Pages

Friday, June 8, 2012

Avrupa, Dünyayı Tehdit Ediyor

Ekonomik kriz dönemlerinde kısa vadeli politika uygulamalarıyla krizin olumsuz etkileri geçiştirilir, uzun vadeli olanlarla ise soruna çözüm bulunur. Para politikası uygulamalarının kısa vadede ekonomi üzerindeki etkileri, maliye politikasına göre çok daha güçlüdür. Bu nedenle, dünyanın içinden geçmekte olduğu krizde merkez bankalarının uygulamaları çok daha sık konuşulur durumda. Zira, düzenli olarak şiddetini arttıran yangına para politikasıyla su dökebiliyorsunuz ama yangını söndürecek çareler, para politikasının günlük müdahaleleriyle uyumlu mali politikalarda. Zaten, bu nedenle mali birlik olmadan Avrupa'nın düzelemeyeceği yolunda görüşler sıkça dillendilirmeye başlamış durumda. Merkel de Euro krizinin çözümü için sabırlı olunmasını istiyor.

Euro alanının işleyişi yanlış kurgulandı. Birbiriyle ekonomik yapıları uyumsuz ülkeler aynı para politikası uygulamalarına ama 17 farklı maliye politikasına bağlandı. Maliye politikası kuralları belirlendi ama buna uyan pek olmadı. Dünya krize girince de, böylesine karmaşık bir yapının yönetilmesi imkansızlaştı ve Avrupa, krizin merkezine yerleşti. Avrupa ekonomisi, büyüklüğü itibariyle dünya için çok önemli. Bu nedenle de herkes, Avrupa'nın bir an önce kriz havasından çıkması için Avrupa'yı uyarıyor. Fakat, dünya ekonomilerinin çoğu, kısa ve orta vadede ümitlerini yitirdikleri için alternatif ticaret kanalları açarak Avrupa'da kaybettikleri pazarları başka coğrafyalarda arıyorlar. Yani, bir yandan piyasalar Euro cinsinden varlıklarını boşaltıyor, diğer yandan da ticaret ve sanayi kollarında faaliyet gösteren firmalar krizden nispeten az etkilenen ülkeler ve onların sektörleriyle işbirliğine gitmeye çalışıyor. Bu trend, önümüzdeki dönemlerde güçlenerek devam edecektir.

Avrupa'nın krizde olduğu bu süreçte, dünya genelinde faiz oranlarının aşağı indirildiği bir dönemden geçiyoruz. Avrupa Merkez Bankası, son toplantısında faiz oranını sabit tuttu ama toplantı katılımcılarının önemli bir bölümü faiz indiriminin olumlu sonuç vereceği yönünde görüş bildirdi. Bu demektir ki, gelecek toplantıda, %1 olan oran %0.75'e çekilebilir. Draghi de toplantı sonrası yaptığı açıklamada, para politikası cephesinde yapacak çok da fazla birşey olmadığını ve başka kurumların yapamadıklarını sadece para politikası ile gerçekleştirmenin imkansız olduğunu dile getirdi. Bunun anlamı da, para politikasının işlevini yitireceğini bir şekilde ifade etmektir. Yani, Avrupa bir de likidite tuzağına düşerse ki neredeyse düştü gibi, sorun daha da derinleşecektir.

Faiz indirimi süreci, son olarak Çin'in de kervana katılmasıyla devam etti bu hafta. Avustralya da geçtiğimiz haftada bir indirim gerçekleştirmişti. Dolayısıyla, tüm dünya merkez bankaları piyasalarına likitide sağlamaya çalışmakla meşguller.

17 Haziran'daki Yunanistan seçimleri gerçekleşecek ve hemen ardından 18-19 Haziran tarihlerinde G20 zirvesi toplanacak. 19-20 Haziran'da ise F.E.D. toplantıları var. Yunanistan'daki seçimin, Yunanistan'ın Euro'dan çıkması yönünde güçlü bir sinyal vermesi halinde piyasalar bir anda karışacaktır. Bu, planlı ve bir düzen içinde Euro'dan çıkışı ifade etmeyeceği için, ortalığın toz dumana büründüğü bir hava hakim olacak piyasalara. G20 toplantısından yine temenni dolu mesajlar çıkar ama somut bir planı kimse sunamaz. F.E.D. ise piyasaları biraz izleyip bir sonraki toplantıda parasal genişlemeye gideceği yönünde vermeye başladığı mesajlarını güçlendirir. Yunanistan seçimlerinden, Yunanistan'ın Euro'dan çıkabileceği yönünde bir sinyal çıkmazsa, krizin uzun vadedeki çözümlerinin ne olacağı konusundaki bekleyişler devam eder.

İspanya, bankalarının kurtarılması için yardım istemiyor. Kendi bankacılık sistemi üzerinde yorumlar içeren I.M.F. raporu ve bir bağımsız denetim raporu sonrasında manzara net olarak ortaya çıkacak ve yeni kararlar alınacak. Önümüzdeki ay devreye girecek olan kurtarma fonunun €500 milyarlık parası, her sorunlu ülkenin bankacılık sistemini kurtarmaya yetmeyecektir. Zira, şu sıralarda İspanya ve Yunanistan'ı konuşuyor olsak da İtalya'da, Fransa'da, Hollanda'da sorunlar bitmiş değildir. Sorunun ortaya çıkış büyüklüğüne göre her ay başka bir Avrupa ülkesi ya da ülkeleri manşetlere taşınıyor. Temel olarak çözüme kavuşturulmuş (geçiştirilmiş değil) hiçbir sorun yok henüz.

Piyasalar ekonomilerin bir parçasıdır. Ancak, piyasaların kar etme saikiyle yaşayan yatırımcılarının olumlu haber beklentisi makro ekonomik verilerle karşılanamayınca piyasaların psikolojisiyle iktisatçıların psikolojisi farklılaşabiliyor. Yatırımcılar, olumlu olmak istiyorlar ama ekonomik göstergeler olumlu olmayı engelliyor. Kriz ortaya çıkmadan önce giderek şişen ve ekonomik verilerin destekleyemeyeceği bir büyüklükteki kredi piyasası, bu krizin sebebi oldu. Yani, bir birimlik üretimin destekleyebildiği örneğin on birimlik bir kredi hacmi yaratılınca, dünya bunu kaldıramadı. Kredi mekanizmasının, üretim ve ticaret gibi reel ekonomik faaliyetleri desteklemesi gerekirken, kredi vermenin kendisini destekler bir hal alınca sanal bir balon yaratıldı. Şimdi ise yanlış çalışan bir küresel finansal sistem yanlış kurgulanmış bir parasal birliğin odağında çözüme kavuşturulmaya çalışılıyor. Finansal mimari yanlış, onu ayakta tutmaya çalışan ayaklar da çürük. Avrupa, birliği derinleştirmek yerine yaygınlaştırınca çözüm odağını kaybetmiş bir oluşum yarattı. Sizce bu sorunun çözümü ne kadar zaman alır?

Arda Tunca
(İstanbul, 08.06.2012)