Pages

Wednesday, May 22, 2013

Krediler ve Tasarruf Açığı

2013 yılının ilk çeyreğinde Türk bankacılık sektörünün aktif büyüklüğü 1.428 milyar TL'ye ulaştı. 2012 yılı sonu itibariyle milli gelirimizin 1,417 milyar TL olarak belirlendiğini dikkate aldığımızda, bankacılık sektörümüzün, ekonomimizin büyüklüğünden çok az bir farkla yukarısında olduğunu görüyoruz. Hatırlanacağı üzere, Güney Kıbrıs'ta bankacılık sektörü ekonominin 7 katı büyüklüğünde idi. Büyük Britanya'dan ayrılma olasılığı olan İskoçya'da ise oran 12.54. Bu verileri, karşılaştırma yapmak amacıyla veriyorum sadece. Bizim bankacılık sektörümüzün küçük olduğunu ima etmeye çalışmıyorum.

2013 yılının ilk çeyreğinde bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi yıllık bazda %19.3 oranında, yani 38.8 milyar TL arttı. Bu artışını 16.2 milyar TL'lik kısmı K.O.B.İ. kredilerinden, 14.2 milyar TL'lik kısmı bireysel kredilerde ve 8.4 milyar TL'lik kısmı da kurumsal ve ticari kredilerdeki artıştan kaynaklandı.

Yukarıdaki rakamları daha anlamlandırabilmek için Türkiye'de geçerli kredi tasnifini de ortaya koyalım. Krediler, Kurumsal ve ticari, K.O.B.İ. kredileri ve Bireysel olmak üzere 3 grupta toplanıyor. Bireysel krediler, tüketici kredileri ve kredi kartları olarak 2 alt grupta inceleniyor. Tüketici kredileri de konut, taşıt ve ihtiyaç ve diğer krediler başlıkları altında 3 alt gruba ayrılıyor.

Bu yıl, K.O.B.İ. kredileri için kriter değişikliği yapıldı. Bilanço büyüklüğü ya da bir mali yıl içindeki cirosu 25 milyon TL olan şirketler K.O.B.İ. kapsamında değerlendirilirken, kriter alınan rakam 40 milyon TL'ye çıkarıldı. Bu değişiklik önemli. Çünkü, K.O.B.İ. kredilerindeki genişlemenin temel nedeni bu kriter değişikliği.

Kredilerin türlerinin toplam kredi hacmi içindeki paylarının gelişimine göz attığımızda, aşağıdaki manzara ile karşılaşıyoruz.

                                                   2010          2011          2012          Mart/2013
Kurumsal/Ticari                        %43.3        %43.4        %41.6        %40.6
K.O.B.İ.                                     %23.9         %23.8        %25           %25.7
Bireysel                                    %32.8         %32.8        %33.5        %33.6

Bu yılın ilk çeyreğinde, yukarıdaki kredi türlerinin artış hızına baktığımızda da, Kurumsal ve ticari kredilerde %2.5, K.O.B.İ. kredilerinde %8.1 ve bireysel kredilerde %5.4'lük artışlar görüyoruz. Bireysel kredilerin altında değerlendirilen tüketici kredilerinin alt gruplarında, konut kredileri %22.1, ihtiyaç ve diğer krediler ise %19.5 oranında artmış.

Rakamların bize anlattığı, kredi genişlemesinin bireysel krediler yönünde daha ağırlıklı olduğudur. Yukarıdaki tabloda, 2010 yılından bu yana görülen rakamlar da genel seyrin bireysel kredilerde artış şeklinde olduğunu ortaya koymaktadır. Genel bir iktisat kuralı olarak, cari işlemler açığının nedeni tasarruf açığı olduğuna göre, bireysel kredilerin toplam kredi hacminde payının artması arzu edilen bir durum değildir. Nitekim, yıllık bazda %19.3 büyüyen kredilere karşın mevduattaki büyüme %13.7'dir. Bankacılık sektöründe, toplam pasifler içindeki mevduat payı 2009'dan bu yana sürekli düşmektedir.

Bankacılık sektörümüz, mevduatı bir kredi kaynağı olarak sonuna kadar kullanmakla beraber, kredi hacmindeki büyümenin finansmanında dış kaynağın payı artmaktadır. Bu yılın ilk 3 ayında bankacılık kesimi, $9.4 milyarlık ilave borçlanma yapmış ve sektörün dış borç stoğu $121.1 milyar seviyesine gelmiştir. I.M.F. borcunun kapanmasıyla ilgili gelişmeler değerlendirildiğinde, bankacılık sektörü örnek alınarak, I.M.F. borcunun kapanmasının iktisadi analiz anlamında çok önemli bir gelişme olmadığı söylenebilir. Ancak, konunun siyasi boyutu kamuoyu tartışmalarında öne çıkmaktadır.

Türkiye'ye yabancı sermaye girişi güçlü bir şekilde devam etmektedir. T.C.M.B., uyguladığı faiz politikasıyla portföy yatırımları şeklinde Türkiye'ye giren kısa vadeli yabancı sermayeyi makro dengelere adapte edecek hale getirmeye çalışmaktadır. Moody's tarafından artırılan notumuzla beraber, kısa vadeli sermaye girişlerinin yönetilmesi daha da güçleşecektir. Ancak, F.E.D. tarafından parasal genişleme programının yılın sonuna doğru hafifletilmesi ya da sonlandırılmasıyla, T.C.M.B.'nin işi bir miktar rahatlayabilir.

Türkiye'ye yönelik yabancı sermaye girişlerini rakamla anlatmak için iç borç piyasamızdaki paylarına da bir göz atabiliriz. Yabancıların bu piyasadaki payı 2011'de %17.3 iken, 2012'de %23.2 ve Mart 2013 itibariyle %24.2 seviyesine yükselmiş. %24.2'nin parasal karşılığı ise $72 milyar.

Türkiye, yukarıda dile getirdiğim nedenlerle tasarruf açığını kapatmaya yönelik bir rotada ilerlemelidir. Aksi takdirde, dışarıdan gelen fonlarla büyümeyi finanse etmeye devam edecektir ki, bankacılık sektörüne ilişkin yukarıdaki örnek konuyu çok açık olarak anlatmaktadır. Bireysel emeklilikteki teşvik önemlidir. Finansal okur yazarlık konusundaki eğitim çalışmaları önemlidir.

Japon Halkı da ufak ufak para harcamaya başladı. Türkiye-Japonya arasında bir nüfus değişimi programı fırsatını da kaçırıyoruz yani. Tasarrufu öğrenmek zorundayız. Reel faiz negatif. Ancak, alternatifleri de var. Araştırmak gerekiyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 22.05.2013)