Pages

Tuesday, August 28, 2012

2012 Yılında Türkiye Ekonomisi'nde Karar Alma Tercihleri

Bazen bir konuda karar vermek başka bir konuda karar vermekten vazgeçmenize yol açabilir. İktisat, kıt kaynakların optimum yönetimini sağlamaya yönelik bir bilim dalı olduğu için sürekli bir tercih yapma sorununun çözümüne yönelik analizleri içermektedir. Bu nedenle, iktisadi kararlar alınırken çok yönlü ve çok değişkenli düşünme yeteneklerinin kullanılması son derece önemlidir. Tercihler, doğru kullanıldıkları sürece ekonomik refaha katkı sağlayacak sonuçları beraberinde getirmektedir. Ancak, her bir tercih başka bir tercihten vazgeçilmesi anlamına gelmektedir. Ekonomik kararların doğru alınabilmesi çok detaylı istatistiki verilerin çok detaylı olarak analiz edilebilmesiyle mümkün olabilir. Ancak, istatistiki veri setinizde gözardı ettiğiniz değişkenler olabilir ya da mevcut istatistiklerin meydana getiriliş metodlarında eksik ya da yanlışlar olabilir. Bu şartlar altında alınan kararların istenmeyen sonuçlar doğurması olasıdır.

2012 yılı, dünyada ve Türkiye'de ekonomi yönetiminde söz sahibi olan kişi ve kurumlara zor günler yaşatıyor. Hata yapmamak için bir ip canbazı gibi dengeli olmak bir zorunluluk. Alınan kararların, bu kadar süratle değişen veriler havuzu içinde istenen sonuçları verebilmesi hiç kolay değil. Bu zorluklar içinde, Türkiye Ekonomisi'nin üzerinde durduğu noktayı ve 2012 yılının sonunu son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde genel olarak değerlendirmek önemli. Değerlendirmelerin medyada sürekli yapıldığına tanık olmaktayız ama kuş bakışı bir açıdan yapılan değerlendirmelerin sayısı çok az. Böyle bir genel bakış açısına kendim ihtiyaç duyduğum için bu yazıyı kaleme almak ve ardından da paylaşmak istedim. Arada bir yaptığım gibi, istatistik kullanmadan, konuyu prensipleri çerçevesinde irdeleyeceğim.

Öncelikle, büyüme oranımızın düşmeye başladığı bir yılın içinden geçiyoruz. Büyümeyi bilinçli olarak yavaşlattık. Zira, büyümenin hız kazanmasıyla ithalatımız artıyor. Büyürken, ithalatımızdaki artış ihracatın üzerinde kalıyor ve bu nedenle dış ticaret açığı oluşuyor. Dış ticaret açığının finansmanı ise büyük ölçüde yurtdışından sağlanan kısa vadeli fonlama ile gerçekleşiyor. Yani, dış ticaret açığı vermeden büyüme tempomuzu yükseltemiyoruz. Yani, dışa bağımlı bir ekonomik yapımız var. Hem kendi ihtiyacımız olan mal ve hizmetleri üretebilmek hem de ihracat için önce ithalat yapmamız gerekiyor. Bu durumu değiştirmek için ekonomik yapımızı değiştirecek bazı düzenlemelere gidiyoruz ama sonuçlarının alınması yıllar sürecek. Ayrıca, dış ticaret açığının hemen hemen yarısı petrol ithalatından kaynaklanıyor ve Türkiye petrolü olmayan bir ülke olduğu için petrol ithalatı yapmak zorunda. Dış ticaret açığını ortadan kaldırmak için öncelikle petrol dışındaki sanayi alanlarında yapısal değişimlere gitmek, ardından da alternatif enerji kaynaklarının kullanımını sağlayarak dış ticaret açığının ana nedeni olan petrol ithalatını mümkün olabilecek en asgari noktaya indirmek durumundayız. Yeni teşvikler, yapısal reformların gerçekleşmesi için getirildi ama sonuçlarının ortaya çıkması ve analiz edilmesi için yıllara ihtiyacımız var.

Türkiye, dış ticaret açığı sorununa kısa vadede çözüm bulabilmenin imkansızlığı içinde, küresel krizle beraber büyümeyi yavaşlatarak dış ticaret açığını daraltmayı tercih etti. Küresel krizin yaşandığı bir ortamda, madem ki uluslararası sermayenin Türkiye'ye girişinde sorunlar ortaya çıkabilir, o halde kısa vadeli uluslararası sermayeye duyduğumuz ihtiyacı azaltmak yönünde adımlar atmalıydık. Öyle de yaptık. Büyümeyi yavaşlatmamızın temel sebebi bu.

Büyümeyi yavaşlatmak için mekez bankamız iki tane politika aracını sürekli gündemde tuttu: Faiz oranı ve karşılıklar. T.C.M.B., faiz koridoru adını verdiği bir uygulama ile bu koridorun içinde bankalara fon kullandırdı ve bankacılık sisteminin maliyetini kontrol etmek suretiyle kredi hacminin istediği oranın üzerinde büyümesini engelledi. Kredi mekanizmasının temposunu kontrol ederek de iki temel makro ekonomik değişkeni etkilemeye çalıştı: Büyüme ve enflasyon.

Yukarıda mümkün olduğunca basit bir şekilde açıklamaya çalıştığım politika uygulamaları sonucunda oluşan veriler, beklentilerin üzerinde tempo düşürdüğümüz sonucunu ortaya koydu. Yani, iç talep, imalat sanayi yatırım eğilimi, güven endeksleri, v.s. yavaşlamanın öngörülenden daha zayıf olduğunu gösterdi.

T.C.M.B.'nin enflasyon cephesindeki kararlarında kendisini en çok zorlayabilecek etken petrol fiyatlarıydı. Ancak, Ortadoğu'daki tüm gerginliklere rağmen petrol fiyatları beklentilerle paralel bir seyir izledi. Dolayısıyla, petrol fiyatları enflasyon cephesinde T.C.M.B.'nin sürekli izlediği ama temel politika değişikliklerine gitmesine sebebiyet vermeyen bir değişken olma özelliğine sahip oldu. Diğer emtialarda yaşanan fiyat artışları da özellikle gıda fiyatları üzerindeki olası etkileri nedeniyle sürekli olarak T.C.M.B.'nin merceğindeydi.

Yılbaşından bu yana uygulanan politikalarla ekonomimiz beklenenden daha fazla yavaşlamış durumda. Reel ekonomi cephesinde özellikle işletme sermayesi temini tarafında zorlanan firmaların varlığı giderek artıyor. Karşılıksız çıkan çekler ve protesto olan senetler daha 2012'nin ortasında 2011'in sonundaki rakamları yakalamış durumda. Dolayısıyla, içerideki mikro ve makro dengeler düşünüldüğünde, bir faiz indirimine ihtiyacımız olduğu kesin. Bunu yaparken, cari açığın da kontrolden çıkmasına izin vermemeliyiz. Çünkü, kısa vadeli yabancı sermayeye duyduğumuz ihtiyacımızı küresel krizin yaşanmakta olduğu bir dönemde arttırmamalıyız.

Faiz oranlarımızı iç dengeler nedeniyle düşürmeliyiz ama faiz oranı düştüğünde kısa vadeli sermaye Türkiye'deki yatırımlarını başka ülkelere yönlendirmez mi? Böyle bir durum ortaya çıktığında, döviz kuru yükselmez mi? Döviz kuru yükselirse T.C.M.B. piyasaya önceki aylarda olduğu gibi müdahale etmez mi? Bu soruların cevabı, faiz oranının ne kadarlık bir süre zarfında hangi oranda düştüğüne bağlı. Son günlerdeki yorumlar, 2 puana kadar bir indirimin mümkün olduğunu söylüyor ama ilk faiz indirimi bir anda 2 puan birden olamaz. Zaten T.C.M.B., başta petrol olmak üzere tüm emtiaların fiyat değişimlerini izleyeceğini, A.B.D.'de gerçekleşmesi muhtemel bir parasal genişlemenin yaratabileceği ani bir kredi genişlemesi ve Türkiye'ye yönelebilecek yabancı sermayenin kurlar üzerindeki etkilerini düşünerek politika uygulamalarının her iki yöne hemen çark edebilecek şekilde esnek olması gerektiğini söylüyor. Bu söylemleri, 24 Ağustos'ta yayımladığı Para Politikası Kurulu'nun 16 Ağustos tarihli tutanaklarında ortaya koydu.

Gelinen noktada ilk etapta bir faiz indirimi bekleyeceğiz. Sonra, özellikle petrol fiyatlarının seyrini, A.B.D.'deki olası parasal genişlemeye ilişkin gelişmeleri, faiz indiriminden sonraki Türkiye'ye ait istatistiki sonuçları izleyeceğiz. Avrupa'da izleyecek birşey kalmadı. Avrupa'dan her an herşey beklenebilir. Zaten, ihracatçılarımızın son dönemde alternatif pazarlara yönelmesinin sebebi Avrupa'daki belirsizlik.

Özetle, sisli hava devam ediyor. Dengeli bir politika yönetmemiz gerekiyor. İçerideki ve dışarıdaki istatistiki verileri büyük bir dikkatle analiz etmemiz gerekiyor. T.C.M.B. bunu yapıyor ve ne zaman ne yapacağına dair bir sinyal vermiyor. Bu tavrı, içinden geçilen koşullar altında son derece doğru.

Alınan bir kararın doğruluğunun 24 saat içinde değişebileceği ortam devam ediyor. Mikro ve makro bazda analizlerin çok büyük bir özenle yapılması gerekiyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 28.08.2012)