Pages

Monday, April 8, 2013

Bir Vatandaşın Ortaya Mektubu

İnsan, çok yakın bir akrabasını, arkadaşını, aile dostunu ya da tanıdığı birisini kaybettikten sonra birkaç hafta kendine gelemez. Moral bozuktur, hava kaçıktır ve normalde ruhunuzu ayağa kaldırabilen olaylar ya da insanlar deva olmaz derdinize birkaç haftalığına. Son zamanlarda böyle bir ruh haliyle dolaşmaktayım. Maalesef ki çok sayıda cenazeye katılmak zorunda kaldım birkaç aydır. Fakat, bu ruh halimin nedeni katıldığım cenazeler değil. Ülkenin bunaltan siyasi ortamı bu hale getirdi beni.

Türkiye'nin son 30 yıldır en önemli sorunu terördür. Sanırım hiç şüphe yok bu konuda. Ne ekonomik krizler, ne de uluslararası alanda zaman zaman yaşadığımız sorunlar terör sorununun önüne geçebilmiştir. Uluslararası alanda yaşadığımız sorunları büyük birer sorun yapan, terörle bir bağlantısı olması özelliği değil miydi zaten? Bunun dışındaki her sorunu bu ülke insanı bir şekilde kendi içinde eritti. Daha doğrusu, eritmeyi başarabildi. Fakat, terör sorununda bu mümkün olmadı. Olmaması da çok doğaldı. Çünkü, bu ülkenin insanları ölmekteydi.

Son günlerde yaşananlar, bu ülkenin bir vatandaşı olarak bana hiçbir mesaj veremiyor. Aklıma, yüzlerce cevabını bulamadığım soru getiriyor tam tersine. Bendeki soruların çoğunu eminim ki herkes soruyor. Sorulduğunu biliyorum. Çok sayıda insanın takıldığı akil insanlar listesine ben çok da takılmış değilim. Bu insanların ne yapacağını bilmiyoruz ki isimlere göre yorumlar yapabilelim. Zaten, misyonları doğru düzgün anlatılmadığı için bu insanlara haklı ya da haksız bir tepki oluşması da son derece doğal. Gereksiz bir gerilim var bu liste üzerinden. Konunun özünden koptuk, listede kim neden var diye tartışıyoruz. Bu da belki bir kamuoyu yönlendirmesi olarak kasten oluşturulmuştur. Bilemiyorum. Sadece şüpheleniyorum.

Terörün bitirilmesi için atılacak her adıma varız dedik yıllarca. Fakat şimdi, atılan adımların ne olduğunu bilmiyoruz. Her adım derken, bu ülkenin bütünlüğüne zarar vermeyen her adım olduğunu ayrıca söylemeye, düşünmeye gerek bile duymadık. Her adım, zaten böyle bir çabanın bir parçası olmalıydı. Ayrıca dile getirmeye ne gerek vardı ki?

Bir hükümet, böylesine kronik bir sorunu bitirmek için attığı her adımı her an itibariyle toplumla paylaşmayabilir. Devlet yönetiminde böyle bir yaklaşım doğaldır ve anlaşılabilir. Ancak, her televizyon kanalında, haberlerde adı bile anılmadan yıllarca haber yapılmış zata istinaden terörist başı, bebek katili gibi ifadeler kullanılırken, neden bir anda Öcalan ya da Abdullah Öcalan denmeye başlandı? Neden P.K.K. lideri denir hale geldi? Neden terörist başının Kandil'e gönderdiği mektup denmiyor? Barış süreci durmasın diye mi? Kimse zarar görmesin diye mi? Neyin hazırlığındayız acaba? Akil insanlar, neyin hazırlığı için hangi görevle çalışmalar yapacaklar? Buyurun, çıkın işin içinden!

Eğer ki terörün bitirilmesine yönelik bir takım çalışmalar bu kadar bilinir hale gelmişse, sadece konu başlığı verilerek işler yürütülemez. Böyle bir görüş ileri sürmek için siyaset tecrübesine sahip olmak da gerekmez. Bir vatandaşım ve silahlar sustu, süreç ilerliyor gibi lafların arkasındaki gerçekleri bilmek istiyorum. Benim adıma, 2020, 30 ya da 40 için neler konuşulduğunu bilmek istiyorum. 19 Mayıs 1919'u takip eden günlerdeki iletişim koşullarında dahi Anadolu halkı, ülkenin kaderiyle ilgili olarak ne yapılmaya çalışıldığını bugünkü bizlerden daha fazla biliyorlardı herhalde.

Hiç kimse de bulunduğumuz bu anda, bu noktada hiçbir vatandaşımızın acele ettiğini de söyleyemez. En azından, yapılanların ve yapılacakların genel hatlarını birer vatandaş olarak bilmek durumundayız. Bu, bir vatandaşlık hakkıdır. Kürt ya da Türk, herkesin hakkıdır. Bu ülkenin daha fazla ayrım, daha fazla kutuplaşma, daha fazla didişme görmeye hali kalmadı. Yazının başında ifade etmeye çalıştığım ruh haliyle dolanan sadece ben de değilim.

Bu arada, kimse kusura bakmasın ama ben bir Türk'üm. Çünkü böyle doğmuşum. Detaylara inersek, başka etnik kökenler de var kanımda. Bu özelliğimle gurur falan duyduğum yok. Genetik bir gerçekten söz ediyorum sadece. İstediğim ise, bu ülkede öğrendiğim şarkılarımı, türkülerimi söylemek, kültürümün tadını çıkartmak. Hani, artık sanki bir cüzzamlıya aitmiş gibi gösterilmeye çalışılan kültürüm. Biraz daha sinir bozacağım belki ama, 19 Mayıs 1919 ruhunu da çok severim bu arada.

Arda Tunca
(İstanbul, 08.04.2013)