Pages

Friday, March 22, 2013

Sorun Avrupa'da mı Kapitalizmin Kendisinde mi?

Sadece parasal genişleme ile ekonomilerin temel problemlerini çözmek mümkün değildir. Parasal genişleme, reel ekonomideki gelişmelerin parasal genişlemeye olumlu bir seyirle eşlik edemediği bir durumda balon yaratılır. Gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamı ekonomilerini parasal genişleme ile ayakta tutmaya çalışmaktalar. Dünyanın önde gelen merkez bankaları F.E.D., A.M.B., B.o.E. ve B.O.J., yüklü miktarda tahvil alımlarına yönelmiş durumdalar. Japonya, bu trende yeni dahil oldu ve modaya uydu. Parasal genişlemeler, başlangıçta doğru birer hamleydiler ama arkasından reel ekonominin de parasal genişlemelere ayak uydurarak canlanacağı düşünülüyordu. Ancak, gelişmeler bu yönde olamadı.

Gelişmişler arasında, reel ekonomisi biraz da olsa düzelme gösteren ülke A.B.D. oldu. Ancak, mali uçurum ile ilgili Demokratlar-Cumhuriyetçiler anlaşmazlığı sonucunda arzu edilen büyüme oranı yakalanamadı. Yani, ortada yönetsel bir promlemin var olması A.B.D.'yi zorladı. Avrupa ise, bir optimal para alanı için gerekli olan işgücü mobilitesi, sermaye mobilitesi, fiyat ve ücret esnekliği, mali transfer mekanizmalarının etkinliği ve ülkelerin birbirlerine çok yakın konjonktürel dalgalanma seyirleri göstermesi gibi koşulları son derece eksik olarak yerine getirebildi ve mali birlik oluşumuna adım atamadı. Sadece bir bankacılık birliği kurmayı ise yeni yeni deniyor ki uzun vadede, temelleri sağlam bir reel ekonomi yaratmak için son derece yetersiz bir çaba olarak kalacaktır. Ekonomi yönetiminin ihtiyaç duyduğu çok sayıda alanda birlik oluşturulamamışken, sadece bankacılık birliğini sağlayabilmek, bu alanda bir başarı elde edilse dahi ekonominin geneli için yetersizdir. Önemlidir ama yetersizdir.

Parasal genişlemelerin etkisi altındaki küresel ekonomi, yönetim ilkeleri ve teori çerçevesinde, ulusallık, bölgesellik ve globalizasyon kavramlarının uygulamada son derece asimetrik olgular ve değişkenler sunduğu bir ortam yaratmış durumda. Hal böyle olunca, ortaya çıkan her yeni gelişmeyi yönetmek ve tahmin edebilmek son derece güç oluyor ve hatta imkansızlaşıyor. Güney Kıbrıs'a ilişkin, son günlerde yaşanmakta olan krizin içindeki kriz, anlatmaya çalıştığım durumun en çarpıcı örneklerinden biri olarak ortaya çıktı.

Euro Bölgesi'nin büyüklüğünün binde 5'ine ancak denk gelen bir ekonomi Euro'nun yaşam savaşı vermekte olup olmadığının sorgulanmasına kadar varan bir tartışma başlattı. Oysa, Euro'nun yaşamına devam edebilmesi için her koşulda gereken herşeyin yapılacağı düşünülüyordu. Fakat, banka mevduatlarının €100,000 tutarına kadar olan kısmından %6.75 ve €100,000'in üstündeki tutarlardan da %9.9 vergi talep edilmesi karşısında bir şok yaşandı. Tüm bankacılık işlemleri durduruldu. Güney Kıbrıs büyüklüğündeki bir ekonomiye €10 milyar tutarındaki paranın verilmesi bile €5.8 milyarlık bir vergi koşuluna bağlanınca endişe yaşandı.

Şimdi, bu endişe bir şekilde bertaraf edilecek ve Güney Kıbrıs için süratle bir kurtarma operasyonu gerçekleştirilecektir. Fakat, esas önemli olan Avrupa'nın biraz olsun düzelmeye başladığı düşünülen yönetememe sorununa ilişkin soru işaretlerinin yeniden güçlü bir şekilde belirmiş olmasıdır. Yönetememe sorununun aslında hafiflemediği biliniyordu ama piyasanın algısı hafiflediği yönündeydi. Çünkü, Euro için ne yapılması gerekiyorsa yapılacaktı. Draghi öyle demişti.

Avrupa merkezli ama genel olarak tüm Dünya'daki gelişmeler çok temel soruların sorulmasını gerekli kılıyor. Palyatif çözümlerle nereye kadar gidilebilir? Bir türlü oluşamayan güven ortamı tesis edilmeden reel ekonomi nasıl ayağa kalkar? Reel ekonominin bir türlü güçlenen veriler ortaya koyamaması ile sermaye piyasalarında oluşacak balonlar piyasalarda çöküşlere varan noktalara uzanabilir mi? Avrupa'nın, Güney Kıbrıs gibi başka bir ülkede ortaya çıkacak soruna çare bulabilme gücü giderek zayıflamamakta mıdır? Bu sorulara olumlu bir cevap yok. Sorunların çözümü orta vadede dahi yok.

Avrupa'nın yaşadığı sorunun kapitalizmin doğasında var olan bir sorunun mu yoksa yanlış yönetilen bir kapitalizmin mi sonucu olduğunu tespit edebilmek çok zor. Bu tespitte, ideolojik bakış açıları son derece önemli bir rol oynuyor. Ben, her iki sorunun da rolü olduğunu düşünmekle beraber, hangi sorunun hangi oranda devrede olduğunu belirlemekte soruma cevap bulamıyorum.

Ekonomik gelişmelerin düşündürdükleri, orta ve uzun vadeli bakış açılarını ve analizlerini zorunlu kılıyor. Fakat, piyasalarda oluşan fiyatlar, o fiyat hareketlerinden yarar ya da zarar görenler için anlık verileri yorumlamayı gerektiriyor. Rakamlar sürekli değişiyor. Ancak, iktisatçı gözüyle önemli olan genel trendi analiz edebilmek. Bu açıdan bakınca, artık para politikalarının da sonuna gelindiğini düşünmek gerekiyor. Bu durumun, Türkiye için de önemli ölçüde geçerli olmaya başladığını düşünüyorum. Diğer yandan, maliye politikaları da kullanılamaz durumda. Ancak, para politikaları tarafının reel ekonomileri ayağa kaldırma gücü zayıfladıkça yeniden maliye politikalarına dönülmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkacak. Bu kısır döngüden çıkış pek mümkün olamayacak. Hatta, belki de bu satırları okuyan bizlerin ömrü, ancak krizin yeni bir şekil verdiği yeni bir Dünya düzenine tanıklık etmemize yetecek ve daha sonrasına tanıklık etmemize izin vermeyecek.

İş yaşamında katıldığım tüm ulusal ya da uluslararası toplantılarda, sektörel ve mikro bazdaki gelişmelere makro bazda da bakmama yarayacak sohbet ortamları yaratmaya çalıştım. Büyük bir Fransız bankasının kurumsal bankacılık alanında Avrupa operasyonlarından sorumlu olan yöneticisi, artık kar marjlarının Avrupa'da çok düşük olduğundan ve büyük bir buluş ya da teknolojik ilerleme sağlanmadan yüksek marjlarla iş yapabilmenin imkansızlığından söz etmişti. Bu nedenle, bankanın Afrika, Orta Doğu gibi gelişmekte olan piyasalara yönelmesi gerektiğini dile getirmişti.

Bu krizin geçmiş krizlere göre çok farklı mesajları var. Kapitalizmin evreleri üzerine düşünülmesi gerekenler var. Biraz beyin jimnastiği yapmak adına, yeni pazarların kalmadığı, Afrika'nın bile kapitalizm tarafından sarmalandığı bir Dünya'da, ekonomik yapı nasıl bir temel üzerine kurulu olacak? Bu soruya da cevap yok ama tespitleri yapıp tarihe not düşmek gerekiyor. Yeni buluşlar, yeni düzenler, yeni paradigmalar gerekecek ama kimler çıkaracak bunları ortaya. Kısaca, demek istiyorum ki:

Ne kadar söz varsa düne ait,

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Arda Tunca
(İstanbul, 21.03.2013)