Pages

Monday, September 24, 2012

Para ve Maliye Politikaları Değişiklikleri

Geçtiğimiz hafta, faiz koridorunu daraltan, R.O.K.'u her dilimde 0.2 puan arttıran T.C.M.B.'nin aslında faiz indirimi sayılamayacak ama daha çok bir beklenti yönetimi olarak kendini gösteren hamlesine karşı maliye politikası cephesinden de vergi oranlarını arttıran bir hamle geldi.

Türkiye ekonomisinin, mevcut politika konfigürasyonunda 2012 sonu için büyüme hedefi olan %4 oranını tutturamayacağını anlamış durumdayız. Aynı zamanda T.C.M.B., baz etkisi nedeniyle 2012'nin son çeyreğinde enflasyonda geçen yıla göre bir düşüş yaşanacağını öngördü ve para politikasını genişleyici nitelikte kullanmaya başladı. Yani, piyasada likiditeyi arttıracak ve büyümeye hafif bir ivme kazandıracak hamlelere girişiyor.

Para politikası cephesinde, büyümeyi kontrollü bir şekilde destekleyen bir anlayış hakimken, maliye politikası tarafından bir anda daraltıcı etkiler yapacak vergi arttırımı kararlarıyla karşı kaşıya kaldık. Vergilerdeki artışlar, özellikle dolaylı vergiler (özel tüketim vergisi) tarafında meydana geldi. Dolayısıyla, tüketimi hemen kısabilecek etkiler yapabilecek bir noktada oluştu. Ayrıca, K.D.V. oranının yükseltilmesi de gündemde.

Bir yandan ekonomiye kontrollü bir ivme kazandırmaya çalışan bir para politikası, diğer yandan da ekonomiyi daraltan etkiler yaratabilecek bir maliye politikası ile karşı karşıya kaldık bir anda. Bu yeni durumun öncelikle ekonomi yönetimi adına yapılan hataları gün yüzüne çıkardığını söylemek zorundayız. Bir süre önce Ambrosetti Forumu’nda konuşan başbakan yardımcısı Ali Babacan, Türkiye’nin uzun bir süre daha vergileri düşük tutma lüksüne sahip olduğunu ifade etmişti. Ardından, T.C.M.B.'nin geçen hafta faiz koridorunu daraltması karşısında ekonomi bakanı Zafer Çağlayan, bu hamlenin daha önce gelmesi gerektiğini ifade eden sözler sarfetti. Şimdi de maliye bakanı Şimşek tarafından vergi artışları ilan edildi ki kendisi de son haftalarda bütçe açığıyla ilgili sorunlara sürekli değinen açıklamalar yapıyordu. Üç farklı bakanın ifadelerinden çıkan mesajlarla karşılaşılan sonuçlar değerlendirilince acaba kime inanmalıydık sorusu ister istemez karşımıza çıkıyor. Bu, işin ekonomi yönetimi adına zaafiyet noktası.

Teknik açıdan bakıldığında, para politikasının kontrollü bir genişleme ve parasal istikrarı kaybetmeme yönündeki uygulamalarıyla maliye politikasının daraltıcı etkilerinin nasıl bir büyüme oranı ortaya çıkaracağını merak edeceğimiz ilginç bir sürece girdik şimdi.

Önümüzdeki dönemde enflasyon, vergi artışlarının etkisiyle beklenenden yukarıda gelecektir. Bu durumda, T.C.M.B.'nin faizlerin inmesine gönüllü olmayacağı açıktır. Nitekim, faiz koridorunda beklenen daralmayı piyasa beklentilerinin altında tutması ihtimali güçlenmiştir. Diğer yandan, zaten iç talep yetersizliği sözkonusu iken vergi artışları nedeniyle iç talepteki daralmanın artma ihtimali de ortadadır. Bu durumda, bütçe açığını kapatmak için atılan adımların hiçbir yararı olmadığı da görülebilir. Yani, iç talepteki daralmanın derinleşmesi  sözkonusu olabilecektir. Ayrıca, enerji fiyatlarında da gerçekleştirilmesi gereken zamların henüz devreye girmediğini düşünecek olursak, potansiyel olarak iç talebi daraltan, enflasyonu da arttıran etkilerin varlığından söz edebiliriz.

Vergi artışları gündeme gelmeseydi, para politikasının yarattığı genişleyici etkiyle bütçe açığı muhtemelen daralacaktı. Çünkü, artması muhtemel bir büyüme oranı ile bütçenin vergi gelirleri artacaktı. Dolayısıyla, bir miktar düzelen kamu maliyesi ve mevcut koşullar altında arzu edildiği gibi seyreden cari açıkla bir süre daha ekonomiyi yönetmek mümkün olabilecekti. Şimdi ise, daha sıkılaştırılmış ekonomik faaliyetler ve bu ortamın sanılan olumlu etkileri yaratmadığı bir bütçe verisi ile karşı karşıya kalma olasılığımız var. Henüz para politikasındaki uygulamaların ölçülebilir sonuçlarını görmemişken, büyümenin hangi noktaya gitmekte olduğunu anlamamışken, maliye politikasının sıkılaştırıcı yönde kullanılmasının doğru bir hamle olmadığı kanaatindeyim. En azından, erken bir hamle olduğu düşüncesini taşımaktayım.

Herşey iyi de tüm karar verme zorluklarımızın temelinde, cari açıktan kaçarken bütçe açığıyla karşı karşıya kalmamıza neden olan yapısal sorunlarımız var. Bu sorunu çözecek siyasi irade birkaç on yıldır halledemedi bu işi. Esas sorun bence burada.

Arda Tunca
(İstanbul, 24.09.2012)