Pages

Wednesday, April 3, 2013

Uzun Dönem Vizyonu Ortaya Koyabilmek

Bir ekonominin işleyiş tarzını değiştirmek, yapısıyla ilgili sorunlarını çözmek için kuşkusuz ki zamana ihtiyaç var. Gerekli değişiklikler yapıldıktan, sorunlar çözüldükten sonra da iş bitmiyor. Dünya, sürekli değişiyor ve ekonomik yapıların bu değişimlere uyum sağlaması gerekiyor. Yapısal değişimler, uzun dönemi ilgilendiren değişkenlerin, gündem maddelerinin hem yerel hem de küresel boyutta analizini gerektiriyor. Bunun için vizyona ve gelişen, değişebilen bakış açılarına ihtiyaç var. Tespitlerde dinamizmin korunması gerekiyor. Yapısal değişimler, sonuçlanana kadar temel karar değişikliğini pek kaldırmıyor. Zira, ekonomik işleyişin temel taşlarıyla oynamakta oluyorsunuz. Dolayısıyla, verilen kararların yolun yarısında değiştirilmesi pek mümkün değil. Ancak, kurulan yapının kendisinin esnekliğini sağlamak mümkün ki o da kısa vadedeki değişimlere adapte olabilen bir yapının oluşturulmasıyla gerçekleştirilebiliyor.

Uzun zamandır, pekçok yazıda Türkiye'nin eşik atlaması gerektiğini kendimce dile getiriyorum. Bunu gerçekleştirebilecek fırsatlarımızın olduğunu ve hemen harekete geçmemiz gerektiğini vurguluyorum. Ülkemizde, yapısal değişimler adına yapılanların yetersiz olduğuna ilişkin düşüncelerimi yazıyorum.

Jeffrey D. Sachs'in A.B.D. için uzun dönemli planların ne olması gerektiğini irdeleyen bir yazısını okudum. A.B.D. ile bizim konularımız birbirinden çok farklı tabii ki ama ortaya bir vizyon koyması adına yazının kapsamı ve kurgusu bana keyif verdi. Jeffrey D. Sachs, özellikle kalkınma, fakirlikle mücadele, globalizasyon gibi yapısal konulardaki çalışmalarıyla tanınan bir iktisatçı. Aşağıdaki tespitleri Sachs'ın yazısından aldım. Bana ilgi çekici geldi ve A.B.D. ekonomisinin yapısal konuları üzerine  doyurucu bir özet okuduğumu hissettim. Alt paragraflarda, araya serpiştirilmiş yorumlar bana ait.

Obama, başkanlığının ilk döneminde, 2009'da ekonomi için bir destek paketi uyguladı. Ayrıca, Bush döneminde getirilen bazı geçici vergi indirimleri daha sonra kalıcı hale getirildi. Ancak, tüm bunlara rağmen A.B.D.'de büyüme arzu edilen seviyede değil ve işsizlik de yüksek. Gelir adaletsizliği de giderek büyüyen bir sorun.

Hızla değişen ve dönüşen bilgi teknolojisi, küreselleşme ve çevresel sorunların insanlık üzerinde yarattığı baskılar ekonomileri ve özellikle de işgücü piyasasını şekillendiriyor. A.B.D.'de, iyi olarak nitelendirilen işler yetişmiş insan gücünün elinde. Düşük nitelikli işler ise, ya gelişmekte olan ekonomilere aktarılmış ya da robotlara ve bilgisayarlara emanet edilmiş durumda. Sonuç olarak, 2008'den bu yana A.B.D. ekonomisi, üniversite mezunlarına 3.1 milyon adet yeni iş yaratmışken, lise ve altındaki seviyelerde okul bitirmişlerin aday olabileceği nitelikteki işlerin 4.3 milyon adedi ekonomiden silinmiş. Rakamlar, Amerikan işgücü piyasasının geldiği noktayı anlamak adına son derece çarpıcı geldi bana.

A.B.D.'nin mevcut ekonomik şartlarında, Cumhuriyetçiler'in kamu harcamalarını kısmaya, vergi indirimlerini azaltmaya ve deregülasyona ilişkin çabalarına karşın Demokratlar tam tersi politikaları savunmaktalar. Mali uçuruma ilişkin tartışmaların temelinde de bu görüş ayrılıkları var.

Sachs diyor ki, A.B.D.'nin sorunları kronik ve yapısal. Yani, geçici ve konjonktürel değil. Bu yapıyı değiştirmek için uzun dönemli planlara ihtiyaç var. A.B.D. ekonomisinin sorunlarının çözümü için üç temel noktaya odaklanılması gerektiğini söylüyor Sachs: alt yapı, enerji ve işgücünün nitelikleri. Bu konularda atılacak adımlarla hem yeni işlerin yaratılmasının hem de rekabet ve çevresel konulardaki sorunların çözülmesinin mümkün olabileceğini söylüyor Sachs.

A.B.D.'nin alt yapısıyla ilgili sorunları var. Çünkü, eski yatırımlarla halen ayakta tutulmaya çalışılıyor. Oysa, şehirlerarası ray hatları, otoyolların yenilenmesi, sağlıklı su teminine yönelik sistemlerin geliştirilmesi, su dağıtım hatları ve kanallarıyla kıyı kenarlarına ilişkin çok ciddi yatırımlar yapılması gerekiyor. Özel ve kamu girişimciliği ortaklığı ile, önceden $40 milyar olarak ilan edilen alt yapı yatırımlarına $21 milyarlık bir ilave yapıldığı geçtiğimiz günlerde Obama tarafından açıklandı. Bu, önemli bir adım ama yetersiz. Eyaletlerin, federal mali yapının, bölgesel ekonomik güçlerin de birleştirilmesi ve özel/kamu beraberliğinin başkaca yapılar altında yeni kaynaklar yaratacak hale getirilmesi gerekiyor.

A.B.D., enerji konusunda, kaya gazı ve doğal gaz ile ilgili yeni kazanımlar yarattığı bir süreçte. Ancak, bu gazların çıkarılma metotları (horizontal drilling - yatay burgulama ve hydrolic fracturing - hidrolik çatlatma) verimsizlik yaratmakta ve doğal kaynağı süratle tüketmekte. Yani, bir kayıp söz konusu. Ayrıca, çevresel zararları da var. Bu nedenle, rüzgar, güneş, nükleer enerji kullanımına yönelinmesi ve karbon yakalama ve tutma (carbon-capture and sequestration) yöntemlerinin kullanımına ağırlık verilmesi gerekiyor. A.B.D.'nin son dönemlerdeki enerji konusundaki heyecanı, beklendiği kadar uzun dönemli ve kalıcı olmayabilir. Önlem lazım. Önlem de, büyük ölçekli rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarına yönelmek, elektrikli araçların kullanımını sağlayacak yatırımlar yapmak ve diğer akıllı teknolojilere kamu harcamaları yoluyla destekle mümkün. Bu kıvılcım, bir sonraki etapta özel yatırımların tetiklenmesine yol açacak ve yeni iş alanları açacaktır. Böylece, A.B.D. enerji konusunda geleceğe daha sağlam bakabilecek ve çevre üzerinde kazanımlar sağlayacaktır. Oysa, Türkiye'deki yayınlarda A.B.D.'nin artık enerji sorunu diye bir sorunu kalmadığını okumaktayız değil mi? Kendileri bile bizim kadar heyecanlı değiller bu konuda. Sachs öyle diyor en azından.

Dünyanın ve özellikle Avrupa'nın işsizlikle başı dertte. Genç işsizliği ile ise daha da büyük dertte. Ancak, Almanya'nın genç işsizliği ile büyük bir derdi yok. Çünkü, yetişmiş genç insan gücü, bir miktarı kamu harcamalarıyla finanse edilmek suretiyle özel firmalarda staja alınıyor. Bu konuda özel programlar uygulanıyor. A.B.D.'nin de benzer bir uygulama ile giderek artan yetişmiş insan gücü ihtiyacını karşılar durumda olması lazım. Sahs'ın önemli bir tespiti de bu.

Sachs, kısa vadede üzerine düşülecek konular var ama esas uzun vadeye bakalım, yapısal ve kalıcı nitelikteki konularla da mutlaka ilgilenelim diyor. Geçmişte, insan genom projesinin, GPS teknolojisinin, internetin bulunuşunun, AIDS'e karşı mücadelenin ve uzay projesinin hep uzun vadeli plan ve programlarla, doğru finansman modelleriyle ortaya çıktığını örnek olarak gösteriyor Sachs.

Okuduklarımdan edindiğim izlenim ve yorumlarımla anlatmaya çalıştıklarımdan, her ne kadar Türkiye için konu başlıkları farklı da olsa, benzer yaklaşımlar geliştirmek zorunda olduğumuz sonucu ortaya çıkmıyor mu? 2023'ü düşünmek için bile belki geç kaldık. Ayrıca, altı dolmayan siyasi laf kalabalığından yorgunum. 2023 için ortaya konan ve hayal diye anlatılanların vizyon fukarası olduğunu düşünmekteyim. Bugüne kadar kimsenin 10 yıllık plan yapmamış olması kısmı beni pek ilgilendirmiyor. Vizyon ve perspektif görmek istiyorum. Yoksa siyaset bir anda beklenmedik hoş bir sürpriz yapmayı çok mu seviyor?

Arda Tunca
(İstanbul, 03.04.2013)