Pages

Tuesday, April 30, 2013

Kriz Çevreye Bile Zarar Veriyor

Amaç, küresel ısınmanın önlenmesi idi. Avrupa öncülük etti ve bir karbon ticareti piyasası (cap-and-trade system) oluşturuldu. Piyasa, 2005 yılından bu yana faaliyette. Üretim yapmakta olan firmalar, yıllık olarak salımını yapacakları miktarda karbon için ihaleyle bir sertifika satın alıyorlar. Bir sertifika, bir ton karbon yakmaya hak kazanmanın maliyetini ifade ediyor. Eğer, faaliyette bulundukları sektördeki talep ve piyasa hareketliliği sonucu yakmayı planladıklarından daha fazla karbon ihtiyacı içindeyseler, karbon ticaretinin yapıldığı bir nevi ikincil piyasada, elinde fazla sertifikası olanlardan bu sertifikaları satın alıyorlar. Bu sertifikaları, sadece üretim ile ilgili firmalar değil, finans şirketleri de satın alıp ticaretini yapabiliyor. Bu piyasaya Avrupa öncülük etti ve dünyanın farklı yerlerinde küçük bazı bölgesel piyasalar da oluştu. Örneğin, Avustralya, Güney Kore, Kaliforniya Eyaleti, Çin'in çok sayıda bölgesi.

Model, karbon salımı miktarının azalmasına sebep olsun ve üretim yapan sektörler alternatif enerji kaynaklarına yönelsinler diye kuruldu. Yani, çevreyi en çok kirleten kömür kullanımına son verilmesi ve doğal gaz, güneş ve rüzgar enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarının özendirilmesi hedefleniyordu. Ancak, 2012'de İngiltere karbon salımı miktarını %30 oranında artırdı. Benzer bir şekilde, diğer Avrupa ülkelerinde de karbon kullanımı miktarı arttı. Çünkü, karbon ticareti modelinde sertifikaların arzı sınırlı tutulacak, böylece fiyatları artacak ve bu ticaret modelinde karbon salımı izni tükenince firmalar çaresiz olarak alternatif enerji kaynaklarına yönelmek zorunda kalacaklardı. Fakat, krizle beraber üretimin çarkları yavaşlayınca bu sertifikaların fiyatları da çöktü. 16 Nisan günü, hemen hemen 10 dakika içinde €5 olan bir sertifikanın fiyatı €2.63'e geriledi. 2008'de ise bir sertifikanın fiyatı €30 idi. 2011'de ise €20 seviyelerine düşmüştü. Fiyatların böylesine çökmesi karşısında karbon tüketimi ekonomik cazibesini yitirmedi. Karbon piyasasındaki karbon tüketimi izni miktarında bugünlerde 800 milyon tonluk bir fazlalık olduğu hesap edilmiş durumda. Fiyatların düşüklüğü de bu durumdan kaynaklanıyor. Avrupa'daki krizin boyutunu bu arz fazlalığı verisiyle de okumak mümkün yani.

16 Nisan'daki ani fiyat inişinin son dönemlerde başta altın olmak üzere emtia fiyatlarındaki düşüşle ilgisi yok yalnız. Bu piyasanın giderek çöktüğünü görenler, planlanmış olan sertifika ihalelerini 3 yıl kadar ertelemeyi ve böylece sertifika arzını kısa vadede kısarak sertifika fiyatlarının artmasını önerdiler. Bu önerinin adı da "backloading" olarak geçti. Ancak, Avrupa Parlamentosu 315 evet ve 334 hayır oyuyla öneriyi reddetti. Böylece, fiyat aniden çöktü. Yakında, yine gündeme alınması için çabalar devam ediyor ama.

Avrupa, bu modeli uygulamayı başlatırken $2 trilyonluk bir piyasa hayal etmişti. 2012'de toplam ticaret hacmi €62 milyar olarak gerçekleşti. 2011'de ise €96 milyar idi. Ayrıca, dünya karbon ticareti piyasasının %90'ının Avrupa'da olduğunu da not edelim. Dolayısıyla, Şubat ayında gerçekleşen Kaliforniya'daki sertifika ihalelerinde bir sertifika fiyatının $13.62 olarak oluşmasının Dünya gezegeninin atmosferi için çok da bir faydası olduğu söylenemez.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım koşullar altında, pekçok finans kuruluşu ve firma bu modelin önemli oyuncusu iken, sistemden çekilmeye başladı. Örneğin, Deutsche Bank. Çünkü, modelin felsefesinde de hatalar var. Polonya gibi atmosferi en çok kirleten ülkelerin firmalarına eşit davranmak adına başlangıçta bol miktarda sertifika tahsis edilince karbon salımını düşürme iddiası anlamını büyük ölçüde yitiriyor. Avrupa, bu hatayı yapmış durumda. Kriz koşullarıyla beraber böyle hatalar da birleşince, sonuç ortada.

Ben, bir piyasa mekanizmasıyla çevre konusunun çözülmesine başından beri pek sıcak bakmıyorum. Bazı konular vardır ki piyasa koşullarına emanet edilemez. Bu konularda libertarian görüşler çalışmaz. Çalıştırılmamalıdır da. Zira piyasa koşulu, politikaları durmaksızın hedefe ulaştımak gibi bir amacın aracı değildir. Ancak, çevre konusunda mola verilmeden ortaya konması gereken bir çaba ve irade olmalı ortada. Malesef ki, bazı konuların üstesinden ancak kanuni zorunluluklarla gelebilmek mümkün oluyor. Karbon piyasasının bugünlerde çalışmadığı Avrupa'nın tam ortasında müthiş bir örnek ülke var: Almanya. Almanya'nın politikalarının detaylarını çok bilmiyorum. Ayrıca, çevre ekonomisi uzmanı da değilim. Ancak, bu konularda gazete ve dergilerden okuduklarımla öğrendiklerim var. Almanya'nın ortaya koyduğu ve daha da koymayı planladığı sonuçlar ilgimi çekiyor. Bu konudaki bilgilerim bu sonuçların verileriyle sınırlı. Çevre konusunda da doğanın bir parçası olmak özelliğimle duyarlıyım.

Almanya, 2022'ye kadar nükleer enerji kaynaklarından kurtulmak istiyor. 2050'ye kadar ise tüm fosil bazlı enerji kaynakları kullanımına son vermeyi planlıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları, Almanya'nın toplam enerji ihtiyacının 2011'de %20'sini karşılarken, 2012'de %23'ünü karşılar hale gelmiş. 2020'ye kadar hedef, %35 oranına ulaşmak. Rüzgar ve güneşi enerjiye dönüştürecek santraller kurmak pahalı. Ancak, yılda $21 milyarlık bir sübvansiyon mekanizması devrede. Bu rakam, Almanya'daki hanehalklarının yıllık toplam elektrik faturasının 1/5'ine denk geliyor. Fosil bazlı enerji kaynakları, Almanya'nın enerji ihtiyacının %25'ini karşılıyor. Bu santraller, 2020'ye gelindiğinde yılda sadece birkaç saat çalışacak kadar az kullanılır hale gelecek. Yenilenebilir enerji kaynakları için 2030'a kadar ilave €200 milyarlık harcama öneriliyor. Mevcut sistemi ayakta tutmak için aynı tarihe kadar harcanacak rakam ise €150 milyar. Yani, hem enerji dönüşümünü sağlamak hem de kriz koşullarını hafifletecek böyle faydalı projeler var ve geliştirilebilir.

Çevre ekonomisi, doğal kaynakların kullanımını ekonomi çerçevesinde belli prensiplerle ele alan bir bilim dalı. İşin içinde mühendislik de olduğu için, iktisatçıların ve mühendislerin beraber çalışması gereken bir alan. Dünya kirleniyor. İşin içine spekülasyon, ticaret, kısa vadede para kazanma gibi kavramlar girmeyince pek ilgilenen olmuyor yazıp çizilenlerle ama uzun vade için çok önemli konular var gündemde.

Meraklısı için, karbon ticaretine yakınlığı olan iki konudaki eski yazılarımı da hatırlatmış olayım: Jevon Paradoksu (http://ardatunca.blogspot.com/search?q=jevons+paradoksu) ve Sürdürülebilir Büyüme ve Kalkınma (http://ardatunca.blogspot.com/2012/02/surdurulebilir-buyume-ve-kalknma.html). İktisat, sadece döviz, altın ve hisse senedi piyasalarından oluşmuyor. Çok daha geniş bir analiz alanı var. Olması da lazım ki sadece fiyatlar indi, bindi analizi yapıp iktisatçı olduğunu düşünenlerin keyfi kaçmasın.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.04.2013)