Pages

Wednesday, May 2, 2012

Krugman'ın Bernanke Eleştirisi

24 Nisan 2012 tarihli Herald Tribune gazetesinde, Paul Krugman tarafından bir yazı kaleme alındı. Bu yazı, Amerikan merkez bankası başkanı (F.E.D.) Ben Bernanke'ye bir eleştiri niteliğindeydi. Başkan Bernanke'nin Profesör Bernanke'yi dinlemesi gerektiğini yazıyordu Krugman. Eleştirinin temelinde, Bernanke'nin akademik hayatında ileri sürdüğü fikirlerle F.E.D. başkanı olarak ortaya koyduğu uygulamalar arasındaki eksik paralellikler (çelişki demek ağır olur) bulunmaktaydı.

Bernanke, akademik yaşamının önemli bir bölümünü 1929 yılındaki Büyük Buhran'ı ve Japonya'nın 1990'larda yaşadığı deflasyonist süreci inceleyerek geçirmişti. Yaklaşımları, iktisatta Keynesyen Okul olarak bilinen okulun öğretileri ile örtüşmekteydi. Yani, kriz haline giren bir gelişmiş ülke ekonomisinin krizden çıkışı için toplam talebi arttırmak amacıyla genişleyici ekonomik politikaların uygulanması gerektiğini savunuyordu. Diğer bir ifadeyle, krizden çıkılması için piyasanın kendi dinamikleri yeterli olamayacak ve kamu müdahalesi bir zorunluluk haline gelecekti. Bernanke'nin fikirlerinde herhangi bir değişiklik olduğu düşünülmese bile, üstlendiği görevin gereği olarak ve politikanın etki alanına girerek akademik yaşamındaki fikirlerini uygulamakta yetersiz kaldığını düşünüyor Krugman. Başkan Bernanke'nin profesör Bernanke'ye kulak vermesi gerektiğini dile getiriyor.

Keynes, Büyük Buhran'a önlem olarak fikirlerini ortaya attığında, para politikasının yetersiz olduğunu ve asıl olarak maliye politikasının öneminin büyük olduğunu ileri sürüyordu. Ancak, finans piyasalarının zamanla artan önemi nedeniyle para politikalarının da krizlerde genişleyici olarak devreye alınması gerektiği gerçeği ortaya çıktı. Böylece, para politikasını da maliye politikası gibi genişleyici yönde kullanmayı öneren iktisatçılar, Keynesyen Okul şemsiyesi altında, değişen ekonomik koşullara uygun olarak Keynes'in fikirlerini geliştirdiler ve bu okulun varlığını devam ettirdiler. Bernanke de Japon merkez bankasını eleştirdiği dönemde, bankanın ekonomiyi canlandırmak yönündeki uygulamalarını yetersiz bulduğunu ifade ediyordu. Yani, Keynesyen bir yaklaşımla, Japonya'nın krizden çıkabilmesinde Japon merkez bankasının daha aktif rol üstlenmesini istiyordu.

F.E.D.'in temel olarak pekçok başka merkez bankalarının aksine iki misyonu var: Birincisi, fiyat istikrarını sağlamak, ikincisi de istihdamı mümkün olan azami seviyede tutmak. Genel olarak merkez bankaları, sadece fiyat istikrarını sürdürmekle yükümlüler. Ekonominin zayıf olduğu, işsizliğin geçmiş dönemlere göre daha yüksek seyrettiği ve enflasyonun da çok yüksek olmadığı bir ortamda, herhangi bir merkez bankasının faiz oranlarını indirerek kredi fiyatını düşürmesi ve bu yolla yatırımların  ve istihdamın artmasına katkı sağlaması beklenir. Ancak, A.B.D.'de faiz oranları düşebilecekleri en düşük seviyedeler. Yani, para politikasının en güçlü aracı sonuna kadar kullanılmış durumda. Bu noktadan sonra, faiz oranını bir politika aracı olarak kullanma olanağı kalmadığında ve düşük faize rağmen makro ekonomik dengelerin değişememesi durumuna iktisatta likidite tuzağı adı veriliyor. A.B.D. de bu tuzağa düşmüş durumda. Bankanın yaptığı açıklamalar, 2014 sonundan önce bu faizin yükseltilmeyeceği yönünde. Demek ki F.E.D., 2014 sonuna kadar ekonominin zayıf durumdan ancak kurtulabileceğini düşünüyor.

Likidite tuzağına düştükten sonra alternatif politikalar gündeme geliyor. F.E.D.'in iki kez uyguladığı alternatif politika, parasal genişleme oldu. Bunun anlamı da, piyasadan bono satın alarak piyasaya likidite sağlamak. Böylece, bono fiyatları yükselirken, faizleri düşüyor ve piyasada borçlanmanın maliyeti aşağı iniyor. Burada dikkat edilmesi gereken, F.E.D.'in kısa vadeli faizleri indirdiği. F.E.D., böyle bir genişlemenin üçüncüsünü gerçekleştirmenin henüz bir gereği olmadığını söylüyor. Yani Bernanke, F.E.D.'in bu noktadan sonra, şimdilik yapacak başka birşeyi olmadığını söylemiş oluyor.

Krugman, Bernanke'nin yetersiz kaldığı iki temel noktaya vurgu yapıyor. Öncelikle, sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli faizleri de düşürmek için tahvil alımının da gerektiğini dile getiriyor. Eş anlı olarak, şu anda %2 olan uzun dönemdeki enflasyon beklentisini de yukarı çekerek, piyasaya para politikasının daha gevşek olarak kullanılacağı mesajı vermesini istiyor. Böylece, enflasyonun yükseleceği ve paranın net bugünkü değerinin erozyona uğrayacağını düşünen ve elinde likit varlık tutanların, bu varlıkları harcamaya geçeceklerini ileri sürüyor. Bu da ekonomik canlanma demek. Krugman, enflasyonist beklentileri yönetmenin bugünkü harcamalar üzerindeki etkilerinin önemini bir süre önce New York Times gazetesinin blog bölümünde ayrıca anlatmıştı.

İki önemli ve benzer görüşlere sahip iktisatçının ayrıştığı bir noktaya Krugman sayesinde tanıklılık ediyoruz. Bernanke'nin konumu gereği bu tartışmayı medya üzerinden yapma şansı yok. Ancak, fikirleri ve uygulamaları arasındaki eksik paralellik Krugman'ın eleştirisiyle gündeme getirildi. Keyifli bir zihin jimnastiği. Krugman eleştirilerine devam ederse, kendisini okumaya devam etmekte fayda var. Bu arada, Krugman'ın eleştirisinin orjinali şu adreste: http://www.nytimes.com/2012/04/29/magazine/chairman-bernanke-should-listen-to-professor-bernanke.html?_r=1&pagewanted=all

Arda Tunca
(İstanbul, 02.05.2012)