Pages

Tuesday, October 23, 2012

Türkiye'yi Seviyorum Ama...

Milli bayramların kutlanmasının yasaklanması, milletin ümmete dönüştürülmeye çalışılması projesidir. Milli bayramların yok edilmeye çalışılması, ülke insanlarının ülkeye olan bağımlılıklarını göstermelerinin ve Cumhuriyet coşkusunu yaşamasının engellenmesidir. İleri demokrasi, insanların içinde yaşadıkları kültürün tadını çıkartmalarının ve bu kültürü yaşamaya olanak tanımış olan tarihi olayların ve gelişmelerin kutlanmasının yasaklanması demek değildir. Eline bayrağını kapıp sokağa dökülen insanların şarkılarla, türkülerle sokakta dolaşmasından korkmanın sonu, ülke içinde kültür çatışması yaratmakla sonuçlanır ve bu çatışmanın bedelini o ülke insanları topyekün çok ağır öderler bir zaman sonra. Bu olasılıktan korkuyorum.

Statlarda yapılan gösterileri, büyük şehirlerin büyük caddelerinde yapılan askeri törenleri kaldırıyorsanız, yerine başka bir kutlama şeklinin gelişmesine izin vermek zorundasınızdır. Mesela ben, fener alaylarına katılıp, elime bayrağımı alıp bu ülke için tarihte ve bugün şehit olanları, Atatürk'ü anmak istiyorum. 74 milyon insanın her biri gibi üzerinde T.C. yazan bir nüfus kağıdım ve yine üzerinde T.C. yazan bir pasaportum var ve hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Milli değerlerden söz edince milliyetçi, ulusalcı gibi benim bu ülke için hissettiklerimi tanımlayamayacak kadar fakir içerikli, basmakalıp lafları sevmiyorum. Benim için Türkiye, tadı çıkartılacak pekçok farklı kültürün bir arada bulunduğu bir coğrafyadır. Mardin'inden Trabzon'una, Manisa'sından Ağrı'sına, 81 ilin farklı lezzetleri, sohbetleri, coğrafyası, v.s. tadı çıkartılacak özellikler taşır benim için. Nasıl ki yeni tanıdığım bir Tayvan'lının, Güney Afrika'lının, Kanada'lının, Japon'un kültürünü tanımak ve o başka kültürün tadını çıkartmayı öğrenmek bana keyif veriyorsa.

Ortak değerlere ve kültüre sahip çıkmanın kafatasçılıkla, milliyetçilikle, ulusalcılıkla falan ilgisi yoktur. Herkes tesadüfen bir yerde doğuyor. Bir dünya vatandaşı olabilmektir önemli olan. Ben de Türkiye'de dünyaya geldim ve bu ülkeyi seviyorum. Üstelik, bu kadar farklı kültürün ortasında yaşadığım için dünyada anlaşamayacağım ya da adaptasyon güçlüğü çekeceğim bir başka dünya kültürü de tanımam. En azından, şimdiye kadar tanımadım. Kimse kanmasın at gözlüklü insanların klişeleştirdikleri laflara.

Benim 2023 hayalimde daha fazla bilim, daha fazla barış, daha fazla demokrasi ve daha gelişmiş beyinlerden oluşan bir Türkiye var. 3 çocuk falan hayal etmiyorum. Bu anlamsız nüfus yarışının içinde olmak istemiyorum. Küresel ısınma, temiz su bulamama gibi sorunların hızla kronikleşmekte olduğu bir dünyada kendi ülkemi bu sorunların pençesinde görmek istemiyorum çünkü. Bu ülkenin pekçok köyünde hala tezekten, çamurdan, kilden evlerde yaşıyor insanlar.

Siyasetle ilgili okumalar yaparım. Yapmak zorundayım. Çünkü, üzerinde T.C. yazan nüfus kağıdımla oy kullanmaya gidiyorum. Kimi seçip seçmeyeceğime karar vermek için siyasetten haberim olmak zorunda. İktidarı ve muhalefeti ile oy atacak hiçbir parti bulamıyorum. Oylarım da boşa gidiyor maalesef. Neden mi? Bu kadar zor bir coğrafyada bu ülkeyi yönetecek yetenekte adamlar göremediğim için. Aslında, içimden oy kullanmak falan da geldiği yok. Ben böyle deyince, o zaman siyaset yapacaksın diyenlere de kızıyorum. Çünkü ben siyaset yapacak özelliklere sahip bir insan değilim. Var olan başka özelliklerimi neden beceremeyeceğim bir alanda faaliyet göstererek öldüreyim? Siyaset yapmak zorunda da değilim ama siyasi bir duruşum olmak zorunda.

Bu ülke, yıllarca garip çıkar ilişkileri içindeki garip adamların 1923'ü, Atatürk'ü, Sivas Kongresi'ni, 19 Mayıs 1919'u aşağıladıkları dönemlerden geçti. Hala da geçiyor. Diğer yandan da, sözümona Cumhuriyet'e sahip çıkar gibi yapıp başka çıkarların içine gömülmüş, demokrasi katili adamların yarattığı, Atam sen kalk da ben yatam mantığındaki zeka ve geniş bakış açılarından mahrum kalmış zavallıların yarattığı ayrı bir dönem çıktı ortaya. Alın birini, vurun ötekine. Nadir Nadi bile Ben Atatürkçü Değilim başlıklı bir kitap yazmıştı zamanında. Beyinler gelişmeyince, ne tarihteki çok özel insanlar ve olayları anlayabilecek bir zeka gelişebiliyor ne de anlamlı bir tartışma ortamı ve demokrasi. Kısaca, saçma sapan tartışmaların içine gömülmüş saçma sapan yıllarla vakit harcadık. Sonuç: Birkaç istisna dışında, uluslararası düzeyde kendini ispatlamış üniversitelerimiz, bilim adamlarımız, sporcularımız, şirketlerimiz ya da sanatçılarımız yok. Çünkü, kısır bir döngünün içinden çıkıp ortak bir kültür yaratamıyor ve dolayısıyla hiçbir konuda kurumsallaşamıyoruz.

Anadolu mozaiği, kültürlerin kardeşliği, barış falan lafları herkesin diline pelesenk ettiği anlamsız sözler artık benim için. Bu kavgadan, gürültüden, herkesin herşeyi kendine yonttuğu ortamdan yoruldum. Dünyaya da bakınca soruyorum: farklı insanlar bir arada yaşayamıyor mu? Ancak ekonomik olarak keyifleri yerindeyse yaşıyorlar. Eh, insanoğlunun ne kadar medeni olduğu zor şartlarda test edilir. Bir ateistin Tanrı'ya olası inancını düşen bir uçakta anlayabileceğiniz gibi.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.10.2012)