ancak tasarruflarla yapılabileceğini söylüyor. Büyümenin kaynağı tasarruftur.

Ekonominin perspektifinden bakınca, tasarrufların artması için madem ki mevduat enflasyona karşı tasarrufu koruyucu özelliğini yitirmiş durumda, o halde uzun vadeli düşünmek kaçınılmaz oluyor. Bunun için de, yatırım uzmanlarına gidip hisse senetlerini, devlet ve özel sektör bono ve tahvillerini, farkllı enstrümanlarla oluşturulmuş fonları, v.s. konuşmak gerekiyor. Bireysel emeklilik sistemi de zaten farklı enstrümanlarla oluşturulmuş fonlardan meydana geliyor. Üstelik, fon kompozisyonunu yılda birkaç kez değiştirmek de mümkün. Tasarruf yapmanın en akılcı yolu, uzun vadeli düşünerek mevduata alternatif yatırım araçlarını öğrenmekten geçiyor. Bireysel kredilerde artışa değil, tasarrufta artışa ihtiyacımız var. Tasarrufların alternatif yatırım araçları kullanılarak artması, portföy yönetenlerin daha fazla pazarlama faaliyetlerine odaklanması ve kendilerini tanıtmalarıyla mümkün. Türkiye'de finansal okur yazarlığın düşük olduğu yönünde son günlerde dile getirilen tespitlerle mutabıkım.

Arda Tunca
(İstanbul, 07.05.2013)