Pages

Friday, August 10, 2012

Edebiyat, Savaş, Tadı Kaçmış Edebiyat

İnsanın insan ile ve doğa ile teması ve tecrübeleri ve bu tecrübeler sonunda yarattığı birikim kültürünü oluşturur. Bu tecrübelerin bireysel olmaktan çıkıp bir topluluğun ortak birikimi haline gelmesiyle de toplumsal kültür meydana gelir. Kültür, insanın insan ile ve doğa ile ilişkilerini anlatma ihtiyacı duyduğunda önce sözlü, daha sonra da yazılı edebiyat olarak ortaya çıkmıştır. Destanlar, hikayeler, şiirler, romanlar insanoğlunun tecrübe birikimini ifade edişinin farklı şekilleri olmuştur.

Konular insan ve doğa olduğuna göre, tüm bu ifade ediş biçimleri yaşamın ta kendisidir. Dolayısıyla, herhangi bir kimsenin ya da bir olayın "roman gibi" diye nitelendirilmesi sözkonusu olamaz. Roman, hayatın içindendir ve hayatın kendisidir. Topraktaki karıncanın yuvasına kış için yiyecek toplamasını betimleyen, savaşlardan ağıtlar yakan, haykırışlarını dünyaya duyuran, içinden geldiği sınıfın başkaldırışlarını şiirle, romanla, anlatan insan, gücünü kendi yaşamından ve tecrübelerinden alıyorsa ve bu kendini ve doğayı ifade etmenin tarifi edebiyatla şekilleniyorsa, edebiyat dünyayı sarsamaz mı?

Geçmişin tecrübeleridir ki bize bugünü anlamak, özümsemek ve arzuladığımız geleceği kurmak için gerekli her türlü donanımı verir, neden gelecek Dede Korkut'un, İlyada'nın, Ölü Canlar'ın, Don Kişot'un ve daha binlerce ölümsüz eserin anlattıklarına başvurularak kurulamaz?

Edebiyatın ideolojisi var mıdır? Hayır. Edebiyat ideolojisizdir. Ancak, ideolojiye mükemmel hizmetlerde bulunabilir ki bulunmuştur da.

İnsanlık bugün krizde. Uzunca bir zamandır krizde hem de. Belki de son birkaç yüzyıldır krizde. Fakat, son yüz yıldaki kadar hiç bu kadar perişan, hiç bu kadar acınacak halde olmamıştı herhalde. Son yüz yılda tam iki kez topyekün kendi canına, soyuna, sopuna kastetti insanlık. Kalavela'nın Dede Korkut'la, Niebelungen'in Şehname ile teması kesildi. Gorki'nin, Stendhal'in, Cheov'un, Nazım'ın, Tolstoy'un, Hugo'nun, Cervantes'in mirası hiçe sayıldı insanlık tarafından. İnsan, insanı inkar etti savaşlarla. Kendine en büyük saygısızlığı yaptı savaşarak. İnsanın kendi suratına tükürmesidir savaşmak. Kana da doyamadı insanlık onca savaşa rağmen.

Ne oldu savaşarak? Elli sene önceki dünya adlı gezegende insan adı verilen yaratıkların aç olanlarının sayısı elli sene sonra azaldı mı? Demokrasi adındaki oyuncak, insan adlı yaratığın ellerinde kendine sıcacık bakıldığı coğrafyalar, sınıflar, toplumlar, ülkeler bulmadı mı son yüz yılda? Bu oyuncakla Irak'ta, Afganistan'da kan dökülmedi mi? Sözümona, herkesin bu oyuncakla oynaması mümkün kılınacaktı. Demokrasi vaad edenlerin bilançolarına petrol, Dolar, silah damlarken, kan damladı demokrasi vaad edilenlerin topraklarına.

Şimdi, yeni ağıtlar, haykırışlar dünyanın dört bir yanında. Bir coğrafyada akan kan, başka bir coğrafyada buzlu bir viski kadehine dönüşüveriyor.

Kültür, insan-insan, insan-doğa ilişkilerinin yarattığı tecrübe birikiminin adıdır. Bu tecrübe birikiminin farklı formatlarda ifade ediliş tarzı edebiyatı oluşturur. Edebiyat yaşamın kendisidir. Her kültür, kendine uygun edebiyatı yaratır. Toprağına kan damlayanlar kan anlatırlar, buzlu viskilerini içenlerse otel lobilerinin keyfini.

Güzel bir gelecekte, geçmişin yeni birikimlerini anlatmak için bir araya gelip ağıtlar yakmak dileğiyle dünyam. Üretecek başka bir edebiyat kalmıyor çünkü dünyam.

Arda Tunca
(Eskişehir, 26.09.2009)