Pages

Tuesday, September 11, 2012

Ekonomiden Olumsuz Sinyaller

Türkiye, yanıbaşımızdaki Avrupa'nın içinde bulunduğu ümitsiz ekonomik durum, A.B.D.'den gelen zaman zaman olumlu, zaman zaman olumsuz veriler ve giderek soğuyan Uzakdoğu ekonomilerinin etkisiyle olumsuz bir ekonomik tablo çizmeye başladı.

10 Eylül'de açıklanan ikinci çeyreğe ilişkin büyüme verisi ve 11 Eylül'de açıklanan Temmuz ayı cari denge verisini ekonomik performansımız çerçevesinde değerlendirecek olursak, karşımıza hoş bir manzara çıkmıyor.

Türkiye, yılın ilk çeyreğinde %3.3 büyümüştü. İkinci çeyreğe ilişkin büyüme ise %2.9 olarak ortaya çıktı. Bu yılın büyüme hedefinin %4 olduğu düşünüldüğünde, ilk altı ayın büyüme verileri bu hedefin bir hayli altında kaldı. %2.9 oranının biraz detayına girince, ekonomimizin sağlık durumu çok net ortaya çıkıyor. %2.9 oranına iç talebin katkısı eksi 2.8 puan. Yani, iç talepte daralma var. Sözkonusu dönemdeki büyüme için net dış talebin katkısı 5.7 puan.

2012 yılı Temmuz ayının cari açığı ise 3.9 milyar Dolar olarak gerçekleşti. 2011'in ilk yedi ayında aylık olarak ortalama 11.6 milyar Dolar ihracat ve 19.4 milyar Dolar ithalat yaparken, 2012'nin aynı döneminde aylık olarak ortalama 13.2 milyar Dolar ihracat ve 19.1 milyar Dolar ithalat yapmış durumdayız. Diğer bir ifadeyle, 2011'in ilk yedi ayının aylık ihracat ortalaması %13.7 oranında artarken, ithalatınki %1.7 oranında gerilemiş.

Yukarıdaki verilerin bize verdiği çok önemli mesajlar var. Bu mesajları çok iyi okumak ve doğru değerlendirmelerde bulunmak zorundayız. Her zaman olduğu gibi, politik bir eleştiriden uzak durarak yorumlar yapmalıyız ki objektifliğimizi kaybetmeyelim.

Türkiye, bu yılın başlarında büyümeyi yavaşlatmak zorunda kaldı. Gerekçe, kriz ortamındaki dünya ekonomisinde, cari açığın olası bir kur artışında vereceği hasarı asgari düzeye indirebilmekti. Bu amaçla, T.C.M.B. tarafından geliştirilen bir faiz koridoru kavramıyla faiz oranları yüksek tutuldu ve böylece iç talep yavaşlamaya başladı.

Türkiye, yıllardır iç talebi karşılamak için yurtdışından ithalat yapmak zorunda olan bir ülke. Çünkü, yüksek faiz-düşük kur makasıyla yerli üretim yıllarca baltalandı ve sanayide yapısal bir bozulma yaşandı. İthal edilen malların maliyetleriyle baş edemeyen yerli sanayicimiz tesislerini kapattı ve Türkiye ekonomisi sonunda dışa bağımlılığı giderek artan bir ekonomi halini aldı. Yani, dünyanın krizde olduğu bir ortamda, ekonomimizi yavaşlatmasaydık (yani, güçlü iç talebi durdurmasaydık ve böylece büyümeyi dizginlemeseydik) ithalatımız geçmiş yıllarda olduğu gibi artacak ve cari açığımız düşmeyecekti. Bu durum, bizi olası kur artışlarına karşı zayıf bir konumda tutacaktı. Dolayısıyla, cari açığı kontrol altına alarak bu riski azaltmış olduk.

Büyümenin yavaşladığı ve yukarıda özetlenen sebeplerle de cari açığın düştüğü bir yılın içindeyiz. Fakat, bu yılın ilk yarısı içinde kaydettiğimiz büyüme, Türkiye gibi gelişmekte olan ve her yıl nüfusu %1.2-1.3 düzeyinde artan bir ekonomi için önemli bir büyüme oranını ifade etmemektedir. Hatta, iç talepteki negatif katkı nedeniyle küçüldüğümüz gerçeği ile karşı karşıyayız. Net ihracatın büyümeye pozitif katkısının altında da hem ithalattaki gerileme hem de Türk ihracatçısının yeni pazarlar bularak Avrupa'daki daralmayı bertaraf etmesinin önemli etkisi var. Yani, yerli yan sanayimizin yıllar içinde çökmüş olması nedeniyle yapısal olarak dışa bağımlı hale gelişimizin olumsuz sonuçlarını yaşamaktayız.

Önümüzde artık daha fazla daralma yaşayamayacağımız gerçeği durmakta. Bu noktadan sonra, T.C.M.B.'nin faiz koridorunun üstünü aşağıya doğru indireceğini beklemeliyiz. Bu konuda, acaba yerine ne zaman sorusunu sorduğumuz bir durumdayız. Gösterge faizin %7.30 seviyesini gördüğü, mevduat faizlerinin gerilemeye başladığı bir süreçte T.C.M.B. de gecelik borç verme oranını %11.50'nin altına çekerek ekonomiye destek olacaktır. Unutmayalım ki, piyasada protestolu senetlerin ve karşılıksız çıkan çeklerin giderek arttığı ve kredi döngüsünün yavaşladığı bir dönemdeyiz. Buna paralel olarak bütçe performansımız da zayıflamakta. Ekonomimiz, iyi sinyaller vermiyor. Bu süreci terse çevirmek mümkün. Şimdi birşeyler yapma zamanı.

Bu yazının ana mesajı, yıllardır anlatılmaya çalışılan dışa bağımlılık ve bozulan sanayi yapısının reformlarla düzeltilmesi için duyulan ihtiyaçtır. Bu mesaj, pekçok iktisatçı tarafından yıllardır defalarca verilmiştir ama şimdi istatistiklerin ortaya koyduğu bir tablo ile karşı karşıyayız. Dünkü büyüme ve bugünkü cari denge verilerinden daha iyi ispat olabilir mi?

Arda Tunca
(İstanbul, 11.09.2012)