Pages

Friday, June 1, 2012

İktisatçı Kimdir?

İktisat okumuş olmak, eğitim ve sonrasındaki süreçle ilgili ilginç bir durum ortaya koyar. İster reel sektörde, ister finans sektöründe olsun, herhangi bir piyasa ortamında çalışan pekçok kişi iktisat eğitimi almış olmalarına rağmen iktisat eğitiminin kendilerine verdiği bilgiyi ve düşünme yöntemlerini kullansalar bile doğrudan iktisat ile ilgili bir iş yapmazlar.

İktisat eğitimi almış olmak, aktüel ekonomik konuları iktisadi düşünce sistematiği içinde değerlendiriyor olmak anlamına da gelmez. Günlük ekonomik piyasa aktivitelerini ve gelişmelerini özümseyebilmek, çok iyi veri takip etmek ve verileri ekonomi öğretisinin kuralları altında yorumlayabilek demektir. Bu özümseme de iktisatçılık yapıldığı anlamını taşımaz. Zira iktisat, mikro, makro, büyüme, uluslararası ekonomik ilişkiler, para politikaları, v.s. konu başlıkları altında sosyoloji, psikoloji, toplumsal tarih gibi farklı disiplinlerle ilişki içinde kalarak ekonomik refahın yükseltilmesini hedefler. Dolayısıyla, piyasada çalışmakta olan profesyonellerin büyük bir kısmı için ekonomi ile ilgili gelişmeler ikincil bilgi adını verdiğimiz bir bilgi kategorisine girer. Yani, bir firmanın finans ya da pazarlama departmanında çalışan bir profesyonel için örneğin büyüme, işsizlik ve enflasyon oranları birincil değil, ikincil bilgidir. Birincil bilgi, çalışılan kurumun bilançosunun büyüme oranı, yeni girilen pazarlarda artan satış rakamları gibi verilerini destekleyen bilgilerdir.

Finansal kurumlarda görev yapan ekonomist ünvanlı kişilerin dahi iktisatçılık yaptığı söylenemez. Çünkü, üstlenilmiş olan misyonun ya da görev tanımının iktisadın sahip olduğu misyonla yakınlığı tartışılabilir. Ekonomist ünvanıyla görev yapmakta olan kişi, iktisadın araştırma alanındaki ekonomik aktörlerden biridir. Ancak bu kişinin misyonu toplumsal refahı arttımak değil, çalıştığı kurumun karını maksimize etmeye çalışmaktır. Dolayısıyla, iktisadın alanına giren bilgiden faydalanmak ve iktisatçılık yapmak farklı şeylerdir.

İktisat, özünde akademik nitelikli bir branştır. Doğru bir maliye politikası üretebilmek, doğru bir para politkası önerisi ortaya koyabilmek ve bu yolla enflasyon, işsizlik gibi konularda çözüm üretebilmek ya da toplumsal refahı maksimize edecek bir vergi programı ortaya koyabilmek için son derece detaylı istatistiki verilere ve modellemelere ihtiyaç bulunmaktadır. Bunları yapabilmek için de ya akademik hayatın içinde olmak ya da hazine, merkez bankası gibi kamu kurumlarında görev almak gerekir.

Kısaca, iktisadın üzerindeki misyonu ve alanı gereği akademik nitelikli olduğunu ve ancak istatistiki metotlarla belli argümanları ortaya koyabileceğini düşünmekteyim. Yani, aslında iktisat okumuş çok az insanın iktisatçılık yaptığını gözlemliyorum. Fakat, iktisat okumuş kitleler içinden bir bölümünün iktisat eğitiminin verdiği bakış açılarını kullanarak, piyasada iktisadın inceleme konusu olan ekonomik aktörler haline dönüştüklerini izlemekteyim.

Pekiyi, iyi iktisatçı kimdir? Bu sorunun yanıtı çok net değil aslında. Geçmişte yaşanan ekonomik gelişmeleri iyi ortaya koyan ve açıklayabilen kişidir dersek, geleceği ihmal etmiş oluruz. Gelecekte meydana gelecek ekonomik gelişmeleri isabetli bir şekilde öngörebilen kişidir dersek, iktisadın, iktisatçılara bu konuda fazla yardımcı olamadığını gözlemliyoruz. Bu anlamda iktisat, bir krizde. Dolayısıyla, iyi tahmin yapan kişilerin tahminlerinin ne kadar kompleks ve tarihsel verilere dayandığını iyi anlamamız gerekiyor. Yoksa, tahmin başarısının gerçek bir başarı olup olmadığını anlayabilmek pek mümkün değil.

Geleceğe yönelik varsayımların ne kadar doğru olduğunu ancak gelişmeler vuku bulduktan sonra test edebiliyoruz ve geçmişe ilişkin tespitleri ortaya koyabiliyoruz. Bunu yaparken de doğru analiz metotlarını uygulamak durumundayız. Bunu da ancak akademisyen olarak görev yapan iktisatçılar veya hazine, merkez bankası gibi kurumlarda çalışanlar yapabiliyorlar. Piyasaları ekonomist ünvanıyla analiz edenler, iktisadi bilgiyi ve piyasa enformasyonunu kullanıp, geleceğe dönük kararlar alıyorlar. İktisadın elinde, örneğin fiziğin ya da kimyanın sonuçları kesinlik arz eden bilimsel kurallar çok az. Bu nedenle, geçmişe dair istatistiki verileri çok iyi izleyerek ve günümüzdeki gelişmeleri rakamsal olarak iyi ortaya koyarak tahmin metotları geliştirmeye çalışıyoruz. Tahmin çabasının başarılı sonuç verebilmesi, geçmişe ilişkin analizleri yaparken, geçmişte ortaya çıkan sonuçların hangi ekonomik, siyasi, sosyal, kültürel, v.b. ortamlarda geliştiğini de anlamayı gerekli kılıyor. Aksi takdirde, yanlış teşhisler ortaya konabiliyor ve sonuçta yanlış tahminler yapılabiliyor.

Böylesine karmaşık bir yapının küreselleşmeyle daha da karmaşık bir hale gelmesiyle, iktisadın bilimsel gücü zayıfladı. İktisat, giderek yetersiz kalmaya başladı ve karmaşıklaşan dünyaya karşı bilimsel bir devrim gerçekleştiremedi. Ancak, şunu da belirtmek gerekir ki bugün yaşanan ekonomik sorunların çoğu iktisadın zaman içinde oluşan tecrübeleri sonucu ortaya çıkardığı kuralların dışına çıkıldığı için meydana gelmiştir. Yani, a posteriori bir yaklaşım sergilenmemiştir. Buna en büyük ve güncel örnek, Euro krizidir.

Dünya genelinde, üniversitelerde iktisadın alt dalları olan işletme, maliye, ekonometri, çalışma ekonomisi gibi disiplinler birer bölüm haline getirilmişlerdir. Bu dalların her biri için dört yıllık bir eğitimin neden gerekli olduğunu iktisat eğitimi aldığım yıllarda da hep sorgulamıştım. Herkesin temel iktisat eğitimi aldıktan sonra, eğitimin son bir ya da iki yılında branşlaşmaya yönelmesinin çok daha verimli bir eğitimi beraberinde getireceğini düşünmüşümdür. Hele ki işletme branşının dört yıllık bir eğitim olmadığını ama iktisadın altındaki diğer branşlardan ayrı bir platformda eğitim organizasyonunda yer edindiğini de bilimsel anlamda açıklamak zor.

Yukarıda yazdıklarıma çok itiraz edileceğini ve işin eğitim kısmıyla ilgili ileri sürdüklerimin mevcut ezberi tamamen bozduğunu biliyorum. Konuya iktisat eğitimi almış biri gibi değil, tüm aldığım disiplinlerden kurtulmuş bir bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştım. Ancak, iktisatçıların belki de hiçbir başka meslekte olmadığı kadar kendi aralarında anlaşamadıkları gerçeği de aklımda. İktisat, yeni Keynes'ini, Smith'ini, Marx'ını bulana kadar ve kör bir bilim olmaktan kurtulana kadar tartışmalar her alanda daha çok su götürecek gibi.

Arda Tunca
(İstanbul, 01.06.2012)