Pages

Sunday, September 16, 2012

F.E.D. ve E.C.B.'nin Parasal Genişleme Kararları Türkiye'yi Nasıl Etkiler?

İktisat biliminin bir vizyon sorunu olduğunu ve bunu aşamadığını biliyoruz. Bir sürprizle karşılaşmazsak daha uzun süre de bu sorunun var olacağını öngörebiliyoruz. İçinde bulunduğumuz dünyada, yatırımcıların, hane halklarının davranış modellerini analiz edebilmek son derece güç bir hale geldi. Çünkü, kararlar eskiye göre çok daha küresel düzeyde ve çok daha kompleks parametreler arası ilişkiler içeriyor.

Aylardır, para politikalarında sona gelindiğini ve küresel krizin kalıcı çözümünün para politikalarında değil, yapısal sorunların çözümünde olduğunu düşünüyoruz ama politikacılardan bu yönde herhangi bir hamle görmediğimizi de sürekli dile getirmeye çalışıyoruz.

Yapısal önlemler alınmadığı sürece para politikalarının dünyanın önde gelen ekonomilerini iktisatta likidite tuzağı olarak adlandırılan bir noktaya getireceğini tartışıyoruz. Temel sorun, güven duygusunun reel ve finansal kesimde gelişemiyor olması ve sonuçta da büyümeyi tetikleyecek yatırım ve tüketim harcamalarının yeteri kadar ivmelenemiyor olması. A.B.D. ve Avrupa'da yaşanan temel sorun bu. Sadece para politikalarıyla gelinebilecek son noktaya gelindi gibi gözüküyor. Bundan sonrası çok daha zor bir süreç ve ekonomilerin nereye doğru yol almakta olduğu da belirsiz.

Belirsizlik ortamını kırmak amacıyla, F.E.D. ve E.C.B.'nin bono alım planlarının parasal bir şişkinlik yarattacağı kesin. Bu parasal genişleme sonucunda, Türkiye'ye de belli bir ölçüde kısa vadeli sermaye akımı olacaktır. Böylece, hem Türk Lirası değerlenmeye ve bono faizlerimiz aşağı yönlü hareketler görecektir. Bu haftaki T.C.M.B. toplantısından da büyük ihtimalle bir faiz indirimi kararı gelecektir. Kısa vadede, Türkiye ekonomisinde bir canlanma beklememiz doğaldır. Ancak, biz de yapısal sorunlarımızı çözmüş değiliz ve kısa vadeli sermaye girişleri sonucunda düşen kurla ve ivme kazanacak olan ekonomimizle ithalatımızın yeniden bir yükselişe geçeceği ve cari açıktaki gerilemenin duracağını da bu şartlar altında beklememiz gerekiyor. Yani, yavaşlamamız ayrı bir sorun, hızlanmamız ayrı bir sorun. Kırılganlık dediğimiz şey de işte bu ip cambazı gibi hareket etmek zorunda oluşumuz.

İlginçtir ki hem dünyanın ekonomik yapısı hem de bizim ekonomik yapımızın düzelmesi yapısal düzenlemeler noktasında bir kader ortaklığı gösteriyor. Yukarıda, sadece konu başlıkları olarak ortaya koymaya çalıştığım noktaların hepsinin altında çok derin ekonomik tartışma konuları var. Ancak, genel manzarayı ben bu şekilde görüyorum. Bu da demektir ki, işlerin toparlanması için daha uzun zaman var maalesef.

1929 krizi çok derindi. 2008'de başlayan kriz o kadar derin değilse de çok daha geniş bir alana yayılmış bir özellik taşıyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 16.09.2012)