Pages

Friday, January 4, 2013

Eşiği Atlayamamak

2013 yılına bireysel emeklilik sistemindeki yeni uygulama, konut piyasasında uygulanan K.D.V. oranı, mevduata uygulanan stopaj oranları ve sigarada vergi oranı değişiklikleriyle girdik. Ayrıca, yeni bir sermaye piyasası kanunu ve leasing ve faktoring şirketlerine yönelik yepyeni bir kanun da 2012'nin son günlerinde girdi hayatımıza. 2013 yılı içinde gelir vergisinde yapılması düşünülen değişiklikler de yeni bir tartışma ortamı yarattı. Hemen ardından, 2012 yılı enflasyon oranının tüketici fiyatlarında %6.16 ve üretici fiyatlarında %2.45 olarak gerçekleştiğini öğrendik. A.B.D.'de mali uçurum konusu ve ardından F.E.D.'in parasal genişlemeye 2013 sonunda son vereceğine dair sinyaller ile uluslararası piyasalar dalgalandı. 2013'e hareketli bir giriş yaptık.

Bizdeki değişikliklerin içeriklerini detaylarıyla öğrendik. Bu değişikliklerin ve olası gelişmelerin yapısal nitelikli olduğuna dair hükümet tarafından açıklamalar yapıldı. Uygulamalara bakıldığında, yeniliklerin yapısal değişime yönelik olduğu akla gelebilir. En azından, dışarıdan böyle bir intiba uyandırıyor. Ancak, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında ulaşılması arzulanan sonuçlarla kullanılan politika araçlarının uyumsuz olduğu ortaya çıkıyor.

Türkiye, kayıt dışı ekonomiyi önemli ölçüde küçültmek konusunda yıllardır tartışmalar içinde ama sonuç yok. Cari açığın düşmesi gerektiğini işi bilenler yıllardır dile getirmekte ama ekonomiyi küçültmeden başaramıyoruz bu işi. Vegi reformunu henüz yapmış değiliz ki dolaylı vergiler ağırlıklı bir yapıdan dolaysız vergiler ağırlıklı bir yapıya geçelim ve vergi adaleti adına olumlu işler yapalım. Teşvik sistemiyle birşeyler yapılmaya çalışıldı ama o da sektörel olmaktan çok bölgesel niteliklere sahipti ve cari açıkla ilgili istediğimiz sonuçları alabilsek bile sonuçlarını görebilmemiz ancak uzun vadede mümkün.

Reform olduğu ileri sürülen uygulamalarla ne mevduatımızın vadesi uzayacak ne de kırılganlığımız sona erecek. Herşey çok mu kötü? Hayır, değil. Ancak, gösterildiği kadar da iyi değil. Dünyanın ekonomik zorluklar içinde olduğu bir dönemde, bizim yapısal değişikliklere çok daha yoğun bir şekilde odaklanmamız çok daha mümkündü. Böylece, ileride kendimizi ekonomik gelişmişliğin başka yerlerinde konumlandırabilecek adımları atmış olabilirdik. Yani, eşik atlayabilirdik.

Olası not artışları ve ardından ortaya çıkabilecek gelişmeler, bankalarımızı gelişmiş ekonomilerin uluslararası finansman işlemlerine aracılık etmeye uygun hale getirmedikçe, bizim bankalarımızın akreditiflerinden teyit istenmesinin ya da teminat mektuplarına kontrgaranti talep edilmesinin sonu gelmedikçe, ihracatçımızın açık hesap metoduyla alacaklarını tahsil etmesi bitmediği sürece benim için çok bir anlam ifade etmeyecektir. Bugün için not artışları, sadece cari açığın finansmanının garantisidir ve bizi birkaç kademe yukarı çıkartamaz. Nitekim, dolaysız yatırımlar da niceliksel değil, niteliksel olarak analiz edildiğinde pek de parlak bir manzara çıkmıyor ortaya.

Unutmayalım, Türkiye 1994'e kadar dört yıl boyunca yatırım yapılabilir ülke notuna sahipti ve sadece bir derecelendirme kuruluşunun notuyla ancak 1994'teki duruma geri dönmüş oldu. On yıl iktidarda kalmış ve kalmaya devam eden bir siyasi iradenin ekonomideki performansının çok daha iyi olması gerekirdi. Ülke, kriz ortamında devir alınmış olsa da reform yapmanın tüm koşulları sağlanmış bir ortam da sağlanmıştı ama olmadı. İşte ben buna eşiği atlayamamak diyorum. 2013'ün başlangıcında yaşadıklarımız bunları düşündürdü bana.

Arda Tunca
(İstanbul, 04.01.2013)