Pages

Tuesday, March 26, 2013

Para Politikasının Azalan Etkinliği: 26 Mart Tarihli P.P.K. Sonuçları

T.C.M.B., bugün gerçekleştirdiği Para Politikası Kurulu sonucunda faiz koridorunu daralttı. Koridorun üst bandı %8.50'den %7.50'ye indi, alt bandı ise %4.50'de kaldı. Politika faizi de %5.50'te tutuldu. Rezerv opsiyon katsayısında ise hem altın hem de döviz için birer dilim ilave edildi ve her dilimde 0,1 puanlık artışa gidildi.

Bugünkü kararların piyasaya vermekte olduğu mesaj nedir? Bu soruya cevap vermek için, öncelikle T.C.M.B.'nin para politikasını hangi temellere oturttuğuna bakalım. T.C.M.B., üç tane değişkene odaklı bir para politikası yönetiyor. Bunlar, enflasyon, kredi hacmi genişlemesi ve reel kur endeksi. T.C.M.B., parasal ve finansal istikrarı bu değişkenleri izleyerek sağlamaya çalışıyor.

Enflasyonda son olarak, Şubat 2013 verileri var elimizde. Tüketici fiyatları enflasyonu, Şubat 2012'den Şubat 2013'e %7.03 oranında arttı. T.C.M.B.'nin 2013 için hedefi %5. Mart ayı içinde başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarına baktığımızda, enflasyon ile ilgili bir risk unsuru göze çarpmıyor. Yani, enflasyon cephesindeki gelişmeler dikkate alındığında, para politikası araçlarında bir oran/değer değişikliği gerekmiyor.

Kredi hacmi genişlemesinde %15'lik bir hedef söz konusu. Bu hedef aşılmış durumda. Yani, 2012'nin son çeyreğinde %15.2 olan genişleme, 2013'ün ilk 2 ayında %21.8'e ulaştı. Bugünlerde de yine %20 civarlarında seyretmekte. Fakat artış, ticari kredilerden değil, tüketime yönelik olarak kullanılan kredilerden geliyor. Firmaların kredi talebiyle artan bir kredi hacmi genişlemesi yok ortada. Şunu da biliyoruz ki, tüketime yöneldiği düşünülen krediler tüketim yerine başka borçların çevrilmesinde kullanılmakta. Dolayısıyla, kullanılan kredilerin katma değer yaratan bir özelliği yok. Krediler, tüketime yönlense, bir sonraki etapta ticari kredileri de tetikleyeceğini düşünebiliriz belki. Fakat, böyle bir düşünceye sevk edilebileceğimiz veriler yok. Bu nokta çok önemli.

Kredi genişlemesi kısıtlaması ile ilgili önemli bir tespit de şu: Kredi genişlemesi kısıtlaması, para politikasının en önemli aracı olan faiz politikasının gücünü zayıflatıyor. Yani, faiz politikasını etkinsizleştiriyor.

Kredi genişlemesine ilişkin zorunlu karşılıklar politikasında bir kademelendirme yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ticari kredilerin, tüketici kredilerinin, ihtiyaç kredilerinin, v.s. farklı zorunlu karşılık oranlarına sahip olması özellikle kredi genişlemesi sınırlamasının olduğu bir ortamda T.C.M.B.'nin etkinliğine katkı sağlayacaktır.

T.C.M.B. için büyüme ile ilgili bir hedef yok. Ancak, büyümenin seyri para politikasına ilişkin kararları önemli ölçüde etkiliyor. Kredi genişlemesinde %15 sınırlaması olduğu sürece, O.V.P.'nin öngördüğü %4'lük büyümenin nasıl yakalanacağını merak ediyorum. Mümkün olabilir belki ama 2012 yılındaki tecrübelerimiz, bu konuda pek olumlu bir mesaj vermedi. 2012'de, faiz politikasından çok, kredi genişlemesi sınırlamasının büyüme üzerinde etkisi olduğuna tanık olduk.

Reel efektif döviz kuru ile ilgili olarak T.C.M.B., 120 endeks değerini kriter aldı. Endeksin değeri Ocak'ta 120.4 ve Şubat'ta 119.7 oldu. Döviz sepetinin değerinin ise 2.0750 civarında olduğunu düşündüğümüzde, reel kur endeksiyle ilgili de para politikası araçlarında bir uygulama değişikliğine gitmek gerektiği sonucu çıkmıyor ortaya.

Madem ki para politikasının üzerine oturduğu temeller bir faiz değişikliği gerektirmiyordu, T.C.M.B. neden bugün faiz koridorunun üst bandını 1 puan aşağı çekti? Faiz koridorunun üst bandı, bankaların T.C.M.B.'den yapacakları borçlanmanın maliyetinin azami seviyesini temsil ediyor. Aslında, bankalar borçlanmayı bu orandan yapmıyor. Bugünkü karar, bankalara yönelik bir mesaj oldu. Yani, maliyetlerinizi arttırmıyorum dedi T.C.M.B. Fakat, son günlerde yükselen gösterge faiz, bankaların maliyetlerini arttırmış durumda. Ayrıca, bankalararası piyasada da fiyatlar yükseldi. Bu şartlar altında, her ne kadar kredi genişlemesi %20 civarında ise de, reel ekonomideki gelişmelerin hoş olmaması nedeniyle T.C.M.B. piyasaya mevcut durumu sürdürmek istiyorum demiş oldu.

Yılın ilk çeyreğinin ekonomik canlanma ya da durgunluk adına nasıl bir manzara ortaya koyduğunu henüz bilemiyoruz. Reel ekonominin pek iyi gitmediğini, iflas ertelemelerinde, karşılıksız çeklerde, protestolu senetlerde artış olduğunu ama kapasite kullanım oranlarında, sanayi üretiminde ufak kıpırdanmalar olduğunu izliyoruz. Karşımızda, 2013'ün ilk çeyreği için net bir resim yok henüz. Dolayısıyla, bu durum da faizlerde ya da karşılıklarda değişiklik yapılmasını haklı çıkaracak doneler vermiyor.

Koridorun daralmasının rakamsal etkilerinden çok, piyasaya vermek istediği bir mesaj gibi görmek gerekiyor bugünkü hamleyi. Yani, 16 Nisan'daki toplantıya kadar hiçbir şey yapılmasa da olurdu. Ekonominin gidişatını etkileyecek bir karar olmadı bugünkü karar.

Teknik anlamda T.C.M.B. kararına baktıktan sonra, iki önemli noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor. Faizin ideolojik bakış açılarıyla değerlendirildiği bir süreçte, hükümetin faiz oranları üzerinde, ekonomi bakanı vasıtasıyla sürekli bir baskı kurduğu gerçeği çok net olarak ortada. Bu faiz indirimi ve öncesindeki kararların siyaset ile iç içe geçmiş kararlar olduğunu düşünmekteyim. Üstelik T.C.M.B., bağımsızlığına ilişkin bir deklarasyon yayımlamıştı bir süre önce.

T.C.M.B.'nin son birkaç P.P.K. kararının para politikasının etkinliği adına pek bir anlam ifade etmediğini ama yine de uygulamalarının en azından yanlış içermediğini düşünsem de, T.C.M.B.'yi iletişim konusunda başarısız buluyorum. Uygulanan para politikalarının, faiz koridoru uygulamasına geçildiğinde çok ısınmış bir ekonomiyi biraz soğutmak için piyasaya fazlaca izah edilmemiş olmasını bir yere kadar anlayabiliriz ama mevcut ortamda bunu anlayamayız. Piyasa, sadece ekonomistlerden oluşmuyor ve T.C.M.B.'nin kararları ekonominin bütününü etkileme gücüne sahip.

Sonuç itibariyle, fazlaca etkisi olmayan, hükümetle uyumlu, yapılmış olsun diye yapılmış bir oran değişikliğine tanık olduk bugün. İlk çeyrek sonuçlarına hakim değiliz ve ekonominin ne derece toparladığına dair yeterli veri yok henüz elimizde. Bu şartlar altında, hiçbir şeyi değiştirmemek daha yerinde olurdu.

Arda Tunca
(İstanbul, 26.03.2013)