Pages

Friday, April 27, 2012

Yine Avrupa

İran, petrol fiyatları, Suriye, Euro, depresyon, resesyon, Sarkozy, Merkel... Uluslararası gazete ve dergilerin başlıkları sürekli bu kelimelerle dolu. Aylardır süregelen ekonomik ve siyasi dalgalanmalarda biri biraz daha öne çıkıyor, sonra yine başa dönüp aynı başlığı bu defa başka bir perspektiften masaya yatırıyoruz. Olan biten herşey bizi derinden etkiliyor ya da etkileme potansiyeli çok büyük. Diğer konular biraz fırsat tanıyınca, Avrupa konusu yine dünyanın gündemine oturdu.

Bu yazıyı rakamlara boğmak istemiyorum. Biraz arkama yaslanıp, kuş bakışı bir gözle olayları değerlendirmek istiyorum.

Avrupa, Maastrict kriterleriyle ortaya koyduğu bütçe disiplinini kriz yokken bile sağlayamamışken, krizin tam ortasında sıkılaştırıcı politikalar uygulamaya kalkışıyor. Sözümona, sıkı politikalarla piyasalar güven bulacak. Avrupa'lı politikacılar böyle düşünüyor. Oysa ki, Avrupa'yı daha da derin bir ekonomik sıkıntıya sokmaktalar. Bunun anlamı, daha derin ekonomik ve sosyal kriz. Yaşlı ve inatçı kıta çareyi yanlış bir felsefe ekseninde arıyor.

Avrupa'lı politikacılar, kendi aralarında "birlik" göstergesi olabilecek anlaşmalar sağlayamıyorlar. Kendi halklarını zora sokacak politikalar uygularken, politikacıların yarattığı yönetim sorunu da sorunların üzerine biniyor, Avrupa'lı seçmenler de umutlarını kaybediyorlar. Bu da, yakın gelecekte Avrupa'nın siyasi yapılanmasının da değişeceği anlamını taşıyor. Marjinal fikirleri temsil eden partiler, bu gelişmelerden yararlanıyorlar. Fransa'daki ilk tur seçimler, bunu gösterdi.

İşsizlik ve özellikle genç işsizliği, Avrupa'nın en büyük derdi. İspanya, %50 ile başı çekiyor. 13. sıradaki Estonya'ya geldiğinizde bile oran ancak %25'e inebiliyor. Avrupa, bu insanlara daha fazla kemer sıktırıyor şimdi. Kullanilabilir geliri olmayan bu kesim, her türlü sosyal patlamaya hazır durumda.

Yunanistan sorunu sadece geçiştirildi. Sorun yerinde durmakta. İspanya'nın durumu da bankaların sermaye enjeksiyonuna ihtiyaç duyacağını gösteriyor. Yani, I.M.F. ve Avrupa'nın oluşturduğu fonların da bir süre sonra hiçbir şeyi kurtarmaya yetmeyeceği anlaşılıyor. Kısa vadede gün kurtarılabilir ama zorluklar daha çok uzun sürecek. İtalya ve İspanya'nın kamu borçlanma maliyetleri çok yükselmiş durumda.

İngiltere, resesyonu ciddi bir boyutta yaşıyor. Küçülme devam ediyor. Bir de Hollanda'nın siyasi krizi eklendi kötü manzaraya bu hafta. Nedeni de, ülkede uygulanmakta olan sıkı ekonomik politikalar.

Avrupa'nın bu anlayış ve yönetim tarzı ile kısa vadede kurtulması imkansız. Euro'ya ne olacağı bilinmez ama başka ortamlarda da dile getirdiğim gibi, küçülmüş ve birbirine benzer yapılara sahip ülkelerin oluşturduğu bir parasal birlik daha çok bir "birlik" görüntüsü verecek. Mevcut görüntü, optimizasyon ilkelerinin sözünü ettiği unsurları barındırmaktan giderek daha da uzaklaşıyor.

Avrupa'nın durumu, gelişmekte olan ülkeleri bir süredir dünya sahnesinde daha ön plana taşıyor. Geçen hafta gerçekleşen I.M.F. toplantıları da gösterdi ki, özellikle BRICS ülkeleri, uluslararası ekonomik kuruluşlarda daha fazla oy hakkı istiyorlar. Artık tek ya da çift değil, çok kutuplu bir dünya var. Dünya, küçülmeye devam ediyor. Global köyün ileri gelenlerinin sayısı artıyor.

Biz ise, dikkatli, temkinli ve basiretli bir yönetim ile devam etmek durumundayız. Yanıbaşımız bu kadar kötü iken, bizim için kendi içimizde sağlam durmamız çok önemli. Her zaman rakamlar ve sözleri destekleyen istatistiklerle konuşmayı severim ama bu defa herşeye biraz tepeden bakmayı ve son haftanın kafamdaki manşetlerini toparlayıp, paylaşmayı denedim.

Arda Tunca
(İstanbul, 27.04.2012)