Pages

Monday, March 18, 2013

Törkiş Yaşam Style

Türkiye'de yaşamak bazen çok yorucu oluyor. Toplumsal çelişkiler, gelişmekte olan bir ülke olmanın getirdiği sürekli değişim yaşamak bir yana, medeniyet ile ilgili günlük tecrübeler bazen sinirlerime hakim olmamı engelliyor.

Yıllar önce, bir Alman arkadaşımla İstanbul'da, Eyüp sokaklarında dolaşıyorduk. İstanbul'un tarihi eserlerini beraber gezmiş, akşamları Boğaz kıyılarında yürüyüşler yapmıştık. Bir de Türkiye'nin az gelişmiş yönünü görmek istediğini söyledi bana. Çeşitli dergilerden ve gazetelerden okuduğu bir başka yönünü görmek istiyordu Türkiye'nin ve İstanbul'un. Ben de Haliç kıyılarındaki semtlerin ara sokaklarına götürdüm arkadaşımı. Sokaklarda iç çamaşırı olmadan dolaşan erkek çocuklarını görünce son derece anlamlı bakmıştı çocuklara. İçlerinden bir tanesiyle de sohbet etmiştik. Okula gitmek isteyip, gidemediği için sürekli ağladığını anlatmıştı çocuk bize. Bir dünya vatandaşı bakış açısıyla, bu insanların mutlaka eğitim görmesi gerektiğini ve ülke olarak elimizden gelen herşeyi yapmamız gerektiğini söyleyen Alman arkadaşım duruma çok üzülmüştü. Benim de içim sızlamıştı o çocuk için.

Aradan yıllar geçti, ülkemizde değişen çok şey olmasına rağmen eğitimde büyük bir dejenerasyona uğradık. Okul sayısı, öğrenci sayısı arttı ama kalitede çok kötü bir şekilde sınıfta kalmış durumdayız. Ortada çok net bir tablo var. İnsanlarımızı dünya standartlarında eğitemiyoruz. İlkokuldan üniversiteye kadar perişan bir haldeyiz. Siyaset tarafından bakınca, bambaşka söylemler çıkıyor karşımıza ama bir de toplum olarak bizim gözlemlerimiz var ki bunlar çok daha önemli. Siyasetçinin dediklerini dinlemiyoruz kendi yaşadığımız tecrübeleri ve gözlemleri düşününce.

Eğitimin eksikliği, sadece bilgi düzeyinde göstermiyor kendini. Medeni sınıflamasına girecek insan yetiştiremiyoruz herşeyden önce. Bu şartlar altında, hukukun üstünlüğünü tanıyan insanlar yetiştiremiyoruz mesela. Böylece, kural tanıma ve toplu yaşama kültürünü geliştiremediğimiz için de kural tanıyanların ezildiği, sinir harbi içinde yaşadığı acınası bir toplum yaratıyoruz.

Medeniyet çizgisinde ne zaman biraz yol kat edebiliriz acaba? Bence,
  • sokakta yürürken baş parmağıyla bir burun deliğini tıkayıp, diğer burun deliğine yüklenerek okkalı sümük atan magandaların ömrü tükendiğinde,
  • kızını okutmayan ama karısını kadın doktor muayene etsin diye israr eden anlayıştan eser kalmadığında,
  • trafikte emniyet şeridine girip, uydurma sirenlerle dolaşan şehir eşkiyaları bittiğinde,
  • düşünsel düzlem farklılıklarımız ortadan kalktığında,
  • gazete ve televizyonlarda boy gösterip, atıp, tutan ama toplumsal kurallar kendilerine uygulanınca sinirlenen fenomen manyaklarının kökü kazındığında,
  • tarihi heykellerin cinsel uzuvlarını kırarak toplumu koruma altına aldığını sanan edep fukaraları bu dünyadan göç ettiğinde,
  • dinden söz edip doğa ve hayvan sevgisinden eser taşımayanlar, biraz toprak görünce üzerine beton dökenler tamamen kenara çekilince,
  • İsveç ile İsviçre'yi, Avusturya ile Avustralya'yı birbirine karıştırmayan ve Türkçe bilen basın mensupları bir gün gazete ve televizyonlarda çalışır hale gelince,
  • tek kelime İngilizce bilmeyip herkesin kendisini "ignore" ettiğini düşünen zeka yoksunları ortadan kalkınca,
  • sokaklardaki tarihi çeşmelerin üzerine boyalarla sevgilisinin adını yazan, aşktan zerre kadar anlamayan ruh hastaları ve tarih katliamcılarını engelleyebildiğimizde,
  • kadınlarımız birer birey olduklarını fark ettiklerinde ve erkeklerimiz bir toplumun medeniyet çizgisinin o toplumun kadınlarının medeniyet çizgisiyle paralel olduğunu öğrendiklerinde, 
  • balkonları camla kapama kültüründen vazgeçebildiğimizde,
  • esas önemlisi, yukarıda saydıklarımı medeniyet yolunda kullanacak yeni nesiller yetiştirebildiğimizde,
biraz daha, ama sadece biraz daha medeni olmuş sayılabileceğiz.

İşte o gün, ortak söyleyecek şarkılarımız olacak, kutuplaşmalarımız azalacak, birbirimize daha fazla saygı duyacak ve siyasetçileri daha demokratik olmaya zorlayabileceğiz. Yoksa, felsefemizde değişen hiçbir şey olmayacak. Nasıl ki son birkaç on yıldır değişen pek birşey olmadıysa. Çok şey değişti zannediliyor ama 60'lar, 70'ler, 80'lerde de böyle değil miydi bu toplum?

Yalnız, değişen şeyler de olmadı değil. Çok da haksızlık etmeyeyim. Bir sürü A.V.M. var artık ülkemizde.

Yaşasın!

Arda Tunca
(İstanbul, 18.03.2013)