Pages

Wednesday, December 12, 2012

Türkiye'de Dış Ticaret ve Büyüme

Türkiye ekonomisi, dünya ekonomisinin içinde bulunduğu sorunlarla beraber zorlu bir sürece girdi. Bu zorlu sürecin yumuşak bir şekilde geçiştirilebilmesi adına atılan adımlar ortaya yeni bir manzara koydu. Ortaya çıkan manzara, zayıf noktalarımızın belirgin bir şekilde gözükmesine neden oldu. Zayıf noktalar, dile getiriliyordu, anlatılıyordu, değişik platformlarda uyarı mekanizmaları devreye sokuluyordu ama politikanın çıkar odaklı söylemleri içinde yıllardır kayboluyordu. Şimdi ise rakamlar konuşuyor ama politika yine olanca gücüyle devrede ve kamuflaj görevini sokaktaki adama karşı yerine getirmekle meşgul. Bakınız: son yapılan bütçe görüşmeleri.

Politika bir yana, ekonominin durumunu teknik açıdan değerlendirmek her zaman daha keyifli ama o noktada da ciddi bir analiz eksikliğimiz olduğu ve niceliksel çalışmaların eksikliği ve yetersizliği nedeniyle niteliksel çıkarsamaların detaylarında yetersiz kaldığımız kesin. Çünkü, bu çalışmaları yapmakla mükellef akademik dünyamız suskun, tembel ya da akademik çalışmalar yapılması gerektiğinin farkında değil. Bazı akademisyenlerin fazla akademik olmak suçlamalarıyla karşılaştıkları "akademik" ortamları da biliyorum. Bu nedenle, ortaya çıkan sonuca fazla da şaşırmıyorum. Akademik kültürsüzlük, kendi başına bir kültür yaratmış durumda Türkiye'de. Bilim üreten bir toplum olmadığımız için bilime nasıl sahip çıkacağımızı da bilemiyoruz.

Gelelim dış ticaret ile büyüme arasındaki meşhur ilişkiye. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki, 2012 yılında yaşanan inişin yumuşak olduğunu söylemek pek mümkün değil. 2011 yılını %8.5'lik bir büyüme hızıyla kapattıktan sonra, 2012'nin ilk 9 ayı sonunda %2.6'ya inen bir büyüme hızı için yumuşak ifadesini kullanmak doğru gelmiyor bana. Üstelik, 3. çeyrekteki büyüme %1.6. 2011 yılının ilk çeyreğindeki büyüme %12.1 idi. 2011 başından bu yana açıklanan büyüme verilerini sıraladığımızda sert bir inişten söz etmek gerekiyor.

                     2011           2012
1. Çeyrek      %12.1         %3.4
2. Çeyrek      %  9.1         %3.0
3. Çeyrek      %  8.4         %1.6
4. Çeyrek      %  5.0            -

Yıllık             %  8.5            -

Rakamlar, 2011 yılının başından beri çeyrekler bazında yapılan bir analizde, büyüme hızımızın düzenli olarak düştüğünü anlatıyor bize. Türkiye'ye gelişmekte olan bir ülke olmak vasfıyla ve cari nüfus artış hızıyla baktığımızda, net büyümenin neredeyse durduğunu söylememiz mümkün. 2012 için yukarıdaki tabloda ortaya konan rakamlar, yıllık %1.5 civarındaki nüfus artışımızı ve değişen, gelişen, yani kalkınma yapabilmek için geçerli ihtiyaçlarımızı da hesaba kattığımızda büyüyen bir Türkiye görüntüsü vermiyor.

Büyümeyi, yüksek cari açığın yaratabileceği potansiyel tehlikeleri bir ölçüde ortadan kaldırabilmek adına yavaşlattık. Bunu da bilinçli olarak gerçekleştirdik. Nitekim, Ocak-Ekim 2012 dönemi için cari açık $41.1 milyar olarak açıklandı. 2011 yılının aynı dönemindeki açık, $65 milyar idi. Ancak, küçülen cari açığımızın büyük bir bölümünü oluşturan dış ticaret açığına baktığımızda, Ocak-Ekim 2011 dönemindeki $76.1 milyarlık dış ticaret açığının 2012'nin aynı döneminde $55.4 milyara gerilediğini gözlemliyoruz. Dış ticaret açığındaki bu gerileme ithalattaki azalıştan kaynaklanmıyor. Yine Ocak-Ekim 2011 döneminde $194.6 milyarlık ithalat, 2012'nin aynı döneminde sadece %2.51'lik bir küçülmeyle $189.7 milyar olarak gerçekleşmiş. Oysa ihracat, aynı dönemler karşılaştırıldığında %13.37'lik bir büyümeyle $118.5 milyardan $134.3 milyar seviyesine ulaşmış. Yani ithalat, Ocak-Ekim dönemi için 2011'den 2012'ye $4.9 milyar azalırken, ihracat $15.8 milyar artmış.

Yukarıdaki istatistiki verilerin ortaya koyduğu manzara şu soruları sormamıza neden oluyor: Büyümedeki sert düşüşe rağmen ithalatımız neden sert bir şekilde düşemedi? İhracatta, çok zor şartlar altındaki dünya ekonomisi koşullarına rağmen yeni pazarlar bularak başarılar elde ettik. Pekiyi, artan ihracatın ne kadarı ithalatta, Türkiye'deki talep daralmasının ithalatı aşağıya çeken etkisini frenledi? Yani, iç talebin büyümeye etkisinin negatif olduğu bir yılda sadece ihracatın pozitif etkisini yaşarken yeteri kadar indiremediğimiz ithalat rakamı, ihracat için ithalat yapmak zorundayız söyleminin halen geçerli olduğunu mu gösteriyor? Bu soruların cevapları, çok düzenli ve disiplinli analitik çalışmaların arkasında gizli. Bunlara yanıt olabilecek akademik çalışmalar varsa okumak isterim ama pek rastladığımı söylemem mümkün değil.

2013 için yapılan tahminlerde, büyümenin yine sınırlı kalacağını biliyoruz. Fakat, yukarıdaki dış ticaret verileri cephesinden konuyu irdeleyince, bu yıl ortaya koyduğumuz kötünün iyisi olan tabloyu 2013 yılında da sürdürüp sürdüremeyeceğimiz konusunda şüphelerim oluşuyor. Zira, ortaya konan hiçbir çalışma beni tatmin etmiyor, niteliksel analizler için yeterli veriler sunmuyor.

2012 için kamuoyunda genel kabul görmüş %3'lük büyüme beklentisinin de nasıl gerçekleşeceğini merak ediyorum. Zira, Ekim ayı sanayi üretimi geçen yılın aynı ayına göre %5.7 düştü. Ayrıca, banka kredilerinin düşük faiz ortamına rağmen yeteri kadar artmadığı bir süreçten de geçtik. Bu durumun ortaya çıkışında, en etkili olan gelişmelerden biri, artan vergilerdir.

2013'ü ayrıca değerlendirmeye çalışacağım ama kesin olan o ki, 2012'de durumu idare etmeyi başardık. 2013'te T.C.M.B.'ye çok iş düşmeye devam edecek. T.C.M.B., 2012'de olduğundan daha fazla odağımızda olacak.

Arda Tunca
(İstanbul, 12.12.2012)