Pages

Wednesday, August 1, 2012

Not Defterimden Alıntılar - VII

Bazen insan çöktüğünü hisseder. Kolunu bile kıpırdatamaz. Sadece uyku ve miskinlik düşünür. Boşa vakit geçirmenin, zaman öldürmenin, kendisine hayattan biraz zaman çalmanın cazibesine kapılır hayallerinde. Ben de bugünlerde bu haldeyim. Sabahları uyanmak bir ızdırap adeta. Afyon patlayana kadar kendime karşı verdiğim mücadele de cabası. Beynim ve bedenim, "haydi artık bizi tatile çıkart, yoksa seni yarı yolda bırakacağız" diye bas bas bağırıyor. Kulak veriyorum onlara ama sabırsızlıklarını bir süre daha yatıştırmak durumundayım.

Çok yoğun ve çok sıcak bir yaz geçmekte. Sıcaklık, hem İstanbul'un yüksek nem oranından hem de ekonomik gelişmelerden ve ülkenin canımı sıkan hallerinden dolayı bir hayli yüksek hissediliyor tarafımca. Yılın hemen başında bir şirket evliliği projesi, şimdi de yeni tamamlanan bir tahvil ihracı projesi ve bu arada tonla başkaca işleri bitirmiş olmak nedeniyle yoruldum. Projeler, son derece heyecan vericiydi ve genel ekonomik konjonktür çerçevesinde son derece keyifliydi. Bunlar iyi de, yorulmak da işin bir parçası. Projeler dışında, ekonomi yazıları, analizler, konferanslar ve arada katıldığım televizyon programlarıyla son derece hareketli bir süreç bundan sonra da devam edecek bugüne kadar olduğu gibi. Günlük yaşamdan hiç eksik edemediğim sanatı, kitapları, sinemaları da takip etmek hayatın içine serpilmiş hoşluklar bu arada. Bunlar olmasa hiç olmaz. Yani, her akşam yatmadan önce kitap okumak bir keyif. Kitap okurken sevdiğim müzikleri dinlemek ve hatta kitaba uygun gelen müzikleri ve müzik üzerine kitaplar okumak başlı başına bir keyif. Sanat olmasa yaşanmazdı herhalde. Çekilmezdi bu hayat.

Gelelim işin dinlenme bölümüne. Bayram geliyor. Biraz olsun nefes alma fırsatı bulabileceğim. Geceleri beni uyutmayan sıcak da biraz hafifler umarım bayrama kadar. Canıma okuyor sıcak. Bir de yazın ortasında doğmuşum. Sözümona alışık olmam lazım sıcağa. Hiç ilgisi yok doğum tarihiyle falan bu işin. Hep, ilkbahar ve sonbahar arası havalar mutlu ediyor beni. Moralim bile daha iyi oluyor serin havalarda. Az tatil yapabiliyorsam ne işim olur sıcakla İstanbul'da. Şehir cehennem gibi yanıyor. Küresel ısınma yerine küresel soğuma olsa daha memnun olurdum iklimlerle aramdaki hassas ilişkilerimde.

Herşey bir yana, genel bir yorgunluk halindeyim. Geçtiğimiz haftasonu bir yerlere gitmek istedim. Yorgunluktan yola çıkamadım. Araba kullanmaya takadim yoktu. O halde yola çıkmayı tehlikeli bulunca, kaldım şehr-i İstanbul'un orta yerinde. Orhan Veli'nin şiirine uygun bir edebi hamleyle sinemaya gittim.

Şu anda Maslak'tan Levent'teki yüksek binaları seyretmekteyim. Olmuş akşamın yedisi. Elimde Jurgen Otten'in Fazıl Say biyografisi var bu aralar. Kitaba dalıp yorgunluğu bir nebze de olsa hafifletmek var aklımda. Kitap çok sardı. Klasik müzik ve Fazıl Say üzerine düşündüklerimi kaleme almak isteği uyanıyor içimde kitabı okurken.

Şu anda da başka bir sorun var aslında. Yorgunluktan kalkıp eve gidemiyorum. Komik ama öyle. Yapışmış kalmış durumdayım koltuğa.

Neyse, kalkıp gitmek lazım şimdi. Yoksa, plaza yaşamlarına kendini fazlaca kaptırmış homo plazus tipi insanlar (bu insanları analizlerim sonucunda benim bulduğum bir takma isim) gibi sürekli steril bir halde yaşamaya fazla alışacağım. Sokağın tadını çıkartmak lazım oysa. Pisliğe, toza, dumana, çamura bulaşmak istiyorum. Bekle tatil, yakında geliyorum.

Arda Tunca
(İstanbul, 31.07.2012)