Pages

Tuesday, January 8, 2013

Yazıklar Olsun Kalemini Satanlara

Her yazan, çizen, biraz mürekkep yalayan aydın mıdır? Biraz entellektüel yönü fazla olan herkese aydın demek mümkün müdür? Her yazar, edebiyatçı, felsefeci, gazeteci, yani işi okumak ve yazmak olan herkes dünyanın ya da en azından kendi etki alanının gelişmesi, ileriye gitmesi için çaba gösterir mi ya da göstermek zorunda mıdır? Nedir toplumların bu şahsiyetlerden genel beklentisi? Tüm bu soruların cevabı, aydın, gelişme, ileriye gitme gibi kavramlardan hangi kitlenin ne anladığına bağlı olarak değişir. Örneğin, Ezra Pound'un faşist olmasını anlamak bazılarımız için zor olabilir ki ben bu gerçeği ilk öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Ancak, hayat insana hiç beklemediği şeyleri öğretiyor. Demek ki edebiyatın tekniği ile ideolojisi sizin beklentilerinize paralel bir manzara ortaya koymayabiliyor. Oysa, aydın insanların demokratik ve hümanist olduğu gibi bir yargıyla ve çok okuyan, çok yazan insanların hep aydın insanlar olduğu gibi yanlış bir düşünceyle eğitilmiştim. Meğer, iyi niyetli bir fikir aşılamasıymış bana yapılan. Zamanla, bana anlatılanların, öğretilenlerin, yani aşılananların doğru olmadığını gördüm.

Yazmanın, çizmenin tekniği bir yana, hangi ideolojiden olursa olsun her yazar, çizerin kimsenin himayesinde olmadan, kimsenin adamı olmadan fikirlerini beyan etmesi gerekir. İdeolojide anlaşamasanız bile, en azından fikirlerini sağlam bir tutarlılık ve şahsiyetle savunan, kimsenin adamı olmamış yazarlara, çizerlere saygı duyabilirsiniz. Bu genel yargı, dürüstlük, ahlak, şahsiyet, adalet, başı dik olmak gibi kavramlara bağlı yaşayan herkesin savunacağı bir yargıdır sanırım. Ancak, bir yazar hakkında saygıyı yitirmenize sebep olacak bir ispat ortaya çıkmışsa hayal kırıklığı yaşarsınız. Çünkü, yazılarını, kitaplarını, makalelerini okuduğunuz, konuşmalarını dinlediğiniz kişi kullandığı teknik ya da ideolojisiyle ya da her ikisiyle de sizi etkilemiş olabilir. Zira, dil gibi, edebiyat gibi, yazı gibi neredeyse ölümsüz bir gücün estetik bir kullanımı sözkonusudur. Size hitap edebilen bir estetik, sizin beğeninizi, hayranlığınızı kazanabilir.

Yıllar önce, A.B.D.'nin Berkeley şehrinde Kaliforniya Üniversitesi'nin kütüphanesinde çalışırken, sürekli ekonomi yazıları okumaktan sıkılmış ve bir mola verip kendimi sokağa atmıştım. Mola sırasında, çok sevdiğim bir kitapçının rafları arasında dolaşırken, Poems for the Millennium (Türkçe'ye Bin Yılın Şiirleri başlığıyla çevirmek uygundur sanırım) başlıklı bir kitap görmüştüm. Merak edip içine baktığımda, Ezra Pound, Mallarme, Stein, Rilke, Tzara, Mayakovsky gibi isimlerin arasında Nazım'ı da görmüştüm. Zaten var olan Nazım'a saygım ve hayranlığım, Kaliforniya Üniversitesi/Berkeley tarafından basılmış bir eserde bin yılın şairleri arasında Nazım'ı da görmemle bir sevince dönüşmüştü. Fikirleri yüzünden ülkesinden ayrılmak zorunda kalan, kendisine kurulan bir komplo sonucu mecburen soluğu Moskova'da alan ve vatan haini ilan edilen Nazım. Aynı Nazım'ın ilk okuduğumda beni şaşkına çeviren ve aşağıdaki dizelerle son bulan bir şiiri vardır:

"Koca göbeklerin RUSEL kuşşağı sen,

sen uşşak murabbaı,

sen uşşak mik'abı,

satılmış uşşakların aşşağı sen!!!"

Geçtiğimiz hafta da Türk toplumunun önemli sayıdaki vatandaşları tarafından okunduğu bilinen Necip Fazıl Kısakürek, Peyami Safa, Yusuf Ziya Ortaç, Cemal Kutay, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve İbrahim Çallı gibi bazı isimlerin kendi dönemlerindeki iktidara kalemlerini sattıkları haberini büyük bir üzüntü ile okudum. Tekniğini beğendim ya da beğenmedim, ideolojisini paylaştım ya da paylaşmadım ama bir yazar kalemini nasıl satabilir? Edebi yönünüzü geçtim de bari saygımızı kaybetmeseydik sizlere karşı. Sizler, dönemin hükümetinden para dilenirken, başta Nazım olmak üzere pekçok başka kalem sahibi yoksulluk içinde eserler vermeye çalışmaktaydı.

Nazım'a neden değindim bu yazımda? Kalemini satmadığı için. Kalemini satmadığı ve satmamak için hasret ve acı çektiği için ve bu konuda en bilinen isimlerden biri olduğu için. Benim, kendisini bin yılın şairleri listesinde gördüğümde yaşadığım sevincin boş olmadığını bir kez daha anladığım ama Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu, Yaradana Mektuplar'ı, Kürkçü Dükkanı'nı, v.s. okumaktan dolayı geçen hafta itibariyle pişmanlık duyduğumu hissetmiş olduğum için.

Ve, yukarıdaki dizeleri enteresandır ki Nazım kim için yazmıştı biliyor musunuz? Peyami Safa.

Yazıklar olsun kalemini satanlara.

Arda Tunca
(İstanbul, 08.01.2013)