Pages

Tuesday, May 15, 2012

Küçülen Uluslararası Bankacılık

Dünya ölçeğinde faaliyette bulunan bankalar, uluslararası arenadan bir süredir çekilmekteler. Her krizin öncesinde olduğu gibi, uluslararası ölçekte faaliyet sürdüren bankaların yüksek kaldıraç oranlarıyla çalıştıkları bir süreç krizle birlikte sona erdi. Uluslararası alanda bankalar, birbirlerine fon sağlamanın yanı sıra, faaliyette bulundukları ülkelerin reel sektörlerini de farklı kredi türlerini sunarak desteklemekteydiler. Uluslararası bankaların küresel piyasalarda giderek aktif hale geldikleri süreçte aktiflerinin hemen hemen üçte biri, ait oldukları ülkelerin dışında idi. Bugün, çok farklı bir manzara var ortada.

Küresel krizle beraber, özellikle Avrupa bankalarının fonlanma olanaklarının şiddetle daralması sonucunda bankaların aktiflerini satmaları gündeme geldi. Gelinen noktada, Avrupa bankalarının $2.6 trilyonluk aktiflerini bu yolla temizlemeleri sözkonusu oldu. Avrupa Merkez Bankası'nın Aralık 2011 ve Şubat 2012'de gerçekleştirdiği 3 yıl vadeli ve ucuz fonlamalar da Avrupa piyasalarına güven vermeye yetmedi ama bankalara borç çevirme konusunda kısa vadede bir katkı sağladı. Piyasalara güven gelememesinin temel nedeni, finansal sistemin asli fonksiyonlarından kopmuş olması ve reel ekonomiyi destekleyememesiydi.

Uluslararası bankacılığın, ulusal sınırlara geri çekilmesi sadece Avrupa bankalarına değil, dünyanın diğer diğer bölgelerindeki küresel bankalarına da ait bir olgu olarak ortaya çıktı. Böylece, kredi mekanizmaları dünya genelinde ağır işleyen ya da tamamen durma noktasına gelmiş bir sürece girdi.

Bankaların ulusal sınırların ötesinde gerçekleştirdikleri operasyonların kendi gerçekleştirdikleri fon hareketlerinin ötesinde katkıları da olmaktadır. Yani, bir bankanın başka bir ülkeye fon taşıması, bankacılık kaynaklı olmayan fonların da o ülkere yönelmesine sebep olmaktadır. Çünkü, bankaların bir ülkedeki varlığı, o ülke hakkında sahip oldukları makro ve mikro ekonomik bilgilerin bir sonucu olarak başka finansal kuruluş ya da reel sektör firmalarına referans olma özelliği taşımaktadır. Dolayısıyla, bankaların ulusal sınırlara çekilmesiyle beraber banka dışı kaynaklı fonların da bir geri çekilme sürecine girdikleri gözlemlenmektedir.

Uluslararası bankaların kendi ülkelerine geri dönmeleri, ilgili ülkelerin pek de hayrına olmamaktadır. Zira, fonlanma ihtiyacı duyan bu bankalar, kendi hükümetleri yoluyla fonlanmaktadırlar ki bunun anlamı ülkede vergi ödeyen nüfusun banka kurtarma operasyonlarına katkı yapmak zorunda kalacağıdır. Bir yandan kamu maliyesi hasar görmekte, diğer yandan da ülkelerin çalışan nüfusları bu ekonomik yükün altına girmektedir. Kamu kesiminin borçlanma gereksinimini karşılamada kullandığı bono ve tahviller de yine bu bankalar tarafından satın alınmakta ve ekonomik sistem kendini bir sarmalın içinde bulmaktadır. Nitekim, Avrupa Merkez Bankası'nın yukarıda sözü edilen Aralık ve Şubat aylarındaki fonlamalarında da benzer gelişmeler izlenmiştir.

Uluslararası alanda gözlenen tüm kriz öncesi ve sonrası gelişmeler, pekçok temel ekonomik kuralın ve prensibin sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Basel III kriterlerinin hayata geçirilmesine ilişkin planlar, Dodd-Frank yasasının bir parçası olarak Volcker Kuralı'nın adapte edilmesi gibi gelişmeler bu sorgulamaların sonuçlarıdır. Yeni getirilen ya da tekrar hatırlanan temel finans ya da ekonomi kurallarının genel ekonomik düzene katkısı mutlaka vardır ama küresel bir düzende bu kuralları uygulanabilir hale getirmek kısa vadede neredeyse imkansızdır.

Uluslararası bankaların, yüksek kaldıraç ile fon sağlamalarının sonunda ortaya çıkan süratli geri çekiliş, kendi ülkelerinde verdiği hasarın yanısıra, geri çekildikleri ülkelerde de önemli fonlama açıkları yaratmaktadırlar. Özellikle, yabancı bankaların varlığına çok alışmış olan ülkelerde (örneğin, Doğu Avrupa ülkeleri) uluslararası bankaların gidişiyle beraber önemli fonlama açıkları ortaya çıkmaktadır ki bunun sonucu da o ülkelerde yatırım harcamalarının düşmesidir. Küresel bankalar, kriz öncesinde ticari gayrimenkul, şirket satınalmaları, sendikasyon kredileri, altyapı yatırımları ve emtia finansmanında son derece aktifken, bu alanlardaki faaliyetlerini krizin etkisiyle önemli ölçüde küçültmüşlerdir. Dolayısıyla, hem küresel sistemdeki finans piyasalarının hem de pekçok ülkedeki reel sektör firmasının fonlama olanakları daralmıştır. Özellikle, emtia finansmanı gibi fiyat ve vade açısından akreditifler yoluyla kapalı pozisyonda çalışan fonlama süreçlerinin krizlere dayanıklı olma ve devamlılık özellikleri 2008 ve sonrasındaki dönemde ağır hasar almıştır. Bunun sonucunda, sınırlar ötesindeki ticari faaliyetler ve yatırımlar baş aşağı bir seyir izlemiştir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım sebeplerle bankacılık, ulusal yönleri ağır basan özellikleriyle reel sektörün taşıdığı özellikleri taşımaz. Kendine özel kurallarıyla pekçok başka sektörden ayrılan özelliklere sahiptir. Bankaların hem makro hem de mikro düzeydeki risklerinin ve bu risklerin bulaşma olasılıklarının çok iyi analiz edilmesi gerekir. Analiz mekanizmalarının da kanunlarla devreye alınması zorunluluktur. Bu nedenle, iyi dizayn edilmiş Volcker Kuralı ve benzeri düzenlemelere hem ulusal hem de uluslararası düzeyde dünyanın ihtiyacı var.

Arda Tunca
(İstanbul, 15.05.2012)