Pages

Wednesday, February 27, 2013

Siz Ne Yaptığınızın Farkında mısınız?

Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? İyi insan, eğitimli insan yetiştirdik falan deyip küçümsemeyin yaptıklarınızı. Bir insan, okulundan mezun olduktan 25 sene sonra hergün bir ya da birkaç hocasını hatırlayıp neyi doğru, neyi yanlış yaptığını sorar mı kendine? Bu okulun adı Kabataş Erkek Lisesi ise ve Kabataşlılık ruhu sarmışsa hücrelerini bir insanın, evet sorar.

Dediler ki sorgulayın. Çünkü sorgulamadan bulamazsınız kendi doğrunuzu. Hayatta ne yaparsanız yapın ama sorgulayın. Derinleşin. Aynı zamanda pratik çözümler bulun o derinliklerin arasında. Yani, derinleşin ama kaybolmayın.

Dediler ki kendinize güvenin. Fakat, bilginizle güvenin. Sorguladınız ama özümsediniz mi? Bilgiyi kendi malınız yaptınız mı? Yaptığınız işe ruhunuzu verdiniz ve işin ruhunu kavradınız mı? O iş sizin ruhunuzu aldı mı pekiyi? O zaman, nedir sizi durduran? Güvenin kendinize.

Dediler ki konuşun. Sorguladıktan, özümsedikten sonra konuşmalısınız. Yine, hayatta ne yaparsanız yapın ama konuşun. Çünkü aldığınız eğitimle, toplumun içine yayılacak, yaptığı işi en iyi yapanlar olacak ve bilgilerinizi, tecrübelerinizi başkalarına aktaracaksınız. Susmak yok yani. Buna hakkınız da yok. Unutmayın ki, uygun dili kullandığınız sürece konuşamayacağınız hiçbir konunuz olamaz.

Hemen birkaç sıra önümde oturuyor Tübitak bursu alıp okula Güneydoğu'dan gelmiş bir arkadaşım. Hayatında ilk defa deniz görüyor. Sınıfımız denizin tam kenarında. "Hava soğuyunca neden yeşile çalıyor rengi bu suyun" diye bir soru soruyor. Hayatında neredeyse hergün deniz görmüş ben, soruya cevap bulamıyorum. Bahar geliyor, güneş açıyor ve denizin üstündeki küçücük dalgaların çırpıntıları vuruyor sınıfın tavanına. Kafamı sola doğru çeviriyorum, Kız Kulesi. "Oğlum nasıl ders çalışacağız şimdi" diyor bana. Benden yine cevap yok. Ben de dağılmış durumdayım her an denizle yaşamış olmama rağmen. Uzun öğle tenefüsünde de gemilere bakıp "bu gemilere uçak motoru taksak ne olur" diyor. Benden yine cevap yok ama biraz dalga geçer bir havada, "uçar herhalde" diyorum. Kahkahalarla gülüyor cevabıma. Beklemediğim abartılı bir gülüş. Ben de gülüyorum. Aykut Kerem Gülenç ile beraber kendi başımıza kaldığımızda katılıyoruz gülmekten bu Tübitak burslu çocuğa. Bu adam bu sınavı nasıl kazandı da geldi buraya?

Aradan 3 koca sene geçiyor. O daimi yatılı okuyor. Ben gündüzlüyüm. Aykut ise yatılı. Yani, hafta sonları evine gidiyor. Üniversite sınavlarına hazırlandığımız günlerde yine konuşuyoruz kendi aramızda. Bizim burslu, hafta sonları sinemalarda, konserlerde falan. Bu arada, bir de bir kız arkadaşı var. Farkında değiliz yaşadıklarımızın, değişimlerin. "Bu gemilere uçak motoru taksak ne olur" sorusu, "bu hafta sonu hangi konsere gitsek kız arkadaşımla" sorusuna dönüşüyor. Tabii, ben bunları ancak yıllar sonra anlamlandırabiliyor, kavramsallaştırabiliyorum kafamda. O anda olmuyor. Yaş müsait değil çünkü.

Aradan 25 sene geçiyor. Oktay Tuncer ve Aysen Erensoy hocalarımla bir sohbetteyiz okulda. Sorguladık, hazmettik, güvendik ve konuşuyoruz. "Siz ne yaptığınızın farkında mısınız" diye soruyorum kendilerine. Kendine güvenen, bildiği doğruları savunan ve konuşan insanlarız. Çok farklı noktalardan, birbirinden çok ama çok farklı yerlerden kopup gelen çocukları alıp bir yerlere götürdünüz diyorum. Aklımda Tübitak burslu arkadaşım, Aykut ve ben var o anda. Meğer ne zormuş işiniz. Yaşamlarımıza elleriniz değdi. "Siz ne yaptığınızın hala farkında değil misiniz" diyorum. Ben hergün yaşamı sorgularken, sizin yaptıklarınız var beynimde ve ruhumda.

Yeri gelmişken, yeniden bir sorayım istiyorum: Siz ne yaptığınızın farkında mısınız?

Arda Tunca
(İstanbul, 27.02.2013)