Pages

Friday, May 17, 2013

Bir Not Artırımı Daha: Moody's ve T.C.M.B.

Baş döndüren bir 16 Mayıs 2013 ve aynı günü 17 Mayıs'a bağlayan bir gece yarısı yaşadık. Gündem çok yoğundu. Bu yoğun gündemi takip etmekte uykusuz da kalmak suretiyle zorlandık. A.B.D.'den gelen haberlerin saat farkı nedeniyle alehimize işlemesi de şanssızlığımız oldu. Bu sabah, 07:00-09:00 arasında, CNBC-e'de, Geri Sayım programının özel yayınında, Berfu Güven'in moderatörlüğünde Ahmet Mergen, Cüneyt Paksoy, Erkin Şahinöz ile beraber çok keyif dolu saatler geçirdik. Dünü ve dünü bugüne bağlayan gece yarısı meydana gelen gelişmeleri değerlendirdik. Ancak, yazma alışkanlığıma hakim olamadım ve dünün önemli gelişmelerini not defterime aldığım notlar üzerinden değerlendirdim.

Moody's, Türkiye'nin kredi notunu Baa3 seviyesine yükseltti. Yani, Türkiye Moody's tarafından artık yatırım yapılabilir ülke konumuna gelmiş oldu. Böylece, Kolombiya, Endonezya, Uruguay, Hindistan, Namibya, Azerbaycan ve Romanya ile aynı seviyede değerlendirilmiş olduk. Not artışının, başbakanın Obama ile görüşmesine denk getirilmiş olmasının siyasi bir mesajı da oldu. A.B.D., siyasi anlamda Türkiye ile yaptığı ya da yapmakta olduğu pazarlıkların bir karşılığı olarak Moody's desteğini güçlü bir şekilde kullanmış oldu. Siyasi tarafta, hangi ülkenin ne aldığı ya da verdiğini bilemeyiz ama Moody's üzerinden Türkiye ekonomisinin desteklenmiş olduğu çok net.

Derecelendirme kuruluşları, 2008 öncesinde uyguladıkları notlarla krizin değil gelmekte olduğunu, gelebileceğini dahi hesaba katmayan yaklaşımlarıyla çok ciddi itibar kaybına uğramışlardı. Siyasetin içinde fazlaca yer almaları da itibarlarını zedeleyen bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Ancak, dünyadaki yatırımcı kitlesinin derecelendirme kuruluşlarının notlarını kriter olarak almaya devam etmeleri ve yerine başka bir uygulama geliştirememeleri bu şirketlerin halen önemsenmesi sonucunu doğuruyor. Örneğin, dünyadaki bazı fonların bir ülkeye yatırım yapmasının ön koşulunun, ilgili ülkenin en az iki derecelendirme kuruluşundan yatırım yapılabilir seviye notu alması gerekliliği, derecelendirme kuruluşlarının önemini ayakta tutan bir unsur.

Yukarıda değindiğim önemli olma olgusunun sonucunda, Türkiye'yi şimdi neler bekleyebilir sorusu karşımıza çıkıyor. Sırayla değerlendirelim:
  1. 5 Kasım 2012'de Fitch tarafından notumuz yatırım yapılabilir seviyeye getirildiğinde, uluslararası sermayenin Türkiye'ye yönelmesinin önünün açıldığını vurgulamıştık. Şimdi bu etkinin daha da güçlenmesini bekleyebiliriz. Uluslararası sermaye girişleri verilerini takip edeceğiz.
  2. İkinci bir not artırımı sonucunda, portföy yatırımlarının daha uzun vadeli yatırım planlarıyla Türkiye'ye girmesini bekleyebiliriz. Bu konuya biraz şüpheli yaklaşmaktayım. Zira, Türk sermaye piyasasının derinliği ve mevcuttan daha uzun vadeli giriş yapmaya niyetli uluslararası sermayenin satın alabileceği varlıklar açısından bazı soru işaretleri taşımaktayım.
  3. Yurt dışından borçlanmadaki maliyetlerimizin düşeceğini düşünebiliriz ki bu konuda pozitifim.
  4. Cari şlemler dengesinde olumsuzluklarla karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü, TL'de yaşanabilecek değerlenmenin sonucunda ithalatı giderek daha cazip kılan bir kur ile baş etmek durumunda kalabiliriz. Bu noktada, önlem olarak T.C.M.B.'nin faiz koridorunun alt bandını kullanacağı aşikar. Ancak, söz konusu faizin 16 Mayıs itibariyle %3.5 olarak belirlendiğini ve burada alınacak yolun giderek kısaldığını göz ardı etmemek gerekiyor.
  5. Dünyanın farklı sermaye piyasalarında yatırım olanaklarının daralmasıyla beraber önemli merkez bankalarının parasal genişleme politikalarının ne zamana kadar devam edeceğini dikkatle izlemek gerekecek. Küresel likiditenin yüksek seviyelerde olduğu bir dönemdeyiz. Ancak, F.E.D.'in aylık $85 milyarlık tahvil alım programını bu yılın sonunda ya da sonuna doğru sonlandırma olasılığı mevcut. Bu durum, uluslararası sermayenin Türkiye'ye girişlerini azaltıcı bir unsur olabilir.
  6. Türkiye'ye yönelen uluslararası sermayenin güçlü bir trend izlemesi ve T.C.M.B.'nin faiz koridorunun alt bandında değişiklik yapma olanağı kalmadığında neler olabileceğini de düşünmek gerektiği kanaatindeyim. İlk etapta döviz rezervlerine güvenilecek olsa da, ardından neler yapılabileceğini basiretli bir ekonomi yönetiminin hesaba katması gerektiğini düşünüyorum.
  7. Not artışından sonra en önemli beklenti doğrudan yatırımlarda artış gerçekleşmesi yönünde olmalıdır. Olacak mı? Doğrusu beklemiyorum. Uzun vadeli yatırım özelliğine sahip olan doğrudan yatırımların bir ülkeye gelmesi için diğer şartlar elverişli olduğunda not artırımı ancak destekleyici olabilir. Diğer şartları sağlamakta çok geri kaldık. Rakamlara bakalım ama niteliğine de bakalım. Özelleştirme, var olan bir özel sektör şirketinin yurt dışına satışı gibi bir kerelik işlemlerin nicelikte doğrudan yatırım olarak değerlendirilmesi yerine, niteliksel boyuta odaklanılması gerekir. Bu noktanın altını özellikle çizme gereği görüyorum.
Moody's tarafından yapılan not artırımı dışında, S&P tarafından yapılan bir açıklama dikkat çekiciydi. Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir bir toparlanma içinde olduğu açıklandı. Sürdürülebilirliğin sağlanmasının düşük büyüme oranlarıyla mümkün olacağı varsa bu ifadenin ardında, mutabıkım. Zira, tasarruf yapamayan bir ülkenin dış şokları abzorbe edecek risklerle beraber büyüyebilmesi ancak sınırlı düzeyde olabilir. Örnek, 2011'deki cari açığın ardından 2012 yılında alınan tedbirlerle büyüme oranının %8.5'ten %2.2'ye düşmesi. Bu nedenle, Türkiye için sürdürülebilir olan, düşük büyüme hızıdır. Kastedilen bu ise, bir itirazım yok. Daha yüksek büyüme hızına ulaşmak istiyorsanız tasarruf yapmak zorundasınız. Bunu başaramıyor olduğumuza göre, %4 civarı bir büyüme oranıyla sürdürülebilir bir büyüme oranı yakalayabiliriz. Bu da Türkiye'ye yetmez. Fakat, bu büyüme oranıyla Hans, Jack, Francoise adındaki dostlarımızın paralarını bir anda ülkemizden çekmesinin yaratacağı riskleri kontrol edilebilir seviyelerde tutabiliriz. Bu tasarruflar, Ahmet, Mehmet, Ayşe'nin tasarrufu haline gelmeden risksiz ve daha yüksek büyüme oranlarını unutalım. S&P'nin Türkiye için neden bu kadar methiyeler içeren yorumlar yapmaya başladığı da siyasi bir yorum çerçevesinde değerlendirilebilir. Birkaç ay önce başbakan ve S&P arasındaki söz düellosunu hatırlamakta fayda var.

T.C.M.B. 16 Mayıs'ta faiz indirdi yine. Böylece faiz koridoru %3.5-6.5 aralığına indi. Koridorun üst bandı, yine simetri korumak gibi ulvi bir amaç için indi. Çok önemli bir para politikası aracının kullanıldığı sanılmasın sakın. Amaç, simetriyi korumak. Ne demek olduğunu anlamıyorum. Bugüne kadar okuduğum hiçbir para teorisi ve politikası kitabında simetri koruma amaçlı para politikaları diye bir başlığa rastlamadım. Politika faizi %4.5 oldu. Yani, üç ana faizde 0.50 puanlık indirimler geldi. Politika faizi indiriminin ve kısmen de üst banttaki indirimin amacı, bir türlü arzu edilen büyümeye geçemeyen ekonomiyi toparlamak. Zira, son açıklanan cari açık verileri büyümenin istikrarlı bir rotaya oturmamış olduğunu gösterdi. Esas önemli amaç ise koridorun alt bandını indirerek güçlü uluslararası sermaye girişlerinin önünü keserek TL'nin değerlenmesini engellemek. T.C.M.B.'nin bir anda 0.50 puanlık agresif bir indirime gitmesinin iki nedeni olabilir: ya not artırımı T.C.M.B tarafından önceden biliniyordu ya da bir riske girilerek bu agresif faiz indirimi gerçekleştirildi.


Arda Tunca
(İstanbul, 16.05.2013)