Pages

Thursday, May 23, 2013

Not Defterimden Alıntılar XI: Günlük Hayat

Sıcak hava iyi gelmiyor. İlkbaharı beklerken, bir anda 35 dereceyi dahi gördüğümüz İstanbul'un Mayıs ayında günler zor geçmeye başladı benim için. Yaz aylarını serin şehirlerde geçireceğim bir düzene ihtiyacım var sanırım. Fakat, benim gibisine de az rastladım doğrusu. Çalışma odamın kliması öyle bir dereceye ayarlı ki, odama gelen çalışma arkadaşlarım yazın bile hırka ile geliyorlar bana ziyarete. Sıcak, beynimin fonksiyonlarını dahi durduruyor adeta.

Yaza girmeden iki tane varis ameliyatı olarak ağrılarımdan kurtuldum. İşin iyi tarafı, yatmak gerekmiyor. Hatta, hemen ayağa kalkıp yürümeniz isteniyor. İşin kötü tarafı benimle ilgili. Varis çorapları çok sıkı ve insanı delirecek hale getiriyor. Bu kadar sıcağa dayanamazken, ameliyat olmakta biraz daha geciksem tam bir işkenceye dönüşecekti o çorapları giymem. Diğer kötü taraf daha da kötü ama. Ameliyat, lokal anestezi ile yapılıyor. Lokal anestezinin daha iyi olduğu düşünülür ama ameliyatı geçiren kişi ben ise, öyle olmaz. Zira, televizyonda tıp belgeseli seyrederken dahi düşüp bayılmayı becerecek kadar ameliyat olan, yaralanan, acı çeken insanlara empati yapabilme yeteneğim var. Kandan ya da ameliyat görüntülerinden bayıldığımı sanır dostlarım. Ama, hayır. Bana, detaylı olarak bir ameliyat telefonda bile anlatılsa, birkaç dakika içinde telefonun diğer ucundaki kişi benden ses gelmeyince hattın kesildiğini düşünebilir. Oysa ben, yerlerde sürünen tansiyonla baygınlığımın ilk dakikalarının tadını çıkartıyor olabilirim. Bu konuda, kendimden daha beter bir insan tanımadım. Hiç tavsiye de etmiyorum. Ameliyattan sonra, bütün hastanede "lokal anesteziyle bayılan kişi" diye parmakla gösterilerek şanıma şan kattım.

Sevgili arkadaşım Didem Arslanoğlu, elimde sürekli gezdirdiğim not defterimi görünce dalgasını geçti benimle geçenlerde. Bu konuda dalga geçenim hiç de az değil aslında. Ancak, kolay unutma özelliğiniz varsa, yanınızda defteriniz olmadan yapamıyorsunuz. Not Defterimden Alıntılar başlığı altında yazdığım yazılar, gerçekten de not defterimden alıntılar. Bu blogun adı da bu nedenle Not Defterimden Alıntılar. Aklıma gelen herşey var o defterde. Her sene 3-4 tane bitiriyorum. Birisinden duyduğum bir kitabın adı, televizyon izlerken öğrendiğim bir bilgi, bir anda içimden gelerek anlatmak istediğim bir duygu, tasvir, v.s., o defterlerin arasında hep.

Bu aralar, tarih belgesellerine dadandım. Televizyonda film, haberler ve belgesel dışında birşey izlemiyorum pek. Yani, eğlence, yarışma, v.s. programlarına hiç ilgim yok. Bir de kendimin satın aldığı belgeseller var ki, onların yeri klasik filmler kadar özel. Bugünlerde savaş belgeselleri var gündemde. Savaşları izlemek keyifli değil belki ama öğrenmek, bilgi edinmek ve dahası, eski canlı görüntüleri seyretmek çarpıcı.

Roman okumayı özledim. Gazete, haftalık siyasi ve ekonomik dergileri sıkça okumaktan yoruluyor insan. Araya biraz da estetik katmak lazım. Beats Akımı üzerine okumak istediğim birkaç kitap var. Sürekli olarak okuduğum ve kendime bir hobi alanı olarak seçtiğim edebiyat incelemeleri kitaplarım var. Bir ara, Tanzimat Dönemi ile başlayıp, yavaş yavaş ilerliyordum. Türk Edebiyatı tarihi anlatan bir kitabın incelemelerini, analizlerini okuyarak, örnek olarak gösterilen kitapları okuyup, inceleme kitabına geri dönüyordum sonra. Fakat, bu yöntemle inceleme kitabının kaç yılda bitebileceğini siz düşünün artık. Bu durum, okuma alışkanlığı edinmem için bana ilkokuldayken Jules Verne'in İki Yıl Mektep Tatili kitabını alan babamın, kitabı bir türlü bitirememem karşısında verdiği tepkileri hatırlatıyor. Bana diyordu ki, bu tempoyla gidersen kitabın adında olduğu gibi 2 seneye kalmaz biter kitap inşallah; iyi ki Denizler Altında Yirmi Bin Fersah'ı almamışım. Benim Türk Edebiyatı üzerine okumalarım da bir ömürlük olacak anlaşılan.

Herşey iyi ama bugünlerde en büyük isteğim, hiçbir şey için koşturmadan birkaç gün geçirmek. Zamanla ve yapılacak işlerle yarışmak zorluyor. Üstesinden geliyorsunuz herşeyin ama arada ince bir çizgi var. Siz süreçleri yönetir ve dizginleri elinizde tutuyorken, süreçler sizi yönetmeye çok yaklaşıyor bazen. İşte o anda, kritik bir müdahale çok önemli. Yoksa, işler bir anda sarpa sarıyor. Toparlaması da çok güç oluyor. O hassas, ince çizgiye çok dikkat etmek gerekiyor hayatta. "Bir adım önde gitmek" adını verdiğim bir kuralım var iş yaşamımda. İyi ki alışkanlık edinmişim bu kuralı. Hayat çok daha zor olurdu yoksa.

Bu akşam, arkama yaslanıp, not defterime düştüğüm notlara baktım. Ekonomi haricinde bunlar çıktı içinden. Çok sıcak olacağı tahmin edilen bir yaz geliyor gibi. Tahminlerin tutmamasını can-ı gönülden umuyorum. Keyif dolu bir yaz olsun ama herşeyden önce.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.05.2013)