Pages

Wednesday, May 30, 2012

Türkiye'nin Uluslararası Yatırım Pozisyonu

Bir ülkede yaşayan yatırımcıların dış ülkelerde yaptıkları yatırım toplamıyla yabancıların o ülkede yaptıkları yatırım toplamı arasındaki farka uluslararası yatırım pozisyonu deniyor. Bir ülkedeki yerleşik kişi ve kurumların yabancı ülkelerdeki yatırımlarına varlık, yabancıların o ülkedeki yatırımlarına ise yükümlülük adı veriliyor. Bir şirket bilançosu mantığında bir tasnif sözkonusu yani. Türkiye'nin uluslararası yatırım pozisyonu, her üç ayda bir T.C.M.B. tarafından yapılan istatistiki çalışmalar sonucunda açıklanıyor.

Türkiye, sürekli olarak uluslararası yatırım pozisyonu ekside olan bir ülke. Yani, yukarıda verilen tanıma göre varlıkları yükümlülüklerinden daha düşük. Bunun daha da somut anlatımı, bizim ülkemizdeki yatırımcıların, bizim ülkemize gelen yatırımcılara göre yurt dışında daha az yatırım yaptığıdır.

Yapılan yatırımları, doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları, diğer yatırımlar ve rezerv varlıklar (bu kalem yükümlülükler tarafında yer almamaktadır) başlıkları altında takip edebiliyoruz. Doğrudan yatırımlar, bir ülkeye mal veya hizmet üretmeye gelen sermayeyi ifade ediyor. Portföy yatırımları, hisse senetleri ve bono/tahvil türündeki yatırım araçlarına yapılan yatırımları ifade ediyor. Diğer yatırımlar kaleminin altında ise, temel olarak kredi ve mevduat hesapları bulunuyor. Rezerv varlıklar ise, ağırlıklı olarak altın ve yabancı para cinsinden mevduat ve menkul değerleri içeriyor.

2011'in sonunda, -$325.9 milyar olan net uluslararası yatırım pozisyonumuz, 2012'nin Mart ayı sonunda -$380.9 milyar düzeyine ulaşmış. 2012'nin Mart sonu itibariyle, varlıklarımız $177.9 milyar, yükümlülüklerimiz ise $558.7 milyar düzeyinde. Türkiye'nin dış alemle ekonomik ilişkilerinin artışını, başkaca verilere ek olarak uluslararası yatırım pozisyonu üzerinden de takip edebiliyoruz. 1996 yılında rakam, -$54.8 milyar. O tarihte, varlıkların düzeyi $27.6 milyar ve yükümlülüklerin düzeyi $82.4 milyar. Yani, bugüne göre çok düşük seviyelerde.

1996 yılından 2011 yılı sonuna kadar geçen sürede, uluslararası yatırım pozisyonumuz hiç artıya geçmemiş. Genel olarak, ortaya çıkan yükümlülük lehine net rakamda düzenli bir artış sözkonusu. Sadece, üç yılda gerileme var. Bu yıllar, 2001, 2009 ve 2011. Dikkat edilecek olursa, bu yılların hepsi kriz yılları. 2001, bizim krizimizin yılı. Diğer iki yıl ise küresel kriz yılları. Bu üç senenin her birinde hem varlıklarımız hem de yükümlülüklerimiz düşmüş. Yükümlülüklerimiz sırasıyla, 2001'de %9.8, 2008'de %20 ve 2011'de 8.2'lik düşüşler kaydetmiş. Ancak, varlıklarımızın aynı yıllardaki düşüşleri sırasıyla %1.8, %2.9 ve %5. Yani, krizin coğrafi kaynağından bağımsız olarak biz, yurt dışındaki yerleşiklerin bize olan güveninden, biz onlara daha fazla güveniyoruz. Yabancıların bizim ülkemizden çekildikleri kadar süratli bir şekilde biz onların ülkelerinden çekilmiyoruz.

2012 yılının Mart sonu itibariyle, ülkemize çektiğimiz portföy yatırımı tutarı $127.5 milyar. Bu da, toplam yükümlülükler içinde %22.8'lik bir paya sahip. Ülkemize gelen krediler ise, toplam yükümlülükler içinde %38.3 oranında bir pay işgal ediyor. Bizim varlıklarımız ise yurtdışında mevduat ve menkul kıymet ağırlıklı olarak duruyor. Bu iki kalemin toplam varlıklar içindeki payı %64.2. Toplamı ise, $114.2 milyar.

Uluslararası net yatırım pozisyonumuzun mesajı şu: Dünyada ya da bizde çıkan herhangi bir krizde ülkemizden mutlaka fon çıkışı gerçekleşiyor. Kırılganlığımızla ilgili bugüne kadarki yorumlarımıza yatırım pozisyonu cephesinden de benzer bir bakış açısıyla yaklaşabiliyoruz. Yükümlülüklerimiz içinde portföy yatırımlarının önemli bir payı var.

Cari açık sorunumuz nedeniyle, yurt içine fon girişini sağlamak zorundayız. Bu nedenle, uluslararası yatırım pozisyonunun ekside olmasını bir olumsuzluk olarak algılamamalıyız. İçerideki fonu, ülkemizde tutmak zorundayız. Bunu da, kendimizi dünyada bir istikrar sembolü olarak göstererek ve faiz oranlarını belli bir seviyede tutarak sağlıyoruz (*).

Ekonomiyi soğutmak yönündeki kararlarımıza uluslararası yatırım pozisyonu açısından baktığımızda da diğer açılardan yaptığımız analizlerle aynı sonuçlara varıyoruz. Daha çok nicelik olarak ortaya koymaya çalıştığım bu manzaranın nitelik olarak kısa vadede değişmesi pek mümkün gözükmüyor. Mevcut teşvik paketinin çok efektif olmadığını ve coğrafi vurgunun ağırlıklı olduğunu ve sektörel vurgunun zayıf kaldığını daha önce dile getirmiştik. Portföy yatırımları yerine daha fazla doğrudan sermaye çekebilecek konumda olmalıyız ama kısa ve orta vadede bunu gerçekleştiremeyeceğiz.

Kısaca, hassas bir dengede gitmekteyiz. Yurt dışındaki gelişmelerin iç piyasamızı şekillendirmede ağırlığını arttığı bir dönemde, uluslararası yatırım pozisyonumuzu analiz etmek her zamankinden daha önemli. Ancak, konuyu ödemeler dengesiyle kesinlikle karıştırmayalım.

(*) Faiz oranlarına ilişkin yorum, sadece T.C.M.B. politikaları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Arda Tunca
(İstanbul, 30.05.2012)