Pages

Monday, April 1, 2013

2012 Büyüme Verisi Işığında Türkiye Ekonomisi Temelleri

Bugün, Türkiye'nin 2012 yılı büyüme verisinin %2.2 olduğunu öğrendik. 2012 yılı büyüme verisi üzerine birkaç aydır %2 ila %3 arasında değişen tahminler yapıldı. Rakamlar çok önemli ama Türkiye ekonomisinin uluslararası rekabette artan bir öneme sahip olmasını isteyenler esas olarak ekonominin yapısıyla ilgili düşüncelerini dile getirmekteler. Bunun için de, ekonominin yapısal fotoğrafını çekmekte ve reformlar için atılması gereken adımları önermekteler. Ben de Türkiye'nin eşik atlamasını arzu edenlerden biri olarak özellikle bu noktalara odaklanma yaklaşımını benimsiyorum. Bu amaçla, günlük piyasa değişimlerini yakından izlemekle beraber, niteliksel değişimlerin de gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için rakamların arkasındaki detayları anlamaya çalışıyorum. Bu noktadan hareketle, 2012 yılı için söz konusu büyüme oranı olan %2.2'nin arkasında yatanları özetlemeye çalışalım:
  1. 2012'de Türkiye ekonomisi 4 çeyreğin tamamında yavaşladı.
  2. 2012 yılında iç talep daraldı. Yani, özel yatırım ve tüketim harcamaları 2011'e göre düşüş kaydetti. %2.2'lik büyümenin kaynağında iç talep yok ve hatta negatif etkisi var. Konuyu daha da net anlatmak için, Türkiye hiç dış ticaret yapmayan bir ülke olsaydı 2012'de küçülen bir ekonomiye sahip olurdu diyebiliriz.
  3. 2012 yılında büyüme, iki kaynaktan geldi: net ihracat ve kamu harcamaları.
  4. Cari açığın gayri safi yurt içi hasılaya oranı 2012 sonu itibariyle %6'ya düştü. Zaten, büyümedeki bu sert yavaşlamanın temel nedeni, 2011 sonunda %10 olan oranı düşürmek ve Türkiye ekonomisini olası dış şoklara karşı korumaktı.
Yukarıdaki 4 maddenin daha da detaylarına girilebilir. Ancak, can alıcı olan temel noktalara konsantrasyonu kaybetmemek için o detaylara bu yazıda girmek istemiyorum. Şimdi, bu 4 maddenin Türkiye ekonomisine ilişkin niteliksel olarak ne anlattığını da maddeleyelim:
  1. Türkiye'nin tasarruf açığı var. Bu nedenle, cari açık veriyoruz. Tasarruf açığı sorunu çözülmeden dışa bağımlılık durumumuz devam edecek. Sadece bireysel emeklilik sistemine devlet teşviği ile çözülebilecek bir sorun değil tasarruf açığı sorunu.
  2. Küresel ekonomi kötüye gidince, dış şoklara mümkün olan en düşük oranda maruz kalmak için cari açığı düşürmek zorunda kalıyoruz. Bunun da bedeli, büyüme oranını düşürmek.
  3. İthalat yapamadan, yerli tüketimi ve yatırımı canlandıramıyoruz. Ayrıca, ihracatta da yine ithalata bağımlıyız. 2012 yılında, büyüme oranı çok sert düştü ama ithalatta, bu sert düşüşe oransal olarak eşlik eder bir düşüş göremedik. 2013 yılı boyunca özellikle takip edillmesi gereken bir nokta bu.
  4. İhracatta, katma değeri yüksek ürünleri uluslararası pazarlara sunamıyoruz. İhracatta başarılı olduk ama ürünlerin satıldığı yeni pazarların özellikle Afrika ve Orta Doğu olduğu düşünülürse, katma değeri yüksek olmayan ürünlerin ihraç edildiği ortaya çıkıyor. Bu tespitle, ihracatçılarımızın başarısız olduğu gibi bir iddiada kesinlikle bulunmuyorum. Türkiye ekonomisinin mevcut yapısı dahilinde, gerçekleşebilecek olanın en iyisini yaptılar.
  5. Bütçe performansımız başarılı. Ancak, serbest piyasa ekonomisine dayalı bir ülkenin büyüme oranında kamu harcamalarının önemli bir katkı sağlamış olması düşündürücüdür. 2012'nin son çeyreğindeki vergi artışlarını eleştirmiştim. Nitekim, 2012'nin son çeyreğindeki büyüme oranının düşüklüğü ve esas olarak 2013'ün ilk çeyreği için çok merak ettiğim büyüme verisinin vergi artışlarıyla ilişkisi sürekli aklımı kurcalıyor. İç talebi canlandırmak için kamu harcamalarına baş vurmak, bir ekonomi politikası aleti olabilir ama bizim böyle bir ihtiyacımız yoktu. Özel iç talebi, gereğinden fazla korkutmuş olmak gibi bir hikayemiz var bizim.
  6. Türkiye, sürdürülebilir büyüme için reformlar yapamadı ve küresel ekonomik riskleri ithal etmemek için neredeyse durma noktasına geldi.
Kısaca, dışa aşırı ölçüde bağımlıyız. Bu durumu değiştirmek için tasarruflarımız artmalı. Her sektörü girdi-çıktı analizleriyle masaya yatırmış ve hangi sektörün ne ölçüde dışa bağımlı olduğunu ortaya koyan çalışmalar var. Bu çalışmalara dayandırılan yapısal değişimlere ihtiyacımız var. Teşviklerin sonuçları uzun dönemli olacaktır ama pek umudum yok doğrusu. Büyüme modelimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bu yazıda anlatılanları çok daha detaylarıyla bu blogdaki başka yazılarda ele almıştım. Bu yazıyı 2012'ye bir nokta koymak ve 2012'ye ilişkin bir not düşmek için yazdım.

Ekonomimizin kırılgan ve dışa bağımlı yapısı olduğunu yeni öğrenmedik. Kayıt dışı ekonomi yıllardır en temel sorunlarımızdan biri örneğin. Bu durumda şunu sormak isytiyorum: Türkiye'de, mevcut iktidarın iktidarda bulunduğu süre tüm reformları yapmaya yetecek kadar uzundu ama neden bu konularda neredeyse hiçbir şey yapılmadı? Ak Parti'nin iktidara geldiği ilk dönemin, dünyada likiditenin son derece bol olduğu yıllar olduğu unutulmamalı. O günün şartlarında, pekçok reform rahatlıkla gerçekleştirilebilirdi. İkinci dönemde ise krizin kıpırtıları vardı ama teğet geçecek dendi. O zaman için belki teğet geçmişti ama orta/uzun vadede o teğeti dairenin içinde göreceğimiz aşikardı. %2.2, sorunu dairenin içine aldığımızın bir ispatıdır. Şunun da altını çizmek isterim ki hiçbir siyasi partiye hiçbir yakınlık duymamaktayım. İktisat, politika ile doğası gereği iç içedir. Dolayısıyla, iktidardan bağımsız olarak bu soruları sormadan ekonominin yönetimine ilişkin yargıları netleştirebilmek zor gözüküyor.

Umarım, önümüzdeki yıllarda kırılganlıklara son verebilmiş ve temelleri sağlam bir büyüme modeline geçebiliriz. Yoksa, dışarısı iyi gittikçe iyi, kötü gittikçe kötü giden bir modele mahkum kalacağız. Değişim için vizyon, istek ve irade lazım. Bu üç unsur bir araya gelince de yıllara ihtiyaç var. Ne yazık ki, geçmişte olduğu gibi, sanılanın aksine son 10 yılı da bu anlamda harcadık.

Arda Tunca
(İstanbul, 01.04.2013)