Pages

Monday, July 23, 2012

Krizlere Tarihi Bir Perspektif: Reinhart - Rogoff

Geçtiğimiz hafta sonu oturup arkama yaslandım ve internetteki haberlerin arasında dolanırken Roubini'nin çokça yankı uyandıran Mükemmel Fırtına başlıklı makalesine istinaden dünyanın ekonomisini ve bizim bu konjonktürdeki konumumuzu yeniden değerlendirmeye aldım. Artık, Avrupa'nın ve Euro'nun durumunu yazarak, konuşarak çıkarabileceğimiz pek bir ders kalmadı. Çünkü, hepsini yazdık ve konuştuk.

Roubini'nin makalesini düşünürken, aklıma hemen Carmen M. Reinhart ve Kenneth S. Rogoff'un beraber kaleme aldığı 2009 tarihli bir başka makale geldi. Kindleberger'in, Krugman'ın ve daha pekçok iktisatçının ekonomik krizleri anlattıkları kitapları ve yazıları arasında dolanmaya başladı beynim. Sonuçta, iktisat literatürünün krizleri hazırlayan faktörler olarak gördüğü bazı göstergeler mevcut ki özellikle finansal piyasaları düzenlemek ve denetlemekle yükümlü ulusal ve uluslararası kuruluşların bu göstergelere özellikle odaklanmaları şart. Pekiyi, nedir bu göstergeler?

Varlık fiyatlarındaki reel fiyat artışları, hanehalklarının ve kurumların yükselen borçluluk rasyoları, yüksek oranlı cari açıklar ve büyümenin yavaşlaması olarak sıralayabileceğimiz göstergeler, hemen hemen ülke farkı gözetmeksizin kriz yaratma potansiyeli yüksek olan veriler ortaya koyabiliyor.

Krizlerin çıkış sebeplerini analiz ederken gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ayrımını özellikle dikkate almak gerekiyor. Bu noktada, Reinhart ve Rogoff'un ortaya koyduğu veriler önemli bulgular içeriyor. Yaptıkları tespit, bankacılık krizleri sonrasındaki istatistiki verilerin gelişmiş ve gelişen ülke ayrımında önemli farklılıklar göstermedikleri yönünde. 2008 yılında yaptıkları bir çalışmada 2. Dünya Savaşı sonrasındaki büyük beş krizi (İspanya - 1977, Norveç - 1987, Finlandiya - 1991, İsveç - 1991, Japonya - 1992) değerlendirmeye alırken, 2009 yılındaki çalışmada Asya Krizi - 1997-98, Kolombiya - 1998 ve Arjantin - 2001 krizlerini de veri setine ilave ediyorlar. Ayrıca, Norveç - 1899 ve A.B.D. - 1929 krizlerini de analize dahil ediyorlar.

Reinhart ve Rogoff, reel konut fiyatları ve hisse senedi piyasalarının gelişmelerini dikkate alarak kriz sonrasındaki istatistikleri ortaya koyuyorlar. Buna göre, bankacılık krizleri sonrasındaki reel konut fiyatlarının düşüşü 6 yıl kadar sürüyor ve fiyat düşüşü %35.5 oranında gerçekleşiyor. Hisse senedi piyasasındaki düşüş ise, 3.4 yılla reel konut fiyatlarından daha kısa sürüyor ama değer kaybı oranı %55.9 olarak gerçekleşiyor.

İşsizlik ise 5 yıl süreyle aralıksız olarak yükseliyor ve krizin başlangıcındaki işsizlik oranına ortalama olarak 7 puanlık bir ilave sözkonusu oluyor. Ancak, A.B.D.'nin 1929 krizindeki 20 puanlık rekoru bir istisna olarak ayrı bir yer tutuyor. Ayrıca, bankacılık krizleri sonrasında ortaya çıkan performans, gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkelere göre daha negatif bir tablo ortaya koyuyor. Bu noktada, gelişmekte olan ülkelerin işgücü piyasasında ve ücretlerindeki göreceli esnek yapı ortaya çıkan tablonun nedeni olarak kendini gösteriyor.

Büyüme verileri cephesinde ise ortalama olarak %9.3 oranında bir küçülme göze çarpıyor. İşsizlik verilerinin aksine, büyüme verilerinde ise gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere göre daha iyi bir performans ortaya koyduğu saptanıyor. Bu bulguya sebep de gelişmekte olan ülkelerin yabancı sermaye temin edebilme olanaklarının gelişmiş ülkelere kıyasla daha kısıtlı olması. Büyüme verilerinde dip noktaya ulaşılması, işsizlik verileriyle karşılaştırılınca çok daha kısa sürede gerçekleşiyor. Büyüme verileri için süre iki yıl.

Resesyon sürelerinin birkaç yılı bulması ise çok büyük yapısal değişikliklerin zorunlu olması halinde sözkonusu oluyor. Örnekler ise, İngiltere - 1970, İsviçre - 1990 ve Japonya - 1992 sonrası. Bankacılık krizleri genel olarak önemli yapısal değişiklikleri beraberinde getiriyor ve zorunlu kılıyor. Euro krizini bu perspektiften değerlendirince, sanırım önemli mesajlar ortaya rahatça çıkabiliyor.

Son olarak, kamu borçlanmasını değerlendiriyor Reinhart ve Rogoff. Kriz içinde olan bir ekonominin düşen büyüme oranları ve işsizlik nedeniyle vergi tahsilatı düşüyor ve aynı zamanda ekonomiyi canlandırmak amaçlı genişleyici maliye politikalarının devreye girmesiyle kamu harcamaları artıyor. Çalışma, krizle beraber ortalama 3 yıllık bir sürede kamu borçlanmasının %86 oranında arttığını ortaya koyuyor. Bankaları kurtarma operasyonları için yapılan harcamaların ise, bu artışta göz ardı edilebilecek kadar küçük bir paya sahip olduğu da saptanıyor.

Krizlerle ilgili konuları düşünürken, Reinhart ve Rogoff'un makalesini hatırladım ve paylaşmak istedim. Makale, son derece temel makro ekonomik değişkenlerle ilgili son derece önemli tarihi istatistikler sunuyor.

Arda Tunca
(İstanbul, 23.07.2012)